Darbe Söyleminden Vekillerin Tutuklanmasına – Mehmet Yılmazer

Bu çok yönlü krizden sadece “başkanlık rejimi” ile çıkmak neredeyse imkânsızdır. Sorun darbelerin yeni hangi kılıklara gireceğindedir. Süreç epeydir klasik darbe denklemleri ile işlemiyor.

Son zamanlarda darbe ve erken seçim tartışmaları yoğunlaşmıştı. Şimdi buna bir de üç vekilin tutuklanması eklendi. Doğal olarak “Neden şimdi?” sorusuna cevap aranıyor.

CHP çevrelerinde bu soruya “CHP sokağa dökülmek isteniyor” şeklinde cevap veriliyor. Saray CHP’yi bir provokasyona çekmek ve onun üzerinden bildik propagandasını yükseltmek istiyor. Bu kanıda olan CHP, bu endişenin bir sonucu olarak, açıklamalarında tutuklanan iki HDP milletvekilinden hiç söz etmedi.

Bu tabloya Saray açısından bakarsak sanki bir ezberin tekrarı vardır. Muhalefeti HDP üzerinden sıkıştırmak, paralize etmek Saray’ın bilinen ve her seferinde belli bir sonuç veren klasik taktiğidir. Ancak bunlar taktiğin neden bugünlerde yeniden devreye sokulduğunu yeterince açıklamıyor. Hatta kafalara bir soru daha geliyor. Bu haliyle taktik, iktidar lehine benzer sonuçlar yaratabilir mi? “Devridaim makinesi” gibi sonsuza kadar işleyecek mi?

Türkiye’nin yakın dönem siyasi tarihine baktığımızda bu taktik bazı farklı söylemlerle de olsa neredeyse kesintisiz işlemiştir. 1994 yılında DEP milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılmış ve Meclis önünde tutuklanıp cezaevine yollanmışlardı. Sürecin fitilini dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş “Eşkıya Meclis’te” diyerek ateşlemiş; Başbakan Tansu Çiller de bu uyarıyı hemen uygulamıştı. O zaman aktörler değişikti.

Genellikle bu taktiğin mimarı ve uygulayıcısı Kemalist iktidarlardı. Ancak yılların uygulamaları birbirini tekrarladıkça sonuçta Kemalizm 90’lı yıllarda çöküşe geçti. Bu çöküş AKP iktidarıyla sonuçlandı. O günden beri AKP müthiş bir evrim geçirerek söylediklerinin tam tersini yapar hale geldi. Kemalizm’in bütün taktiklerini artık kendisi uyguluyor.

Fakat bu devridaim makinesi sonsuza kadar işlemiyor. Kemalizm için bu tarih 90’lı yılların sonlarıdır. Siyasal İslam için inişe geçtiği tarih Gezi isyanı ve 7 Haziran seçimleridir. Bu çöküşe karşı büyük bir tepki gösteren düzen, haziran-kasım arasında büyük bir şiddet rüzgârı estirince kendisini kısmen toparladı. Bu sonsuz işleyen taktik yeniden devreye girmiş, yine “muhalefet” köşeye sıkışmıştı. Fakat bu taktiğin sanıldığı gibi sonsuz ömürlü olmadığı 2019 yerel seçimlerinde bir kez daha ortaya çıktı. Üstelik İstanbul seçimlerinin yenilenmesi bu taktiğin bir anlamda iflası oldu.

Şimdi ne oluyor? Bunun cevabını en iyi KONDA anketleri veriyor:

“AK Parti oy kaybediyor, kaybetmiyor meselesi değil. Çözülüyor, gidecek yer bulamıyor. Yüzde 45’den 30’lara düştü. Bu bir alamettir, ama gidecek yer bulamadı. Su kaynıyor, çayın altı açık, buhara döndüğü gün fark edeceğiz. Şubat ayı ölçümümüzde AK Parti yüzde 30’un altında idi.

“30 yaşın altında 19 milyon seçmen var. Bu gençlerin yarısı mevcut siyasi aktörlerden umudunu kesmiş durumda. 2023’te de ilk kez oy kullanacak 4 milyon genç seçmen de mevcut siyasileri reddediyor. Kendini şu anda partisiz, boşlukta, umutsuz hisseden yüzde 36 civarında bir kitle var.” (Bekir Ağırdır, Gazete Duvar)

AKP ve Saray esasında bütün manevralarına rağmen 2015’den beri zayıflıyor. Son iki yıldır ise Bekir Ağırdır’ın deyimiyle “çözülüyor”. Özellikle gençlerle arasında oldukça radikal bir kopuş yaşanıyor. Bu tabloya korona salgınını ve ekonomik krizi de eklersek önümüzdeki sürecin Saray için sorunlarla yüklü bir dönem olacağı artık kesindir. Böyle bir ortamda Saray’ın darbe söylemine tutunması rastlantı değildir. Bu çok yönlü krizden sadece “başkanlık rejimi” ile çıkmak neredeyse imkânsızdır. Sorun darbelerin yeni hangi kılıklara gireceğindedir. Süreç epeydir klasik darbe denklemleri ile işlemiyor. Vekillere gece yarısı operasyonunu HDP  “darbe” olarak yorumladı. Kesinlikle haklılar. Ancak bu “darbe” daha sürecin başlangıcıdır.

Siyaset bir dönüm noktasına geliyor. Son beş yılın taktikleriyle yürümek artık çok zorlaşıyor. Hem siyasal dengeler hem de siyasal taktikler köklü bir değişime zorlanıyor.  İktidar açısından HDP üzerinden gerilim yaratma taktiği veya daha genel söylenirse “beka sorunu” üzerinden gidilecek yolun sınırları son yerel seçimlerde görülmüştü. Vekilleri tutuklayarak başlanan yoldan Saray nereye kadar gidecektir?

Öte yandan muhalefet Saray’ın baskılarıyla hep aynı köşeye sıkışmaya devam ederse, hiçbir zaman final ipini göğüsleyemeyecektir. Saray’ın köşeye sıkıştırma taktiklerinden kurtulmasının gerekli olduğu açıktır. Ancak bu nasıl yapılacaktır?

HDP’den uzak durarak güç kazanmanın bir çıkmaz yol olduğu son yerel seçimlerde görüldü. HDP ile demokrasi saflarında açıkça yer alarak Saray’ın silahını elinden almak imkânsız mıdır? Bugüne kadar yaşananlar ve rejimin gelip tıkanması artık bu korku duvarını aşmanın zamanının geldiğini gösteriyor.

Saray bildik taktiğini daha da koyulaştırma adımlarına hazırlanıyor. Dönemin şartları Saray’ı buna zorluyor. Ancak keyfi yönetimdeki bozulma, açık organizasyon zaafları ve ideolojik çürüme Saray’ın taktiği yeni bir seviyeye yükseltmesinin önünde pek çok zorluk olduğunu gösteriyor.

Muhalefet açık hedef haline gelmemek için yan yollardan yürüme tavrını sürdürerek nereye kadar gidebilir? Özellikle “gençler mevcut siyasileri reddediyor”. Muhalefet çıtayı yükseltemezse siyasette ve toplumda nereye akacağı belli olmayan bir çürüme ve yozlaşma olaylara şekil vermeyi iyice zorlaştıracaktır. Siyaseti ve toplumu çürüten taktik, bir kırılma noktasına geldi. Kendi kendine düzelemeyeceğine göre cesaretli ve yaratıcı yollardan yürümekten başka bir çözüm kalmıyor.

Yazarın Diğer Yazıları