Faşist Diktatör Bolsonaro ve Brezilya’da Feminist Mücadele – Zeynep Koru

“Bir adım bile geri atmayacağız!”

Brezilya’da diğer toplumsal hareketlerin yaşadığı sıkıntıya rağmen yükselen bir kadın hareketi var. Bolsonaro’nun seçilmemesi için en güçlü mücadeleyi kadınlar verdi. Ülkenin her yerinde yürüyüşler, mitingler düzenlediler. Her gün kadınlar sokağa çıktı. Bolsonaro iktidara geldikten sonra da ilk eylemi yapan yine kadınlar oldu.

Brezilya’da geçtiğimiz yıl mart ayı içinde Marielle Franco, arabasına ateş açılması sonucu yaşamını yitirdi. Sıradan bir cinayet değildi. Sosyalist, feminist, siyah ve lezbiyen olan Marielle Franco, düzenlenen bir siyasi suikast sonucu katledildi. Suikasta karşı kitlesel patlama noktasına varacak düzeyde gösteriler düzenlendi. Kadınlar, solcular ve yoksulardan oluşan binlerce kişi sokaklara döküldü, protesto eylemleri yaptı. Marielle Franco’nun da yetiştiği yoksul Mare semtinde iki bin kişi anma etkinliği düzenledi. Feministler “Bir adım bile geri atmayacağız” sloganıyla saldırı karşısındaki direnişlerini ve kararlılıklarını ortaya koydular. Marielle Franco’nun hem yoksul, sosyalist, siyahî, lezbiyen, feminist olması hem de çok aktif bir biçimde şiddete, ırkçılığa, eşitsizliğe karşı mücadele vermesi katledilmesinin nedenlerini açıklıyor. Cinayetten çok değil 6 ay sonra su katılmamış bir ırkçı olan Jair Bolsonaro Brezilya’da iktidara geldi. Askeri darbe günlerinin özlemiyle tutuşan Bolsonaro, yerli halklara, siyahîlere, kadınlara, solculara, LGBTİ+’lara düşmanlığıyla tanınıyor. Şimdi Brezilya’da, diğer ülkelerdeki benzerlerine faşistlikte fark atan, bütün ezilenlere yönelik en düşmanca politikaları hayata geçirmeye çalışan bir yönetim söz konusu.   

Hepimizin aşina olduğu bir dönemin içinden geçiyor Brezilya. Genel olarak dünyadaki neoliberal politikaların iflas dalgası ve ekonomik kriz Brezilya’yı da vurmuş durumda. İşsizlik, şiddet, yoksulluk ve eşitsizlik tırmanıyor. Kölelik ve sömürgecilik geçmişine sahip olan, darbe sonucu 1964-1985 yılları arasında askeri diktatörlük rejimini yaşayan ülke yeniden sancılı, gerilimli, zorlu ve kaotik bir dönemin içinde. Brezilya’da bugün burjuva demokratik iktidarların faşist, baskıcı, totaliter rejimlere doğru gidişatının en sarsıcı örneği yaşanıyor.

200 milyon nüfusa sahip Brezilya, coğrafi büyüklük açısından dünyanın beşinci sırasında. Aynı zamanda dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi içerisinde yer alan Latin Amerika’nın bu en güçlü ülkesinde yaşanan gelişmeler, tüm küreyi etkileyebilecek önemde. Brezilya’nın dünyayı etkileyecek çok önemli bir diğer özelliği daha var. Ülke, dünyanın en büyük tropik yağmur ormanları olan Amazonları barındırıyor. Bu ormanlar, dünyada yaşayan insanların soluduğu havanın beşte birini sağlıyor. Bolsonaro’nun, Amazonları madencilik, ormancılık ve tarım şirketlerine açması, küresel ekolojik yıkım felaketinin en büyüğüne yol açacaktır.

Brezilya aslında güçlü işçi, öğrenci, yoksul ve köylü hareketi geleneğine sahip bir Latin Amerika ülkesi. Brezilya İşçi Partisi (PT) neredeyse tüm toplumsal hareketleri çatısı altında bir araya getirebildi ve bu dinamiklerin gücüyle iktidara gelebildi. Burjuva güçlerinin yoğun saldırılarının hedef tahtasında olan parti, ilerleyen zaman içerisinde neoliberalizmle uzlaşma yolunu seçti. Aynı yolu izleyen diğer örneklerde de olduğu gibi bu durum Brezilya İşçi Partisi’nin krize girmesine yol açtı. Sol hareketi eriten, güçsüzleştiren, felç eden bir süreç yaşandı. Ekonomik kriz, işsizlik, yoksulluk, eşitsizlik ikliminde Bolsonaro iktidara gelebildi.

Faşist bir rejim inşa sürecinin yaşanması, buna paralel sol hareketin, sol örgütlenmelerin güç kaybettiği, krize girdiği bir durumun söz konusu olması, halkın direnme dinamiklerinin Brezilya’da yok edildiği, bastırıldığı, sindirildiği anlamına gelmiyor. Tarihsel olarak güçlü bir mücadele geleneğine sahiptir Brezilya halkı. Marielle Franco’nun anısına da güçlü sahip çıkmaya çalıştı. Marielle’ye yönelik saldırının, aslında kendilerini denetlemeye, bastırmaya, susturmaya, yönelik olduğunun bilincindeydi halk. Askeri diktatörlük döneminin yöntemleri, taktikleri daha hafızalarından silinmemişti. O yüzden de “Bir adım bile geri atmayacağız” sözü etrafında savunma hattını ördüler.

Toplumsal Muhalefetin Öncü Gücü Feministler

Brezilya’da diğer toplumsal hareketlerin yaşadığı sıkıntıya rağmen yükselen bir kadın hareketi var. Bolsonaro’nun seçilmemesi için en güçlü mücadeleyi kadınlar verdi. Ülkenin her yerinde yürüyüşler, mitingler düzenlediler. Her gün kadınlar sokağa çıktı. Bolsonaro iktidara geldikten sonra da ilk eylemi yapan yine kadınlar oldu.

Brezilya’da feminist mücadele ilerliyor. Kadınlar eskisinden çok daha örgütlü. Kadın düşmanı politikalar, her geçen gün uygulanmaya çalışılıyor. Darbe destekçisi, işkenceci askerlere bakanlık görevi veriliyor. Kadın bakanlığı kaldırılarak yerine aile kurumunu güçlendiren, kürtajın yasaklanmasını savunan bakanlık getiriliyor. Farklı inanç guruplarına düşman, kadının baskı altında tutulmasını savunan evanjelizm hakim ideoloji kılınmaya çalışılıyor…

Tüm bu saldırılar karşında daha örgütlü ve güçlü bir mücadele yürütmenin gerekliliğinin farkında feministler. Brezilya’daki feminist hareketin, faşizmin inşa edilme süreci içinde tüm toplumsal kesimlerin birlikte mücadelesinin geliştirilmesi için kurucu dinamik niteliğinde olduğunu söyleyebiliriz.

Geçtiğimiz günlerde, Marielle’nin ölüm yıldönümünde, Topraksızlar Hareketi’nden (MST) 800 kadar kadın, sahibinin taciz ve şiddet iddiası ile yargılandığı bir çiftliği işgal etti. “Bugün, topraksız kadınlar, taciz, tecavüz ve şiddetin çiftliği olan João de Deus’u işgal ediyor. Şirket sahibi Teixeira’nın kendi kızına da cinsel tacizde bulunduğunu raporlarla ispat ettik. Fakat şimdi onu bu suçtan aklamaya çalışıyorlar. Biz BM verilerine göre kadınların ölümü ve kadına yönelik şiddette dünyanın beşinci sırasında olduğu bir ülkede, Brezilya’da öldürülmemek için savaşıyoruz” açıklamasıyla eylemin hedefini belirtti kadınlar.

Bu eylemin ardından, kurdukları maden barajı yüzünden yüzlerce insanın ölmesine yol açan Vale Şirketi’ne karşı yürüyüş düzenlediler. “Zenginlerin dostu olan şu anki hükümet, servetini katlıyor. Eşitsizlik her alanda devam ediyor. Bizi yoksullaştırmaya çalışan, bizi küçük düşürmeye ve öldürmeye çalışan bu hükümete karşı susmuyoruz. İsyanımız, maçoluğa ve ataerkilliğe karşı sürüyor. Kadınların yaşamı için, hepimiz Marielle’yiz” sözleriyle ifade ettiler yürüyüş amaçlarını. Her iki eylemin içeriği, anlamı, önemi patriarkal kapitalizme karşı verdikleri mücadelenin yükselişini gösteriyor. Zorlu bir dönemin içinde, doğal-insani yıkımın, felaketin eşiğindeki bir dünyada insanlığın kurtuluşunun öncü gücü kadınlar oluyor. Dünyanın dört bir yanında kadınlar, faşizme ve patriarkal kapitalizme karşı bir adım bile geri atmıyor.

Yazarın Diğer Yazıları