Uruguaylı feministlerden manifesto: Hayatı yaratan yeniden üretim bu kadar değersiz kalmaya devam edemez

Uruguaylı Kadınlar ve Feminist Kolektifler imzasıyla Portekizce aslından İngilizceye çevrilerek Znet’te yayımlanan bildiriyi çevirdik.

Fotoğraf: Vale Cantera.
Uruguay’ın başkenti Montevideo’daki 8 Mart eylemleri


Zenginlerin kâr etmesi için değil, hayatımızı sürdürmek için çalıştığımız bir dünyaya.

Dünya durmadı, biz (kadınlar) hayatı sürdürmeye devam ediyoruz. Pandemi karşısında dünya durdu diyerek emeğimizi görünmez kıldıkları gibi krizin biz kadınlar ve muhalifleri eşitsiz ve ciddi bir şekilde etkilediğini de inkar ediyorlar. Kadınlar ve muhalifler eskisinden daha büyük tehlike altında çalışıyorlar. Ücretsiz yeniden üretim ve bakım işleri yoğunlaştı. Aynı zamanda özellikle eğitim ve genel hizmetler gibi emeğin kadınsılaşmış olduğu işlerde online olarak çalışmamız da bekleniyor. Ev alanı ile ücretli emeğin alanı ve saati arasında sınır kalmadığı gibi sömürü ve güvencesiz çalışmanın seviyesi de artıyor. Evlerimiz, bedenlerimiz ve zamanımız sermaye tarafından bir laboratuvar olarak kullanılıyor. Bu durumu normalleştirmeyeceğiz!

Hastanelerin yetersiz kapasitesiyle kendisini ortaya koyan sağlık krizi, feministler olarak yıllardır söyleyip durduğumuz şeyi bir kez daha açıklığa kavuşturuyor: özel alan politiktir, ayrıca değer yaratır ve tarihi olarak sistemin kendisi bizim görünmez emeğimizden beslenir. Başka türlü, hastanede yatacak yer bulamayanlara kim bakacaktır? Bu sağlık sistemi, neoliberalizm tarafından bir köşeye atılanların yaşaması için onlara bedava bakan bir “yedek ordu” olduğunu varsayar. Tarih boyunca düşük ücretle çalıştırılan, horlanan, hatta bir çalışma biçimi olarak bile görülmeyen işler (ki bunlar genelde kadınlara ve muhaliflere olduğu kadar aşağılanan ırktan insanların ve göçmenlerin sırtına yüklenmiştir), bugün hepimizin hayatını güvence altına almak için asli işler haline gelmiştir. Bakım emeğini yeniden değerlendirmeli ve toplumsallaştırmalıyız.  

Sağlığımız ve hayatlarımız, onların kârından daha değerlidir. Eğer hayatlarımız risk altında ise zenginler için üretmeyi sürdüremeyiz. Öncelik, insan hayatı olmalıdır; UPM*, ARU**, soya şirketleri ve diğer şirketlerin kârı değil. İşçiler ve ailelerinin bu şirketler için denek gibi kullanılmasını reddediyor ve kınıyoruz. Sağlık sorununun içine girdiği acil durum, sağlık ve hizmetler gibi yoğunlukla kadınların çalıştığı işlerin güvencesizliğini artırdı. Yardımcılar, temizlikçiler ve sokak satıcıları güvenli çalışma için gerekli olan temel ekipmanlar olmaksızın çalışırken, büyük şirket sahipleri, laboratuvarlar ve sigorta şirketleri malların fiyatları ve hayatlarımız üzerinde spekülasyonlar yapıyor. Oysa sağlıklı olmak için gerekli olan şeyler barınacak konut, içilecek temiz su, sürülecek toprak, şiddet içermeyen sağlıklı ilişkilerdir.  

Sağlığımız sizin işinizden daha önemlidir. Sağlık sigortaları aylık ödeneklerini %100 almaya devam ederken biz temel bakım olanaklarından yararlanamıyoruz. Jinekologlara, çocuk doktorlarına gitmemiz engelliyor. Eşlerimiz çocuk bakımı sorumluluğuna sahip değiller. Bazı durumlarda kürtaj yaptırmak zorlaştı. Şirketlerin tasarrufları bedenlerimiz ve hayatlarımız üzerinden yapılıyor.

Özgürleşmek ve borçlardan kurtulmak istiyoruz. Binlerce emekçi ücretsiz ve işsiz iken zenginler doların yükselmesiyle birlikte spekülasyon yapıyor; zamlar ve işçi ücretlerinden kesinti yaparak kârlarını artırıyorlar. Bu sosyal ve ekonomik kriz büyük şirketleri kurtarmaya çalışarak veya işçi sınıfı ve yoksulların sırtına daha çok borç yükleyerek çözülemez.

Sorun sadece virüs değil, ırkçı ve patriyarkal neoliberalizmdir. Neoliberalizmin bu krizi çözemeyeceği ve yaşamdan çok sermayeye değer verildiği için bu krizin büyüyeceği açıktır. Bu düzen hayatı ve onu yeniden üreten emeği değersizleştirirken bedenlerimizi ve topraklarımızı zehirleyen büyük tarım şirketlerini kayırıyor. Bu düzen yoksullara, kadınlara, muhaliflere, ırkçı gözle baktığı insanlara ve göçmenlere karşı baskı uygulayarak sömürü ve eşitsizlikten kaynağını alıyor.

Hayatlarımız bu tahribatın teminatı değildir. “Evde kal” herkes için bir seçenek değildir. Çoğumuz için evlerimiz güvenli alanlar olmaktan ziyade tacizin ve kadın cinayetlerinin yaşandığı yerlerdir. Kadın cinayetleri istenmeyen hasar veya ikincil zarar değildir, pandemi sırasında kaçınılmaz bir şeydir. Aç kalmamak için dışarı çıkıp çalışmak zorundaysanız evde kalmak bir seçenek değildir. Evi olmayanlar ya da evinden atılanlar için evde kalmak bir seçenek değildir. Tam da pandemi sırasında devletin ve mahkemelerin Santa Catalina’da kalanları tahliye etmelerini ve onları kriminalleştirmek istemelerini kınıyoruz. Herhangi bir tahliye girişimini dahi reddediyor ve arazi üzerinde yaşayanları tahliye etmek üzerine kurulu emlak spekülatörleri ve mahkemeleri arasında kurulan ittifakları kınıyoruz.

Bize hayat veren bakım emeği, en acil olandır. Bizler öldürülür, kaçırılır, sömürülüp güvencesizleştirilirken hükümet baskıyı artıracak, yoksulluğu ve protestoları kriminal hale getirecek özgürlüklere aykırı bir yasa tasarısı çıkardı. Bu yasa özelleştirmeyi artırıyor, yeni mali kurallar getiriyor, toprak mülkiyeti yoğunluğunu artırıyor, yabancı yatırımları destekliyor, biyoçeşitliliğin korunmasını tehdit ediyor, kamusal eğitime saldırıyor, sosyal güvenlik yasalarını reforme ediyor ve konut hakkını kısıtlıyor. Oysa bugün ihtiyaçlarımızın bunlardan başka şeyler olduğu açıktır: herkes için yiyecek, barınma, sağlık ve yaşam garantisi.

Yeniden evlere kapatılmayacağız. Sağlık önlemlerinin toplumsal kontrol, militarizasyon ve polis baskısını artırmak için kullanılmasını kınıyoruz. Komşular ve arkadaşlar arasında düzenlenen halk aş evlerinin kriminalleştirilmesini şiddetle kınıyoruz. Dayanışma ile açlığın kesiştiği yerdeyiz, çünkü karın doyurmak acil bir mesele.

Bizler hapsedilmek için doğmadık. Akıl hastaneleri, cezaevleri, sağlık merkezleri ya da psikiyatri kliniklerinde sağlık ve rehabilitasyon adına izole edilme ve kapatılma uygulamaları istemiyoruz.

Var olduğumuz her yerde anti-ırkçı mücadele de vardır. Afro-kökenliler ve diğer ırklardan kadınlar toplumsal cinsiyet, sınıf, etnisite ve cinsel yönelim nedeniyle çeşitli ayrımcılıklara maruz bırakılıyorlar. İstihdam, sağlık, eğitim ve siyasi katılım süreçlerine ulaşımda olduğu kadar, hala sınırlı olan, kültüre katkımızın tanınmasında da büyük bir eşitsizlik var. Yapısal ve kurumsal ırkçılık, insani gelişimimizi radikal bir şekilde belirler ve sınır çeker. Irk diye bir şeyin olmadığını söylemekten vazgeçmeyeceğiz. Irk denen şey, kıtamızda sona eren ama başka maskelerle varlığını sürdüren köleliği ve kölelerin sömürü ve baskısını aklamak için icat edilmiştir. Irkçılık bilimsel bir söylemden doğmuş ve bugüne kadar kapitalizmi beslemiştir.

Normale dönmek istemiyoruz çünkü normalin kendisi asıl sorundur. Bakım emeği yeniden değerlendirilmeli ve toplumsallaştırılmalıdır. Hayatı yaratan yeniden üretim bu kadar değersiz kalmaya devam edemez. Yeniden üretimin ve doğanın merkezde olduğu bir gelecek istiyoruz.

Hayatı değiştirmek için yaşamak istiyoruz. Biz hayatı sürdürmek için örgütleniyor ve mücadele ediyoruz. Maddi ve manevi destek ağları oluşturuyor, mahallelerde yemek örgütleme işini sürdürüyor, patriyarkal şiddete karşı uyanık kalıyoruz. Bizi destekleyenlerle bir ağ örüyoruz. Hareket ederken dünyayı değiştirmeye devam ediyoruz.

Bu krizden çıkış feminist, göçmenleri gören, hapishanelerin olmadığı, çok uluslu, maden endüstrisi karşısında duran, anti-kapitalist, anti-faşist, anti-ırkçı ve anti-patriyarkal olmak zorundadır.

Sokaklarda ya da evlerde, isyan devam ediyor.


* Fin kağıt fabrikası

** Büyük baş hayvan ve diğer ormancılık, çiftçilik işleri yapan Uruguay tarım şirketleri

Authorrr