Gezi’nin Gösterdikleri – Anıl Refik Akın

Aynı şekilde bugün kapitalizmin merkezlerinde yükselen “sosyalizm” sempatisi, kapitalizmin kendisini dünyanın son konağı ilan etmesine rağmen yaratmaya devam ettiği derin tahribatlara karşı mayalanan öfkenin tezahürüdür.

ABD ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yapılan araştırmalarda gençlerin Kapitalizm/Sosyalizm kıyasında artan şekilde yönünü sosyalizme çevirdiği verileri çıkmaktadır. 1991’de Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla birlikte mutlak hakimiyetini(!) ilan eden kapitalizm, insanlığın son aşaması olarak kendini deklare etmeye çalışmış ve insanlığa geleceğe bakmaktan ziyade anı yaşamayı öğütlemiştir. Geleceği tasarlamak günün gereği değildir, tasarlanılmış dünyada anı yaşamak yapılabilecek en ussal şeydir(!).

İnsanlığın son aşaması olarak önümüze sürülen gelecek ufkunun içeriğine baktığımızda alabildiğince rekabet, eşitsiz gelir dağılımının gün geçtikçe artması, niteliksiz eğitim, eskinin köhneleşmesiyle dayattığı çürüme, doğanın ve tüm eko-sistemin yok oluşunu hızlandıran “büyük projeler”… Başta gençlere ve dolayısıyla tüm toplumun hücrelerine kodlanmaya çalışılan yeni gelecek ufku, “geleceği düşünmeme”den ibarettir. Şanslı ve yetenekli olan birey toplumda saygın bir yer edinip paranın satın alabileceği şeylerin yanı sıra paranın satın alamayacağı “şey”leri de elde edebilecektir. Bundan dolayı büyük anlatılara kendini kaptırması, var olanın dışına çıkmak istemesi, hele hele dünyayı değiştirebilecek ideolojiler için akıl yürütmesi büsbütün lanetlidir. Sosyalist bloğun çöküşüyle ortaya çil yavrusu gibi saçılan düşünce ve eylemin kendisinin (post-modernizm) uzun soluklu olmadığı açıktır. Bu ideolojik bombardıman içinde doğup büyüyen 35 yaş altı kesimin hafife alınamayacak bir kısmının var olandan pek de hoşnut olmadığı görülmektedir. Dünyanın çeşitli yerlerinde zaman zaman dalgalar misali gördüğümüz öfke kabarmaları, kapitalizmin zaferini ilan ettikten sonra hayata geçirdiklerine karşı kitlelerin kendi özgünlüğünde öfkelerini sokaklara yansıtmalarıdır.

Bir parantez olarak bugünlerde 6. yılına girdiğimiz Gezi Direnişi’ne katılan profile baktığımızda da dünyada kapitalist uygulamalara karşı yükseltilen çığlığa yakın bir örüntüyü görebiliriz. Reel sosyalizmi görememiş, global kapitalizmin uygulamalarında düşünsel ve pratik olarak gelişen Gezi kitlesi, yani bizler, bu toprakların en kitlesel, coşkulu, yaratıcı eylemliliklerini yine kapitalizmin yarattıklarına karşı olarak sergilemiştir. “Mesele sadece iki ağaç meselesi değil! Anlamadın mı?” sözü anlatmak istediklerimizi özetler niteliktedir. Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilme girişimine karşı kıvılcımlanan isyanımız, eşitlik ve özgürlük talepleriyle kitlelerde karşılık buldu ve 21. yüzyılın ilk çeyreğinin şimdiden en görkemli isyanı olarak adlandırabileceğimiz bir hale dönüştü. Gezi’yi yaratan her anda post-modern ideolojinin etkisine maruz kalmış lakin bundan kısmen de olsa sıyrılmış bir kitle görmek mümkündü. “Bırak, bu ülkeden/dünyadan bir şey çıkmaz. Biz hayatımıza bakalım.” demenin kısa bir reklam arasına girmiştik Gezi’de. “Peki Gezi Parkı’na gençler gelmedi mi? 21-25 ve 26-30 yaş aralıklarına dikkatlice bakınca Gezi Parkı’na katılanların esas çoğunluğunu bu iki yaş grubunun oluşturduğunu görüyoruz. Parka gelen toplam eylemci sayısının yüzde 30,8’ini 21-25 yaş grubu, yüzde 20,3’ünü ise 26-30 yaş grubu oluşturmuş. Kısacası parka gelen her iki kişiden biri 21-30 yaş aralığındaymış.” KONDA araştırma şirketinin Haziran 2014’te yayınladığı Gezi raporunda da detaylı olarak görüleceği gibi Gezi’yi yaratan kitlenin önemli bir kısmı yukarıda bahsettiğimiz gibi çok kutuplu dünyanın kucağında büyümüş lakin hayatın her alanına müdahil olan kapitalist sistem ve onun koltuk değnekleri olan siyasi iktidara karşı “kendi çapında” ses çıkarmıştır. Gezi Direnişi de bir yönüyle tam da yukarıda bahsettiğim kapitalist sistemin yarattığı derin tahribata karşı dolaylı ya da dolaysız yoldan kitlelerde yankılanan çığlığın göstergesidir.

Dayatılan düşünce sistematiğinde onarılması zor delikler açılıyor: Brezilya’daki eğitim bütçesine karşı yapılan gösteriler, Gezi, Referandum ve İstanbul’da irade gaspı protestoları, üniversitelerin bölünme eylemlilikleri, ODTÜ… Aynı şekilde bugün kapitalizmin merkezlerinde yükselen “sosyalizm” sempatisi, kapitalizmin kendisini dünyanın son konağı ilan etmesine rağmen yaratmaya devam ettiği derin tahribatlara karşı mayalanan öfkenin tezahürüdür. Öfkenin açığa çıkışı çeşitli nedenlerle ve farklı zaman dilimlerinde olsa da benzer niteliklerde olduklarını söylemek doğru olacaktır. Kapitalizmin yarattıklarına karşı öfke… Kapitalizmin açtığı yaraları gelecek ufkuna taşıma yeteneğine sahip olması gereken özne “sosyalist” öznedir. Bayağılaşan ve yeni nesillerde “of” dedirtene karşı “sempatiyle” bakılanı yani insanlığın özgür, eşit, mutlu geleceğini tahayyül edip yeniden yeşeren bir tohumdan gürbüzleştirmek bizlerin olmazsa olmazıdır. Çürümekte olanın yerine neyin geçeceği, yarını düşleyenlerin teorik ve pratikleriyle şekillenecektir.

Yazarın Diğer Yazıları