Gezi ve sonrası
DEM Parti içinde yegâne önceliği sürecin ilerletilmesi olan ve bunun için de iktidarla karşılıklı jestleşmenin muhalefet bloğunu moral olarak çökertici etkilerini önemsemeyen, hatta bu çökmeyi bir avantaj olarak gören bir aklın da varlığı göze çarpıyor.

İmralı ziyaretinin bu seviyede bir politik anlam kazanmasıyla, “özel yasa” tartışmasıyla ilerlemekte olan sürecin doğası arasında önemli bağlar kurabilmek mümkün.
Müzakereler, Suriye’de savaşın sonuçlanması ve ülkenin büyük oranda ABD, İsrail, Körfez ve Türkiye ekseninde yeniden yapılandırılmasının başlatılmasıyla ülke içinde rejimin kendi iktidarını de facto seçimsizleştirme yoluyla mutlak biçimde kalıcılaştırılması arayışlarının kesiştiği bir momente denk geldi. Bu konjonktür olağanüstü bir biçimde Türkiye’de Kürt Sorunu ekseninde yaşanan çatışmaların yeni bir düzleme taşınması olanağını yarattı. Kürt Hareketi 2015 sonrasında yığınağının en önemli kısmını gerçekleştirdiği Suriye’de kazanımlarını hukukileştirmeyi en belirgin hedef haline bir süredir getirmişti. Dolayısıyla Esad’ın ve Rusya’nın devreden çıktığı koşullarda yeni güç dengeleri ortaya çıkarken Türkiye’nin saldırganlığını çevrelemek, Türkiye’de demokratikleşme talebini de aşacak düzeyde önemli bir öncelik haline geldi. Aynı zamanda İsrail’in şiddetlendirdiği savaşın bölgede İran eksenli direniş cephesini de büyük oranda çökertmesinin açtığı alanlardan kaynaklı olarak Türk devletinin en azından belli kanallarında risk algısını yükseltmesi de müzakere zemininin ortaya çıkmasını kolaylaştırdı. İsrail’in Kürtlere yönelik ilgisi ve olası İran Savaşı esnasında bu zeminde bir ittifakın gelişebilmesi olasılığı Kürtlerle ittifak kurmayı Türkiye açısından oldukça üzerinde düşünülebilir bir seçenek haline getirdi. Bahçeli’nin süreci ivmelendirmek için ortaya koyduğu telaşı İran’ın destablizasyonu planlarının eli kulağında olmasıyla ilgili olarak da düşünülebilir. ABD’nin diktesinin belirleyici önemde olduğunun altını yeniden çizmeye gerek yok.
Dış etkenin yanı sıra Erdoğan’ın CHP’yi yalnızlaştırma ve olabildiğince kolunu kanadını kırma önceliğinin de yürütülen süreçle uyumlandırılabilecek parçalarının olması işlerin kendine özgü bir tempoda da olsa ilerlemesini destekleyen bir kaldıraç olarak değerlendirilebilir. Bu anlamda 1 Ekim’de Meclis’te ortaya çıkan ve tepki toplayan fotoğrafın gelişmelerin görece hızlandığı bir momentin oluşumunda önemli bir miltaşı işlevi yüklendiği düşünülebilir. Erdoğan’ın kendi taktiğinde ilerleme hissetmesi bir sonraki aşamaya yol verilmesi açısından önemli oldu. 19 Mart sonrasında ortak pozisyonlarını büyük oranda korumayı başaran muhalefet güçleri arasındaki çatlak 1 Ekim sonrasında büyüme görüntüsü veriyor. DEM Parti içinde yegâne önceliği sürecin ilerletilmesi olan ve bunun için de iktidarla karşılıklı jestleşmenin muhalefet bloğunu moral olarak çökertici etkilerini önemsemeyen hatta bu çökmeyi bir avantaj olarak gören bir aklın da varlığı göze çarpıyor. İmralı’ya gitme kararı sonrasında bu çatlağın derinleşmesini önemsemeyen hatta bu yönde gelişmesi için özel olarak yönelim içinde bulunan kimseler daha da görünürlük kazandı. Türkiye’de iktidar değişimine oynamayı risk olarak gören ve eldeki kuşu daldaki kuşa tercih eden bir akıl bu, bir tür reel politik. Erdoğan ülke içerisinde itibar kaybetse de ülke dışında bağlarını güçlendirdiği oranda beklentisi bu yönde olan kesimlerin de sesi daha gür çıkmakta çünkü “NATO’nun iradesinin” kadir-i mutlak olduğuna kaniler.
İmralı ziyaretinin müzakerenin en kritik eşiklerinden birisi haline gelmesi demokratikleşme yönünde adımlar atılacak alanın neredeyse sıfır olmasından da kaynaklanıyor. İktidarın en başından itibaren kitleleri süreç ile cesaretlendirmemek için son derece dikkatli olduğu açıkça görülüyor. Toplumun devreye girmesinin süreci demokratikleşme yönünde iteceği bilindiği için müzakere neredeyse sadece bürokratik zeminde muhataplar ve aktörler arasında sıkıştırılmak isteniyor. Dolayısıyla aktörlerden birisinin muhataplığını güçlendirme hamlesi demokratikleşme beklentisini de ikame eden bir gösteren anlamı kazanabildi. Demokratikleşme noktasında hiçbir adıma yol vermeyen iktidar, en basit yargı kararlarını uygulamaktan imtina eden rejim oldukça radikal bir adım gibi görünen İmralı ziyaretine sonunda yeşil ışık yakabildi. Bu yeşil ışığın oluşabilmesi için muhalefette çatlak görüntüsünün ortaya çıkabileceği uygun moment seçilmiş oldu.
Tabii ki en büyük Kürt isyanının liderinin rejimin açık temsilcileri tarafından ziyaret edilmesi küçümsenecek ve sıradanlaştırılacak bir adım değildir ve sürecin geri dönüşsüzlüğü açısından önemli bir politik ve sembolik anlama da sahiptir. Peru’da Aydınlık Yol hareketi ülkenin üçte birini kontrol eden bir güçken başkan Gonzalo yakalanıp tecrit edildikten sonra büyük bir hızla zayıflamıştı. Kürt hareketi Ortadoğu gibi bir kurtlar sofrasında oldukça zor koşullarda Öcalan’ı da bir politik aktör olarak koruyarak varlığını sürdürmeyi başardı. Bunun başarılması için geliştirilen kimi pragmatik ilişkiler bu gerçeğin görülmesine engel olmamalı. Akıl ve iradenin bir düzeyde sentezlenmesi olmasa bu durum ortaya çıkarılamazdı.
Ancak ziyaret sonrasında yaşanan gariplikler de ikinci aşamaya geçilmesinin sembolik bir adım sonrasında düşünüldüğü kadar kolay olamayacağını gösteriyor. AKP temsilcisinin akıllara ziyan tavrı, iktidarın yol verdiği adımı atar atmaz unutma/unutturma eğiliminde olacağını gösteriyor. Sarayın ideolojik bekçileri İmralı gezisinin iktidara verilen desteği olumsuz yönde etkileyeceği konusunda bir tereddüde fazlasıyla sahipler. CHP eksenli iktidar bloğunun mutlak biçimde dağıtılamadığı koşullarda bu gezinin giderek yükselen milliyetçi dalganın da desteğini alabilen bir muhalefet bloğu olasılığı kaygılarını arttırıyor. Saflaşmanın bu yönde ilerlemesi DEM Parti içindeki liberal eğilimlerin iktidar ile açıkça yakınlaşma konusundaki arzularını daha güçlü bir biçimde ifade etmeye yöneltebilir.
Bu arada Suriye’deki gelişmeler ve Humus’ta yaşanan Alevilere yönelik pogrom hamleleri Batı’dan aldığı bütün açık desteğe rağmen Colani’nin siyasi iktidarını sağlam zeminlere dayandırma konusunda işin daha çok başında olduğu görüntüsünü de güçlendiriyor. Kurumsal altyapısı son derece zayıflamış ve çeteler koalisyonu görüntüsünü aşamamış bir yeni Suriye devleti hızlı altüst oluşlara açık olma görüntüsünü koruyor. İktidarın geziyi Öcalan’dan Suriye konusunda tavizler koparma özverisi olarak pazarlama taktiği de yaşanan bu gelişmelerden olumsuz etkileniyor. Ortada hala bir devlet görüntüsü verebilen yapı oluşmamışsa Kürtlerin kime kayıtsız şartsız entegrasyonu konuşuluyor?
Süreçin mahiyetiyle ilgili tartışmalar yürütmekten bu dönemin en uygun mücadele biçimlerini bulmaya terfi etmek ve oluşan koşulların olumsuz yönlerinden olabildiğince muaf kalabilmek adına yaratılan olanaklardan faydalanabilmek önemli bir öncelik olarak öne çıkıyor. “Söz ayırır, eylem birleştirir” yaklaşımı öne çıkarılmalı ve özellikle pahalılık ve işsizlik zemininde büyütülebilecek ortak mücadeleye yoğunlaşılmalı. DEM Parti’nin de bu zeminde bir plana sahip olması, çeşitli düzeylerde ittifakların önüne eylem planları koyması, MESS toplu sözleşmelerinin özellikle öncü rolü oynayabilecek proletarya mahfillerinde hareketliliğe yol açması konjonktürün uygunluğunun işareti.
Bizler açısından temel soru uzun bir süredir ortaya çıkması için mücadele verdiğimiz koşullar olgunlaştığında ne düzeyde bir enerji açığa çıkararak süreç içerisinde rol oynayabileceğimiz noktasında yoğunlaşıyor. İnisiyatif alan, kafası ve hedefleri net, enerjik bir varoluş ortaya koyulması gereken bir aşamadayız. Sis bombası etkisi yaratan tartışmaların izleyicisi ruh halinden hızla sıyrılarak sınıf hareketine eşik atlatabilecek “muhteşem aralık” penceresinin sonuna kadar açılması için kolları büyük bir şevkle sıvamalıyız.