İmralı görüşmesi
İmralı görüşmesinin somut sonucuna gelinirse, tarihsel önemi kadar büyük değildir. Öcalan’ın Suriye konusunda söyleyeceğine kilitlenen Cumhur İttifakı bu konuda beklediğini bulamamıştır. SDG’ye silah bırakması çağrısı üzerine yapılan spekülasyonlar bir anlamda boşa çıkmıştır. Sürecin bu konuda bir tıkanmaya uğradığı biliniyor.

Gerçekleşmesi de ardından tutanakların açıklanması da sorunlu olan komisyonun İmralı’da Öcalan ile görüşmesi önemli bir adımdır. Bir tabu yıkılmıştır. Ancak süreç ve ülke öyle şeyler yaşıyor ki, bu gelişmenin açabileceği olumlu sonuçlardan çok tabunun yıkılışının altında kimlerin kalacağı konuşuluyor. Bahçeli “varsın sonumuz daracağı olsun” diyerek yeni bir meydan okuma yaparken AKP ve CHP farklı yönlerden görüşmeye mesafeli kaldı. Görüşmede fotoğrafın alınmaması sembolik bir anlama sahiptir. Değil Öcalan’la aynı karede olmak, Hareketin herhangi bir üyesi ile aynı karede olmanın ardından nasıl cezalar getirdiği çok iyi biliniyor. Devletin ve Cumhur İttifakı’nın yarattığı bu kâbusun kendi üzerinlerine yıkılmadan hangi manevraların yapılacağının ince hesapları görülüyor.
Kürt sorununu çözmek şöyle dursun, çeşitli nedenlerle soruna ilgi duyan hemen herkesin “terörist” ilan edildiği günler kitlelerin bilincinde derin izler bırakmıştır. Kırk yıldır süren bu birikimden iktidar şimdi bile kolay bir dönüş yapamadığı için olan bitene “terörsüz Türkiye” adını koydu. Geçmiş on yılların olumsuz yığınağına rağmen süreç dura kalka da olsa hâlâ ilerliyorsa, bunun temel bir nedeni vardır.
Kürt sorunu artık “devletin beka sorunu” olmaktan çıkınca bölge ve dünya güçler dengesinin önüne geldi. Daha doğrusu epeydir böyle olmasına rağmen Ankara bunu artık kabul etmek istemiyordu. Olaylar şimdi bu kulvarda yürüyor. Ancak bu sorunun kolaylaştığı anlamına gelmiyor; tam tersine özellikle Ankara için hâlâ büyük zorluklar taşımaktadır. İleriye adımların da, geriye dönüşün de Ankara’ya maliyeti büyük olabilir.
Olayların akışı satranç tahtasındaki oyunu anımsatıyor. Ahmed el-Şara’nın Beyaz Saray’da kabulünün ardından bölgede Mesut Barzani’nin düzenlediği Duhok’daki Güvenlik Forumuna Mazlum Abdi çağırılarak uluslararası delegasyonun önünde çıkarıldı. Çok geçmedi, Cizre’de Şırnak Üniversitesi’nin bir formuna bu kez Ankara tarafından Mesut Barzani çağrıldı. Konuşmasında Barzani hem Erdoğan’a hem de Öcalan’a teşekkür etti.
Bu tabloya rağmen çok geçmeden Suriye’de yeniden çatışmalar başladı. Hatta Amberin Zaman’ın Kobani’deki temaslarına göre “Şam ile SDG arasında görüşmeler durdu.” Daha da ötesi SDG’den yapılan açıklamaya göre bundan sonra Şam ile görüşmelerin Alevi ve Dürzi’lerle birlikte yapılması istendi. Bu yeni bir durumdur.
İmralı görüşmesinin somut sonucuna gelinirse, tarihsel önemi kadar büyük değildir. Öcalan’ın Suriye konusunda söyleyeceğine kilitlenen Cumhur İttifakı bu konuda beklediğini bulamamıştır. Öcalan Suriye’de yapılan “10 Mart mutabakatı” çerçevesinde konuşmuş, buna önem verdiğini belirtmiştir. SDG’ye silah bırakması çağrısı üzerine yapılan spekülasyonlar bir anlamda boşa çıkmıştır. Sürecin bu konuda bir tıkanmaya uğradığı biliniyor. Yeni denge bulununcaya kadar bu sorun devam edecektir.
Bu tıkanmanın öbür yüzü Suriye’de bir çözümün Erdoğan’ın siyasi geleceğini nasıl etkileyeceği hayati noktasına gelip dayanıyor. İmralı sonrası konuşmasında Erdoğan “86 milyonla birlikte, kendini bu topraklara ait hisseden on milyonları da yanımıza alarak hep beraber yepyeni bir destan yazmaya başlayacağız” dedi. Erdoğan’ın amacı bir destan yazmaktır! Ancak bu destan gerçekten sorunun çözümüyle mi yazılacaktır; yoksa hep yapıldığı gibi algı operasyonlarıyla mı?
Suriye’de durum yeterince açıktır. Somut olarak SDG, Şam’dan daha güçlüdür. Ancak Suriye’de bir denge kurabilmek için hangi yollardan gidilecektir? Bir bakıma SDG’nin gücü nasıl dengelenecek; hatta zayıflatılacaktır? Gerilim bu fay hattında birikiyor. Buna Şam ve SDG’nin kendi güçleriyle karar vermeleri savaş demektir. Sahayı düzenleyecek olan Amerika’dır. Washington bunu yaparken İsrail’e, Suudi Arabistan’a ve Ankara’ya bakmak zorundadır. Yeterince olgu birikmemiş olsa da bu konuda dengeleme sürecine İran’ın da dahil olma olasılığından söz ediliyor.
Güçlerin bu karmaşık durumunda ve birine dokunulduğunda bölgeyi ateşe sürükleyebilecek bir potansiyel taşıması nedeniyle çözüm yakın görünmüyor. Kaçınılmaz bir şekilde güçlerin bir yıpranma sürecinden geçeceğini öngörmek hatalı olmaz. İmralı görüşmeleri sürecin aktörlerini daha belirgin hâle getirdi; ancak henüz bir çözüm için tabloyu daha aydınlık hâle getiremedi.