Teşekkürler Doğan Demir! – Sezgin Kartal

Devlet, Doğan Demir sayesinde Alevi hareketinde nereleri tutacağını, hangi adımda suyu bulandıracağını öğrendi. Ve şimdi o kurumları ziyaret etmekten bazı Alevi dedelerin çayını içmekten büyük keyif alıyorlar.

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu partisini kurdu da kamuoyu biraz rahatladı. Aylardır parti mi kuracak, Babacan’la mı birleşecekler ne yapacak belirsizliği sonuçlanmış oldu.

Yalnız tebrik etmek gerekiyor, AKP içerisinden ilk defa ciddi ciddi bir parti çıktı. Yani AKP’nin temel özelliklerinden biri azıcık başını kaldırmak isteyenleri hemen saldırı altında tutarak marjinalleştirmekti. 15 Temmuz sonrası FETÖ gibi elindeki “güçlü” saldırı aparatı ile kendi içindekileri hizaya getirebiliyordu. AKP içindeki çözülenlere bu çıkışlarda da görüldüğü üzere cesaret veriyor. Yalnız bu partinin içerisinde yer alanların dışında henüz Davutoğlu’nun siyaset sahnesine (AKP ile) çıkışından bugüne değin olumlu ananları görmüş değiliz. AKP’nin baskıcı politikalarından Suriye savaşına, IŞİD gibi cihatçı örgütlerden “öfkeli çocuklar” diye bahsedişine ve başbakanlığı elinden alınırken sessiz sedasız başını önüne eğip gidişine kadar olumsuzluklar çetelesi paylaşıldı duruldu.

Velhasıl asıl konumuz Davutoğlu’nun Gelecek Partisi’nden çok herkesi kapsadığı iddia edilen kurucular kurulundaki isimlerdir. Ve burada da en az parti kadar tartışma konusu olan Alevi kimlikli bir ismin kurucular kurulunda yer almasıdır. Partinin programı dahi tartışılmadı, şahsen ben de pek merak etmedim. Yazıyı yazmaya başlayınca bakma gereği duydum.

AKD (Alevi Kültür Dernekleri) Genel Başkanı Doğan Demir de Gelecek Partisi’nin kurucuları arasında yer alıp başkanlık görevinden istifa etti.

Alevi kamuoyu gerçek anlamda sosyal medya üzerinden tepkisini ortaya koydu. Daha partinin ismi açıklanmadan haberin doğru olup olmadığını şaşkınlıkla soranlardan sevincimi saklayamadım.

Evet, Doğan Demir’in Davutoğlu’nun partisinde yer almasına çok sevindim. Hatta kalkıp çepki (Varto halayıdır) oynamak bile içimden geçmedi değil. Yanlış duymadınız, Demir’in sağcı İslamcı bir partiye kurucu olmasına gerçek anlamda sevindim.

Neden mi?

Sokak mücadelesinin büyük Alevi mitinglerinden sonra ivme kaybettiği dönemin satır aralarına dikkat kesilmeliyiz.

Devlet sokakta gelişen iki olaya özel odaklandı. Biri Gezi direnişi -ki Alevilerin yoğun katılımı biliniyor- diğeri de büyük Alevi mitingleri.

Devlet bir taraftan Alevilere saldırırken diğer taraftan Cem Vakfı’nın önünü açıyor ve örgütleneceksen burada örgütten diyordu. Aleviyi İslamlaştıran, devletle barışık bir topluluk… Devlet bu iki politikasının da nelere yol açtığını gördü. Sonuçlarından dersler çıkardı. Saldırdıkça Alevilerin daha çok sola kaydığını ve politikleştiğini, Cem Vakfı’nın da hem Gülen cemaati ile ilişkileri hem de Alevi kamuoyunda deşifre olması devletin politikalarında taktiksel değişikliğe gitmesine neden oldu.

Yukarıda bahsini ettiğim Gezi direnişi ve Alevi mitinglerine dönecek olursak devlet Alevi hareketini çözecekse tam da bu iki dinamik güçten çözecekti. Devlet bunu kavradı ve taktik planını buradan kurdu.

Alevileri sokağa çıkaran kurumlarla özel ilişkiler geliştirmek durumundaydı. Bu kurumların tam karşısında duran değil onlarla birlikte yürüme becerisini gösteren bir yapı ile bu adım atılabilirdi ve Alevi Kültür Dernekleri’nin başına Doğan Demir getirilerek çalışma başlamış oldu. Yalnız hakkını yemeyelim; Demir hiçbir zaman devletle ilişki geliştirmeyi reddetmedi aksine hep savundu.

Alevi hareketi uzun yıllar kavga dövüş mücadelesini verdiği cemevleri güçlenirken kendisinin zayıfladığını fark edemedi. Ve hareketin önemli yerlerine bu güçlenen cemevlerinin başlarındaki kişiler geçerek önceliklerde değişimi kaçınılmaz kıldı. Tam da bu noktada Doğan Demir, Alevi hareketi içerisinde devletin kılavuzu oldu. Demir, kendisinin eleştirilmesine, hakaret edilmesine aldırmadan kurumların başında yer alanlarla ilişkilerini daima sıkı tuttu. Hatta örgütlerin kongrelerinde yoğun çaba harcayarak (bazı kurumların şubelerine ekonomik destek vererek) kendine yakın yönetimlerin seçilmesini sağladı.

Devlet, Doğan Demir sayesinde Alevi hareketinde nereleri tutacağını, hangi adımda suyu bulandıracağını öğrendi. Ve şimdi o kurumları ziyaret etmekten bazı Alevi dedelerin çayını içmekten büyük keyif alıyorlar.

Alevi hareketi, Cem Vakfı ve kurucusu İzzettin Doğan’la en az devletle ettiği kadar mücadele etti. Şimdi hareketin içine sızmasıyla mücadelenin rengi değişti.

Alevi hareketi Doğan Demir gibi unsurları içinden söküp atamadı. Yeri geldi “aman Aleviler kavga ediyor görüntüsü vermeyelim” yaklaşımı ile liberal tutum sergilendi. Doğan Demir’i şimdiye kadar her nereye gidecekse biz göndermeliydik. Bunu başaramadık. Neredeyse bunların savunduğu çizgi bizi gönderecek. Bizim savunduğumuz hat ise hareketin kenar çizgisine kadar geriletildi.

Olsun, Doğan Demir’den kurtulmanın sevincini yaşarken onun temsil ettiği çizginin de Alevi hareketi içerisinde mahkum edilmesine ve de sökülüp atılmasına daha güçlü sarılmalıyız.

Hazır Doğan Demir gitmişken onunla iş tutanları, arkasında bıraktığı bağlarını da söküp atmak durumundayız. Doğan Demir gitti, iş bitti değil. Onunla iş tutan herkes bu sürecin ortağıdır.

Son olarak Alevi mücadelesini ve onun hareketini dert edinenler olarak eksikliğimizi not düşelim.

Doğan Demir’i davul zurnayla Davutoğlu’nun kapısına biz götürmeliydik. Ve dönüşte en büyük çepkiyi kurup halaya durmalıydık.

Ne diyelim, gidişin olsun da dönüşün olmasın!

Yazarın Diğer Yazıları