Örgütü Korumak mı, Kadını Savunmak mı? – Kezban Konukçu

Devrimci örgütlerde yer alan biz kadınlar açısından en önemli açmazlardan biri de taciz ya da şiddet vakalarını devletin, sistemin hatta rakip (!) örgütlerin aleyhimize kullanmasına karşı örgütü koruma refleksine (!) karşı tutum alırken oluyor.

Sol içinde kadına yönelik fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddete dair “içeriden kadınlar” olarak yaşadıklarımıza ve tutum alma süreçlerinde karşılaştıklarımıza dair deneyimlerimizin önemli olduğunu düşünüyorum.

Karma örgütlerde bulunan kadınların eğer feministlerse birkaç açıdan netleşmeleri gerekiyor.

İdeolojik olarak sınıf mücadelesi önceldir sığlığından kurtulmak bunların başında geliyor. Sınıf mücadelesini her türlü kimlik mücadelesinden; kadın kurtuluş mücadelesinden, LGBTİ+ mücadelesinden, Kürt kurtuluş mücadelesinden, ekolojik mücadeleden ayrı ele almak anlamında sığlık…

Sosyalist feminist olarak her türlü ezilmişliğin ve sömürülmenin ancak sınıfsız bir toplumun inşasıyla mümkün olacağına inanmakla birlikte sınıfsız toplum mücadelesinin her aşamasında egemenliğin türlü şekilleriyle mücadele edeceğimiz, eril zihniyetle mücadelenin biz kadınlar için belki de sonsuza kadar süreceği (!) inancındayım. Bu sonsuzluk vurgusu komünizmin nasıl inşa edileceği, neye komünizm denileceği ideolojik tartışmalarının içinde tanımlı… Tabii ki sınıfsız topluma komünizm dendiğini biliyorum ama Sovyetler Birliği’nde reel sosyalizmin çözülmeye en yakın olduğu bir aşamada Komünist Parti’nin komünizme geçişi ilan ettiğini de unutmayalım.

Sınıfsız toplum kurma mücadelesini salt bir sınıfın kurtuluşu mücadelesi olarak ele almak meseleyi ciddi anlamda darlaştırıcı bir yaklaşım. Kapitalizmde işçi sınıfının toplumsal olarak yer aldığı konumdan dolayı burjuvaziye karşı verilen mücadelede öncü sınıf olması gerektiği meselesini tartışmaya açmak bu yazının sınırları dışında. Ancak şu kadarı söylenebilir; kapitalizmin gidişatı, yapısal dönüşümü, robotik üretimin yaygınlaşması, açığa çıkan işsizliğin kalıcılaşma eğilimi göz önüne alındığına işsizlerin “lümpen proletarya” olması tespitiyle güvencesizlerin sınıf mücadelesinin dışında tutulması meselesini ne yapacağız mesela?

Sosyalist mücadele sadece kimlik mücadelesini içermekle değil sınıf meselesine dair bakışını güncellemekle mükellefken kadın mücadelesinin sınıf mücadelesini kestiğini söylemek en “iyi niyetli” ifade ile sığlık oluyor. Ama biz biliyoruz ki mesele sadece sığ yaklaşmakla sınırlı değil. Her egemen toplumsal kesimin yaptığı gibi sol içindeki erkekler de konfor alanlarını korumak, egemenliklerini sürdürmek, kimisi de suçlarını örtbas etmek için bu söyleme sarılıyor. Bizim açımızdan ise ideolojik netlik son derece önemli oluyor.

Önümüze gelen şiddet, taciz ya da eril zihniyetle kadın yoldaşımızın manipüle edilmesi gibi meselelere çok duru bir şekilde bakmakta zorlanabiliyoruz. Kadının beyanı esastır, ilkesinin bile çok iyi anlaşılmadığını görüyoruz. Belki çok saçma gelecek ama “Ne yani o zaman bir kadın sevmediği bir erkek hakkında bir iddiada bulunabilir, o zaman ne yapacağız?” yaklaşımına açık ve net cevap verebilmeliyiz. Kadın şiddet ya da taciz beyanında kolay kolay bulunamıyor. Çünkü çok iyi biliyor ki zorlu bir süreç bu. Çünkü genellikle bu suç tanığın olmadığı bir ortamda işleniyor (zaten büyük oranda bu yüzden bu ilke oluşturuldu). Beyanın ardından konuyu her anlattığında defalarca aynı travmayı yaşayabilecek kadar sağlam bir psikolojiye, “ama” diye başlayan sorulara cevap verecek kadar güce ihtiyacı oluyor. Çocukluğundan beri yaşadığı binbir türlü eril müdahale, taciz ve şiddetin toplam travması sırtında, bu zorlu yola düşecek gücü en başta en yakınındaki kadın yoldaşlarından alabilmesi gerekiyor. Bazılarımız da “Senin kadar güçlü bir kadın buna nasıl izin verdi, şimdiye kadar neden sustu?” sorusuna verebileceği bir cevabı olmak zorunda hissetmemeli kendisini… Bizi ‘güçlü’ görünmek zorunda bırakan ya da ‘güçlü’ olmaya zorlayan eril zihniyet değil mi zaten? ‘Güç’ ezilmiş bir kesimin kendini korumak ve bu ezilmişliğe son vermek için örgütlenmesinde, dayanışmasında cisimleştiğinde anlamlı. Yoksa kendimizi korumak için sert görünmek, erkekler gibi siyaset yapmak zorunda kalmak da ayrı bir başlık olarak tartışmaya açık. Gücümüzü ideolojik olarak net olmak, her koşulda dayanışma içinde olmak ve feminist mücadeleyi büyütmekte bulabiliyoruz. Hele bazılarımız da “o biraz şey…” yaklaşımıyla mücadele etmek zorunda kalabiliyor. Suçlarını bastırmak için kadınların özgürlük alanlarını ‘ahlak’ sınırları içinde ele alan bu yaklaşıma karşı da son derece uyanık olmalıyız. Bir kadın ‘biraz şeyse’ bundan size ne! “Ama ortamı deforme ediyor!” Erkeklerin erillikleri ortamı deforme etmiyor ama ‘biraz şey’ kadınlar ediyor. Solun ‘ahlaksal’ bakışını feminist mücadele sayesinde epey bir sorgulattık ama daha çok yolumuz var. Bir erkeğin genç sevgilisi olması sorun olmaz ama bir kadın için bu ‘biraz şey’ olmaktır, bir erkek sık sevgili değiştirebilir ama bu kadın için sorundur, bir erkek poligami yaşayabilir ama bu bir kadın için ‘biraz şey’ olmak hatta ‘şansını’ değerlendirmek isteyen erkekler için açık bir hale gelmektir. Yaşanan duruma bir kadın taciz diyorsa onun cinselliğini nasıl yaşadığı meselesine bakılmadan konu değerlendirilebilmelidir. Eril zihniyetin kendini var etmek için kullandığı her argümanı sorgulayabilmeliyiz. Unutmayalım ki genellikle sol içindeki taciz vakalarında belli bir konumu olan erkekler daha genç kadınlara dönük bu suçu işliyor. Kendilerince zayıf gördükleri ya da ‘biraz şey’ kadınlar onların hedefi oluyor.

Devrimci örgütlerde yer alan biz kadınlar açısından en önemli açmazlardan biri de taciz ya da şiddet vakalarını devletin, sistemin hatta rakip (!) örgütlerin aleyhimize kullanmasına karşı örgütü koruma refleksine (!) karşı tutum alırken oluyor. Kadına yönelik işlenen bu suçların tanıksız ortamda işlenmesi, kadınların kendilerini yeterince güçlü ve güvende hissetmediği için meseleyi geç açıklaması, bazen de doğrudan başvuru yerine dolaylı yollar seçmesi hep kadının aleyhine kullanılıyor. Bu durumları kullananlar aslında örgütü değil erkek egemen anlayışın konfor alanlarını korumuş oluyor. ‘İspatlanmamış’ durumlarda ve soruşturma aşamasında alınması gereken tedbirler (adı geçen erkeğin tüm görevlerinden el çektirilmesi gibi) devletin eline koz vermeyelim, yaklaşımıyla engellenmeye çalışılabiliyor. Örgüt, içi boş bir kurum değildir. Amacı ve ilkeleriyle vardır. Töre cinayetlerinde ‘aile’ kurumunu korumaya çalışan yaklaşımın değişik bir biçim almış haline karşı uyanık olmalıyız. Örgütü korumak adına bazen bir erkeğin korunmaya çalışılması ne kadar da saçma görünüyor aslında. Ama biz biliyoruz ki orda bir kişi değil bir zihniyet korunuyor. Yapılan bir hata ya da işlenen bir suç karşısında tutum alan bir örgüt tam tersi güçlenir aslında. Önemli olan o örgüt içinde eril zihniyetle konfor alanını koruyan, hegemonyasını sürdürenleri ifşa edebilmektir.

Meselenin soruşturma aşaması da çok önemli. Genelde sol örgütlerde soruşturmayı karma olarak kurulmuş olan hatta çoğunu erkeklerin oluşturduğu disiplin kurulları yürütüyor. Bu da soruşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesini engelliyor. Kadına yönelik işlenen suçlarda soruşturma tamamen kadınlardan oluşan bir kurul tarafından yürütülmelidir. Örgütün bu konuda yeterli kadın bileşimi yoksa feministlerden destek alınabilir. Adı geçen erkek, soruşturmanın sonuna kadar tüm görevlerinden el çektirilmelidir. Soruşturma mümkün olan en kısa zamanda sonuçlandırılmalıdır. Hatırlatmak belki gereksiz görülebilir ama maalesef bilmeyen çok, kadının beyanı esastır ilkesi gereği adı geçen erkek suçsuz olduğunu kanıtlamak zorundadır.

Bütün bunların yapılması ne kadar da zor görünüyor bir taraftan. Mücadeleyi her alanda yürütürken aslında içinde bulunduğumuz karma örgütleri de bunun dışında tutmamak işimizi kolaylaştırır. Güçlü yoldaşlık bağları sisteme karşı mücadelede bizi ayakta tutuyor. Ancak bu bağların ezilmişlikleri yeniden üreten bir noktadan uzak olması için biz kadınlara çok fazla iş düşüyor. Erkek yoldaşlarımızla kurduğumuz ilişkide onların erkek olduğunu hiç unutmamalıyız. Her türlü egemenlik ilişkisinde olduğu gibi ezilen kesimin bağımsız duruşunu, aklını, fikrini örgütlemesi son derece önemlidir. Onlar zaten biliyor ve düşünüyor, onlar deneyimli, o zaman doğrudur yaklaşımı eril zihniyeti yeniden yeniden üretiyor. Kendine güven noktasında dezavantajlı durumumuzu birbirimizden güç alarak, dayanışarak, birbirimizin aklına daha çok değer vererek, feminist mücadeleden beslenerek, bağımsız kadın mücadelemizi büyüterek bertaraf edebiliriz.   

Authorrr

Yazarın Diğer Yazıları