30 Mart: Kızıldere’den Latifeci’ye Direniş
Onlar adanmışlıklarıyla, duruşlarıyla, yaşayışlarıyla, inançlarıyla ve cesaretleriyle bize onurlu bir miras bıraktılar.

“Unutulsun bir gövdeye duyulan hasret
Unutulsun bu alışılmış duyarlık
O kadar sade, o kadar kalabalık ki
Unutulmaya değer onların insan gövdeleri
Ve unutulmalı mutlaka
Dolsunlar diye yüreklere
Dolsunlar damarlara.
Ölü mü denir
Ölü mü denir şimdi onlara?”
Edip Cansever
68 kuşağı, sosyalist hareket açısından devrimci bir kopuş ve kuruluş dönemidir. Bu süreçte dünyada yükselen devrimci dalga, Küba, Vietnam ve Çin devrimleri, anti emperyalist mücadele çizgisi bu kopuşu güçlendirmiştir. 18 Temmuz 1968’de gerçekleşen 6. Filo’yu denize dökme eylemi ve 6 Ocak 1969 günü ODTÜ’de CIA uzmanı Robert Komer’in arabasının yakılması dönemin devrimci dinamiğini kavramak açısından en somut örneklerdir. Bu tarihsel konjonktürde dönemin TİP çizgisinden kopuşan devrimciler, devrimin ancak düzen dışı bir konumlanışla mümkün olacağını ilan ettiler. Devrimci stratejiye, ilkelere ve etik değerlere bağlılık bu kopuşun temel nedenleriydi.
Ardından gelen 12 Mart süreciyle devrimci hareketin tasfiyesi hedeflense de devlet tam anlamıyla başarılı olamamıştır.
1971’in Mart ayında devlet tarafından yakalanarak tutsak edilen Deniz, Yusuf ve Hüseyin yargılandıkları mahkeme sonucunda idam cezasına çarptırıldı. Bu karara karşı harekete geçen Mahir ve beraberindeki THKP-C’li ve THKO’lu devrimciler, bulundukları hapisten kaçarak idamların durdurulması için üç İngiliz teknisyeni kaçırdı. Denizlerin idamını engellemek için gerçekleştirilen bu dayanışma eylemi, devrimci tarihimizde örnek bir iz bıraktı.
Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere köyünde kuşatılan devrimciler, askerin “Teslim ol!” çağrısına “Biz buraya teslim olmaya değil, ölmeye geldik!” diyerek yanıt verdi. 30 Mart, bu devrimci iradenin tarihsel sürekliliğini kavramak ve süreklileştirmek açısından önemli bir eşiktir.
Kızıldere’de On’lar, 30 Mart 1972’de canları pahasına direnerek ölümsüzleştiler.
30 Mart, aynı zamanda Mehmet Latifeci ve babası Yahya Latifeci’nin de katledildiği tarihtir. 1965 yılında Samandağ’ın Sutaşı Mahallesi’nde doğan Mehmet Latifeci, 1980’lerde Burdur Eğitim Fakültesi’nde Kıvılcımlı geleneğiyle tanışarak devrimci mücadeleye katıldı. Önderlik ettiği gençlik eylemleri nedeniyle eğitim hayatı sonlandırıldı. Memleketine döndüğünde mücadeleyi büyütmek için Samandağ Halkevi, Çağdaş Sanat Atölyesi ve Güney Uyanış gazetesinin kurucu özneleri arasında yer aldı.
Latifeci yoldaş, yürüttüğü devrimci faaliyet boyunca işçi eylemlerinin, hak arayışlarının ve adalet mücadelelerinin içinde yer aldı. Ait olduğu Arap Alevi kimliğinin asimilasyonuna karşı anadilinde kültürel ve sanatsal çalışmalar yürüttü. Kirli savaşın ve kaybetmelerin gündelik hâle geldiği bir dönemde, Kürt halkıyla enternasyonalist dayanışma içerisinde bulunarak Samandağ DEP İlçe Örgütü’nün kurucusu ve başkanı oldu.
Bölgede yükselen bu devrimci dinamik, devletin hedefi hâline geldi. Mehmet Latifeci ve babası Yahya Latifeci, 30 Mart 1995’te işbirlikçi çete tarafından evlerinin önünde katledildi.
Kızıldere’den Latifeci’ye… Farklı dönemlerde, farklı koşullarda ortaya çıksalar da bu mücadelelerin ortak yönleri adanmışlık, devrimci dayanışma ve direniştir.
Devrimci önderler, toplumsal bir sorumluluk üstlendiler. “Yaşamı anlamlı kılmak, onu bir davaya adamakla mümkündür. Bu dava, devrimci bir değişim ve dönüşüm pratiğiyle birleştiğinde gerçek anlamına kavuşur. Kurucu özne olmanın anlamı da burada yatar. Günlük hayatı devrimci bilinçle örgütlemek, her ilişkiyi ve tavrı dönüştürücübir içerikle donatmak gerekmektedir” (Kara, 2025).
Bugün kapitalizm, emperyalist politikalarını tüm dünyaya dayatarak işçi sınıfına savaş, yoksulluk, güvencesizlik ve ölümden başka bir şey sunmamaktadır. Bu düzene karşı durmak ve onu değiştirme iradesi göstermek, tarihsel bir zorunluluktur. İşçi sınıfının örgütlü mücadeleden başka bir seçeneği yoktur.
Kapitalizmin dayattığı bireycilik, popülizm ve görünür olma arzusu, kolektif mücadele zeminini aşındırmaya yöneliktir. Ancak devrimci mücadele; ilkeler, değerler, inanç ve adanmışlık üzerine kurulur. Bu noktada, ölümsüzleşen yoldaşlarımızın yaşamı ve direnişi hâlâ yol gösterici bir ışık olmaya devam etmektedir.
Bugün 30 Mart. Fiziken yitirdiğimiz yoldaşlarımızı ölümsüzlüğe uğurlayışımızın yıldönümü. Onlar adanmışlıklarıyla, duruşlarıyla, yaşayışlarıyla, inançlarıyla ve cesaretleriyle bize onurlu bir miras bıraktılar.
Bugün emperyalizmin doymak bilmeyen açgözlülüğünün bir sonucu olarak savaş ve yoksulluk derin bir biçimde yaşanmaktadır. Böylesi bir sürecin içerisinde 1 Mayıs’a doğru gidiyoruz. Devrimci tarihimizden aldığımız güçle, emperyalizmin bu yıkımına karşı güçlü bir direniş ve mücadele yürütmek ve 1 Mayıs alanlarında milyonlar olmak tarihsel bir sorumluluktur.