Başka Gözle Görmek – Ayşe Tansever

Sağlık personeline sağlığımızı bir şekilde borçlu isek kuryelere, marketlere de karnımızı doyurma borcumuz var. Sonuçta yeni dönemde emeğin değerlendirilmesine başka gözle bakmak zorundayız.

Dünya Gıda Örgütü kentlerde koronavirus krizi nedeniyle 100 milyon insanın yoksullaşacağını tahmin ediyor. Milyonlarca insanın açlık ile karşı karşıya kalacağı tahminini yapıyor. Öte yandan da kır kesiminde ürünlerin tarlalarda kaldığı ve toplayacak işçi bulunamadığından çürümeye terk edildiği haberlerini okuyor ya da medyalardan izliyoruz. Yani bir yanda ihtiyaç duyulan yiyecekler çürürken bir yanda da açlık çeken ve gelecekte açlıkları artacak kitleler duruyor. Virüsün kopardığı gıda dolaşım zincirinin henüz onarılmadığı, yenisinin kurulamadığı ortaya çıkıyor. Yani bu, durumu daha da kötüleştiriyor.

Bu bizim ülkemizde olduğu kadar birçok Avrupa ülkesi için de gerçektir. Örneğin İspanya, İtalya, Almanya, İngiltere ve İsviçre’de çiftçilerin gündelikçi tarım işçici bulamadıkları şikayetleri ve bunun yol açtığı tarlalarda telef olan tarım ürünleri basında sık sık kendisine yer buluyor. Genel olarak AB içinde yoksul ülkelerden yani eski Doğu Blok ülkelerinden ya da güneyde Portekiz, İspanya gibi ülkelerden kuzeye mevsimlik işçi göçü olurdu. Ama şimdi sınırlar kapatılınca bu göç yapılamıyor. Almanya tarlalardaki kuşkonmazları toplamak için çözümü 80 bin Romen işçisini ülkesine taşıma kararı alarak çözmeye çalışıyor. İspanya ve Portekiz ise göçmen işçilere bu süre içinde geçici çalışma izni verdi. İngiltere daha ne yapacağını düşünüyor. Trump yönetimi göçmen işçileri kovduğu için bu konuda bir belirsizlik var.

Eğer tarım işçisi bulma sorunu çözülmez ise önümüzdeki günlerde kentlerde açlık sorunu artacaktır. Bu süreç, yalnızca kentlere tarım ürünlerinin gelmemesi ve tarlalarda çürümesi bakımından değil aynı zamanda bu çiftçilerin gelir kaybı hatta zarar etmelerine de yol açacak ve gelecek mevsim ekme yeteneklerini yitireceklerdir.

Buradan çıkan sonuç şu olmalıdır: mevsimlik tarım işçileri yaşamımızı sürdürebilmek için ne kadar önemli bir iş yapıyorlarmış. Onları ülkemizde her sene gazetelerde okurduk. Kamyonların kasalarına binerler ya Karadeniz sahillerine fındık ya Adana’da pamuk ya Ege’ye narenciye toplamaya giderlerdi. Dağlara da çıkarlardı belirli zamanlarda. Biz de onları basından izlerdik. Yatak döşekleri, tüpler ve kap kacakları ile mevsimlik göç ederler, çoluk çocuk çalışırlar, zor koşullarda yaşarlardı. Hatta her yıl mutlaka birkaç trafik kazası olur, kamyonlar devrilir, çarpışır ve birçoğu can verirdi. Okurduk. Üzülürdük.

Dünyanın her kıtasında bu mevsimlik işçiler var. AB içinde bunlara bu mevsim süresinde vize verilir, gelip tıpkı bizim ülkemizdeki gibi çok kötü şartlarda çalışırlar ve memleketlerine geri dönerler. Daha zengin ülkelerde bir mevsimde kazandıkları ile daha ucuz yaşam koşullarının olduğu ülkelerinde üç mevsim geçinme savaşı verirler.    

Bu işçiler güvencesiz işçilerdir. İşsizlik, emeklilik, hastalık gibi herhangi bir sosyal güvenceleri yoktur. Sol çevrelerin dediği prekar işçilerdir. Sendikaları yoktur. Toplu pazarlık gibi bir olanakları yoktur. Tarla sahiplerinin insafına göre çalışırlar. Hatta çoğu tarla sahiplerini bile görmezler. Onlar da bu işi götürü usulü almış “ara patrondurlar” yani ne kadar ucuza işçi çalıştırdılar, ne kadar onları sömürdüler ise kendilerinin cebine kalan para miktarı da o kadar çok olacaktır. O nedenle bu mevsimlik işçiler dibine kadar sömürülürler.

Koronavirüs salgınının bize öğrettiği gerçekliklerden biri daha: mevsimlik işçiler kentlerde bizim aç kalmamamız için en önemli emekçilermiş. Onların olmaması ile kentlerde açlık sorunu ile karşı karşıya kalabileceğimiz haberleri geliyor.

Sağlık personelini alkışlamaya başladık. Onlar nasıl bizim için can simidi imişler. Hayatta kalmamız için ne kadar önemliymişler, elzemmişler. Alkışlıyoruz. Evet, sadece alkışlıyoruz. Alkışlamaya da devam edeceğiz. Ama virüs sonrası her şey eskisi gibi olmayacak deniyor. Bu değişecek şeylerden biri de alkışlama dışında bu emekleri başka bir şekilde değer vermek gereklidir. Tüm emek kategorileri yeniden gözden geçirilmelidir. Mevsimlik işçiler de bunlardan biridir. Evet, yalnızca biridir. Emeklerini görmediğimiz emekçilerin sayısı kabarıktır. Şimdiye kadar feminist hareket olarak görünmez emek diye kadınların evlerinde yaptıkları görülmeyen ve değeri bilinmeyen emeklerden söz ediyorduk. Oysa görüp görmezlikten geldiğimiz, değerini bilmediğimiz ne kadar çok emek cinsi varmış. Bunları bir bir ortaya çıkarıp kör gözlere batırmalıyız. Evet, emek dünyasına artık başka bir gözle bakmak zorunda olduğumuzu bu virüs hazretleri bize öğretiyor. Gösteriyor. Tabi görmek isteyene. Bu düzenin kendisinin toptan değişmesi gerektiğini görmek isteyene. Artık kulağımıza küpe olsun, dünyamızda emeğe emekçiye başka gözle bakmak zorundayız. Yoksa aç kalırız, hastalıktan ölürüz. Dünya iş bölümü yeniden gözden geçirilmelidir. Zaten bildiğimiz gerçekleri şimdi başka türlü bir daha ele almalıyız.

DEĞERSİZ İŞLER

Bizim gençliğimizde bir üniversite mezunu kapıcı olunca basında baş haber olurdu. Apartman kapıcılığı sıradan okuma yazma bile gerektirmeyen bir işti ve de üniversiteyi bitirdiği halde iş bulamadığından aç kalmamak için zorunlu olarak kapıcılık yapan insanlar olurdu. Yazık derdik. Şaşırırdık. Üniversite mezununun sıradan bir eğitim gerektirmeyen işte çalışmasına üzülürdük. Devrimci olunca da bunun düzenle bağlantısını kavradık. Zamanın sosyalist ülkelerinde ihtiyaç duyulan emeğe göre üniversite kurulması aklımıza yatardı. Bir örnek verirsek: ülke nüfusu ne kadar, kişi başına ne kadar doktor gerekli, işte bunun uzun dönemli planı yapılmalı ve ona göre tıp eğitimine o kadar öğrenci alınmalı derdik. Ve çeşitli ünivesite branşları buna göre olmalıdır diye savunurduk. Belki doğru olan hala budur. Bilmiyoruz. Üniversite açmış olmak için açmak değil ihtiyaca göre eğitim sistemini düzenlemek gerekir. Öyle çarpık hesapsız bir eğitim olmamalıdır.

Sonuçta eğitim görüp yapılan işleri değerli iş, eğitim istemeden yapılan iş de değersiz iştir. Ama şimdi virüs sanki bu değer sıralamasında da değişiklik getirdi. Eskiden hemşirelerin pek değeri bilinmezdi. Şimdi alkışlar olduk. Ama daha az değerli olanlar belki de otobüs şoförleri idi. Onlar da virüslü dönemde hiç çekinmeden hizmet veriyorlar. Onların cam arkasına alınması ve korunması yeni oldu. Bakkallarda çalışanlar, çıraklar, sebze meyve dizmeler çok değerli bir iş olarak mı görülür? Hayır. Ya da fast food gibi dışarıya yemek satanlar dükkanlarından değerli mi idiler? Yooook. Sadece yemeği güzel ise belki övülür, bir daha bir daha gidilip alınırdı. 

Ama şimdi artık bu kriterler de değişiyor. Tıpkı sağlık personelini alkışlar gibi onları da alkışlamak gerekiyor. Onlar da zor koşullar altında çalışıyorlar. Televizyonlarda gördük, 23 Nisan sonrası sokağa çıkma yasağı bitince tüm market çalışanları sebze ve meyve almaya hallere koştular. Sosyal mesafe koşullarını umursamadılar. Umursayamadılar. Onlar da ekmek derdinde, mal almaya gelmişlerdi. Yani hasta olma pahasına bu rizikoyu göze almak zorunda kaldılar. Ya da evlere servis götüren kuryeler sürekli virüs tehdidi altında ne olduğunu bilmedikleri evlere ve kişilere servis yapıyorlar.

Sağlık personeline sağlığımızı bir şekilde borçlu isek kuryelere, marketlere de karnımızı doyurma borcumuz var. Ya da otobüs, dolmuş, taksi şoförleri hepsi tehlikeli koşullarda çalışıyorlar. Mevsimlik işçileri geçen yazımızda ele almıştık. Sonuçta yeni dönemde emeğin değerlendirilmesine başka gözle bakmak zorundayız.

Fabrika çalışanları da ayrı bir konu. Onlar da yan yana çalışma durumunda kalabiliyorlar. Onun için devlet maske ve koruyucu önlem alınma zorunluluğunu getirdi. Ama birçok iş yeri özellikle AB içinde bu koşulların yerine getirilmemesi nedeniyle grevler yaptılar. Örneğin İtalya liman işçileri, Belçika’da süpermarket çalışanları, Hong Kong’da hastane çalışanları. Amazon çalışanları ABD içinde 40 iş yerinde yine bu nedenle grevde idiler. Ama onların bir toplu grev örgütlenmeleri var. Ancak yukarıda yazdığımız birçok meslekte böyle bir güvence de yok. Ama görüyoruz ki ne kadar hayati önem taşıyor yaptıkları işler.

Virüs sonuçta var olan işlerin değer kriterinde de başka açılar getirme durumundadır.

İnsanların eğitimlerine göre iş bulamaması, hatta üniversite mezunu olduğu halde işsiz kalması yalnız ülkemizde değil tüm merkez ülkelerde görülebiliyor. Göçmenler arasında astronot olup sıradan bir işte çalışan insanlar var. İnşaat işçisi olan ne kadar çok üniversite mezunu vardır. Hatta AB içinde göçmen olup kendi mesleğinde çalışmak çok zor bir iştir. Dili öğrenme dışında aradaki fark derslerin verilmesi, pratik yapılması istenir.

Şimdi artık virüs ile işsizlik artınca da AB içinde de önemli olan ne olursa olsun bir iş bulmak oldu.

Authorrr

Yazarın Diğer Yazıları