Anja Suter: “İnanılması Güç Kaotik Bir Gün Olacak Ve Böylesi Harika”

Sınırların ötesinde de hareketlenmeliyiz. İsviçre’deki feministler, Türkiye, Brezilya, Lübnan, ABD, Hindistan, Şili, Çin, Nijerya, Mısır, Almanya, Kongo’daki feministlerle birlikte hareket etmek zorunda. Her türlü mücadelede karşılıklı olarak birbirimizi desteklemeliyiz. Sağcı ve faşistlerin güç kazanmasını, kendilerini örgütlemesini hiçbir şey yapmadan pasif şekilde izleyemeyiz ve izlememeliyiz.

Röportaj: Zeynep Koru – Çeviren: Yeter Tanrıkulu

İsviçre’de aylardır 14 Haziran’da yapılacak grev için hazırlıklar sürüyordu. Kadınlar grev için dün geceden sokaklara çıkmaya başladılar bile. Grevin taleplerini ve heyecanını Kadın Grevi Kolektifi üyesi Anja Suter’e sorduk, büyük bir heyecanla sorularımızı yanıtladı.

1991 yılında kadınlar tarafından gerçekleştirilen grevin yıl dönümünde yeniden greve gidiliyor. Aradan 28 yıl geçmiş. O dönemden bu döneme kadın hareketi, feminizm, feminist teori gelişti, bir takım dönüşümler yaşadı. Günümüzdeki grevin içeriğinin, örgütlenme pratiğinin, yapılışının 1991 yılında gerçekleştirilen grevden farklılıkları nelerdir? O günden bu güne nasıl bir gelişme yaşandı? Yeni olarak neler var?

1991 yılında ilk grev, saat endüstrisinde çalışan kadınlar tarafından başlatıldı. İsviçre’nin Fransızca konuşulan şehri Vallé de Joux’daki saat endüstrisinde çalışan kadınlar, aynı işi yaptıkları erkek meslektaşlarından çok daha az ücret aldıklarını öğrenince çok kızdılar ve sendikaları SMUV’e başvurdular. O dönemde sendika sekreteri olan avukat Christiane Brunner’den güçlü destek aldılar. 1981 yılında kabul edilen Kadın Erkek Eşitliği Yasası’nın 10. yıldönümü olan 14 Haziran 1991 tarihinde ulusal bir kadın grevi düzenleme fikri ortaya çıktı. Vallé de Joux’daki saat imalatında çalışan sendika üyesi kadınlar, başlangıçta maalesef sendikalı erkeklere karşı zorlu bir mücadele vermek zorunda kaldılar. Ancak kadınların neden greve gitmesi gerektiği ve konuyla bağlantılı daha başka birçok hakları üzerinde yapılan uzun tartışmalar ve konuşmalardan sonra sendikalar da kadınların davasını desteklemeye başladılar. Kısacası, kadınların haklarını almaları doğrultusunda grev yapma zorunluluğu, eşit işe erkeklerden daha az ücret alınmasına duyulan tepki ve sendikaların bu konuda desteğinin sağlanmasından doğdu. Neredeyse tüm kadın örgütlenmeleri en başından itibaren haklı grevden yana tavır aldı ve grev fikrinin geliştirilmesinden sonra da onun hayata geçirilmesinde aktif destek oldular.

“EŞİT İŞE EŞİT ÜCRET”

28 yıl sonra ortam, yeniden bir grev için yeterince olgunlaşmıştır. Artık kadınların istekleri, başka eşitsizliklerin yanı sıra “eşit işe eşit ücret”tir. Çünkü hala ne yazık ki kadınlar erkeklerden yaklaşık olarak % 30 daha az kazanıyor. Bu yılki grevin temel odaklarından birisi de, bugün İsviçre’de ancak %10’u ödenen %90’ı “ücretsiz” yapılan hasta, yaşlı ve çocuk bakımı, ev işleri gibi “görünmeyen işler”dir.  Bu ve benzeri işlerin üçte ikisinden fazlası kadınlar tarafından yapılıyor. Kısacası kadınlar her zaman olduğu gibi bugün de çok daha fazla çalışıyor ama karşılığında çok daha az kazanıyorlar. Çünkü ekonomiye çok büyük katkısı olan hasta, çocuk, yaşlı bakımı gibi hizmetler bir “ekonomik iş” olarak kabul görmüyor, kadının doğal olarak yerine getirmesi gereken bir zorunlulukmuş gibi değerlendiriliyor. O nedenle bu hizmetlerin bir “ücret karşılığı” yok. Bir başka sorun da, eğitimi olan ve sonradan İsviçre’ye gelmiş hemen her göçmen gibi çok sayıda göçmen kadının diplomalarının burada tanınmıyor olması. Sonunda bu kadınlar genellikle düşük ücret ödenen ve hatta hemen hemen hiç karşılığı ödenmeyen bakım işlerinde çalışmak zorunda kalıyorlar.

“ME TOO”

Bize göre bu böyle devam etmemeli! Biz bu ayrımcılığa karşı da grev yapacağız. Bu yılki grev eylemi “mee too” olarak bilinen tartışmalardan da etkileniyor. “Me too“ (ben de) İsviçre’deki birçok kadını da etkiledi ve şunu gösterdi: “Kadınlara yönelik her türden şiddete karşı kendimizi savunmalıyız! Ve bunu en iyi biz kadınlar yapabiliriz!”

Kadınlar adına düzenlenen grevle, 24 saatlik bir eylem ve etkinlik ötesinde daha kalıcı ve geniş kazanımlar, birçok değişim ve dönüşümün yaşanması hedefleniyor. Grevin hazırlık süreci, örgütlenmesi, yapılan ön çalışmalar, toplantılar, ilişkilenmeler çok önemli. Bu süreç nasıl işliyor? Şimdiye kadar kadınları güçlendirecek, örgütlü gücü sağlayacak mekanizmalar, bağlar kurulabildi mi? Grev sonrası kadınlar için “hiç bir şey artık eskisi gibi olmayacak” denilebilir mi? Grevin değiştirme, dönüştürme gücü hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Çok farklı. Hazırlıkların başından itibaren grevde bir şeyler yapmak isteyen, bunun için görevler üstlenen binlerce küçük grup kuruldu. Grevi baştan beri aktif olarak destekleyen ve bunun için çok şey yapan sendikalar var. Fakat aynı zamanda sendikalardan bağımsız olarak sayısız küçük siyasi örgütler, ittifaklar, kolektifler de grevi ortak örgütlüyorlar. Hatta bir grev koromuz da var. Ben de Kadın Grevi Kolektifi’nde aktif çalışıyorum. Bu yılın başından beri ayda bir yapılan kolektif toplantılarında her meslekten, her ülkeden, her yaştan, her politik görüşten yüzlerce kadınla tanıştık. Bu toplantılarda, çeşitli başlıklar altında çalışan, fikirler ve düşünceler geliştiren, eylemler planlayan başka çalışma grupları kuruldu.

“İNANILMASI GÜÇ KAOTİK BİR GÜN OLACAK VE BÖYLESİ HARİKA!”

Kolektif ağırlıklı olarak Zürich’teki grevi koordine ediyor ama biz tek organizatör değiliz. Artık tamamını göremediğimiz kadar çok sayıda çeşitli kadın grubu da birçok eylem planladı. Ayrıca o grupların hepsini görmek ve denetlemek çabasında da değiliz ve böyle olmasını da çok iyi buluyorum. Sanırım inanılması güç kaotik bir gün olacak ve böylesi harika!

Bu grevin dünyadaki diğer kadın grevi deneyimlerinden farklılığı var mı, yani ülkeye özgün yanı nelerdir? Bu 24 saatlik kısa bir grev, kadınlar için geniş kapsamlı kazanımlar sağlayacak mı?

Bu iyi ve çok haklı bir soru ama buna şimdiden cevap veremiyorum. Bundan sonra atılacak adımları görüşmek için temmuz ayında bir toplantı kararı aldık. Çok isterim ki bir şekilde bu feminist enerji ile çıkılan yol ve hedeflere doğru çabalar devam eder. Her şey gerçekten çok olağanüstü.

“UMARIM FEMİNİST DEVRİM HER YERDE KISA SÜREDE GÜÇ KAZANIR”

Ancak etrafımıza ve İsviçre’ye de baktığımızda sağcılar, faşistler ve muhafazakârlar ne yazık ki durmadan güç kazanıyorlar. Neredeyse tüm Avrupa’da güçleniyorlar. ABD ve Hindistan’da da durum aynı şekilde seyrediyor. Puuuuhh! Bilmiyorum. Umarım feminist devrim her yerde kısa sürede güç kazanır. Sınırların ötesinde de hareketlenmeliyiz. İsviçre’deki feministler, Türkiye, Brezilya, Lübnan, ABD, Hindistan, Şili, Çin, Nijerya, Mısır, Almanya, Kongo’daki feministlerle birlikte hareket etmek zorunda. Her türlü mücadelede karşılıklı olarak birbirimizi desteklemeliyiz. Sağcı ve faşistlerin güç kazanmasını, kendilerini örgütlemesini hiçbir şey yapmadan pasif şekilde izleyemeyiz ve izlememeliyiz. Burada, İsviçre’de de göçmen kadınların burada yetişmiş kadınlardan farklı bakış açıları, deneyimleri ve farklı gereksinimleri var. Çeşitlilik ve çeşitliliğe de izin veren ortak bir dil bulmak için her türlü çabayı göstermeliyiz. Çünkü geniş ittifaklar kurulmadan bir şeyler başarılamaz! Özellikle kadınların oy kullanma hakkını elde edebilmek için 1971 yılına kadar savaşmak zorunda kaldığı İsviçre’de!

Kadınların örgütlü gücü gelecekte artacak mı?

Tek başına Kolektif bile, kadınların ortak gücü konusunda önemli aşamalar kaydedilmesini sağladı. Dediğim gibi, gerçekten de bu gücü şekillendirmeye ve daha da geliştirmeye devam edebileceğimizi yürekten umuyorum.

İçerisinde aktif yer aldığınız bu süreç sizi nasıl etkiledi? Sizde ne tür duygular gelişti?

Başından beri sürecin içinde olmak istediğimi biliyordum. Neredeyse altı ay önce yurt dışında yaşamak ve çalışmak için gitmiş olacaktım. Ama sonradan fikrimi değiştirdim. Çünkü bu sürecin politik olarak çok ilginç ve cesaret verici önemli bir şey olacağını biliyordum.

“AYNI ANDA AYNI İPİ GÖĞÜSLEMEYE ÇALIŞTIĞIMIZI GÖRMEK ÇOK GÜZEL”

Bugün burada olmak beni çok duygulandırıyor. Bu kadar büyük bir gücün burada toplanmış olmasını çok etkili buluyorum. Her birimizin gücünü gördükçe çok şaşırıyorum. Bu güç, kolektif toplantıları ve küçük gruplar halindeki buluşmalarda giderek daha da gelişti. Başta birbirimizi tanımıyorduk ya da çoğu insan birbirini tanımıyordu. Belki de hala daha çok utangaçtık. Ama şimdi inanılmaz derecede güçlü bir kolektifiz. Çok sayıda yeni, harika ve ilginç insanla tanıştım. Tartışmak için yeni konular ve yeni tartışma metotları öğrendim. Sırf bu bile, kişisel olarak benim için çok değerli. Hem çok farklı olabileceğimizi hem de aynı anda aynı ipi göğüslemeye çalıştığımızı görmek çok güzel. Gerçekten çok harika.

“Grevde sizin için en önemli olan şeyler nelerdir” desem, ne yanıt verirsiniz?

Grevden bir hafta öncesinde şu ana kadar elde ettiğimiz şeyin tek kelime ile paha biçilemez olduğuna inanıyorum: “Bu grevi örgütleyen farklı gruplarda canla başla uğraşan birçok kadın! Hep birlikte! Ve çeşitlilik içinde!” Bunu görüp içinde yaşamak benim için kendi başına zaten büyük bir başarı. Kişisel olarak benim için temel olan, her türden ayrımcılığa karşı olmaktır. Kadına yönelik şiddet olsun, İsviçre’de İsviçre pasaportu olan insanlardan çok daha az haklara sahip olan göçmen kadınlara yönelik şiddet olsun, siyahî kadınlara yönelik şiddet olsun, yapısal veya açıkça saldırılar biçiminde olsun… Irkçılık İsviçre’de aslında sıcak bir konudur ama ne yazık ki üstü örtülür. Irkçılıkla karşılaşan kadınların sesini neredeyse hiç duyamazsınız. İsviçre’nin ciddi bir ırkçılık sorunu var. Ayrıca LGBTİQ bireylere karşı şiddet de hemen her yerde olduğu gibi İsviçre’de de ciddi ve önemli bir sorundur. Ve elbette ücret eşitsizliği! Benim için eşit işe eşit ücretle birlikte, her işe yeterli ücret, hasta ve çocuk bakımı gibi uğraşların da iş olarak tanınması ve ücretlendirilmesi istekleri ve bu isteklerin topluma anlatılması yan yana yürürler. Bunların birini diğerinden ayıramam. Nihayetinde bu tür işlerin sonuçta ekonomiyi sübvanse ettiğini, (tersi değil) ama karşılığında ya kötü ücret ödendiğini ya da hiç ücret ödenmediğini ve bu karşılığı ödenmeyen işlerin toplumumuzda hiç değer görmediğini anlamak zordur. Ayrıca oturduğum bölgede de bunu yakından görüyorum.

Yazarın Diğer Yazıları