Zeytinburnu, işçi mücadelesinde bir neferini daha kaybetti : Dursun Usta
Bu kavga, ismini tabelalara yazdırmayan ama sokağın hafızasına kazıyanlarla yükselecektir. Dursun Usta’nın şahsında, tüm isimsizlere selam olsun.

1970’lerde Zeytinburnu’nun kalbinde 1.500’ü aşkın işçinin çalıştığı Akın Tekstil sadece bir fabrika değil, sendikal bürokrasiye ve işveren baskısına karşı yükselen bir direnişin yeriydi. Bu mücadelenin en ön safındaki isimlerden biri de “dipçik gibi” kararlılığıyla Dursun Usta’ydı.
Sendika
1977 yılına gelindiğinde, fabrikadaki mevcut sendikal yapı (DİSK’e bağlı Tekstil Sendikası) hantallaşmış ve işçi taleplerinden uzaklaşmıştı. Ahmet Göral, Mustafa Yaldız, Dursun Usta ve arkadaşları, bu statükoyu değiştirmek için bir temsilci seçimi yapılmasına karar verdiler. 1500’den fazla işçinin çalıştığı devasa bir fabrikada bu, büyük bir risk ve muazzam bir örgütlenme demekti.
Fabrika içini Dursun Usta ve Mustafa Yaldız birlikte örgütlediler. İlkokul mezunu bir işçi olarak, özellikle Zeytinburnu’ndaki işçilerle güven veren iyi ilişkiler kurmuştu. İnsanlara verdiği güvenle imzaların toplanmasında özveriyle çalıştı.
Toplanan imzalar büyük bir umutla sendikanın Bakırköy şubesine teslim edildi. Ancak beklenen demokratik süreç yerine, sendika bürokrasisinin işverenle kurduğu karanlık işbirliği devreye girdi. İmzaların verildiği günün ertesinde, listenin başındaki iki isim; Dursun Usta ve Mustafa Yaldız işten atıldı.

“Dursun, kapıyı kilitle”
İşten atılmanın hesabını sormak için Dursun ve Mustafa, sendikanın Cağaloğlu’ndaki genel merkezine gittiler. Güvenlikten geçmenin bir yolunu buldular. Sendika yöneticisinin odasına girince Mustafa’nın “Dursun, kapıyı kilitle!” sözüyle başlayan o meşhur hesaplaşma yaşandı. Sendikacıların “işverenin bir prestiji var” savunmasına karşı, Mustafa Yaldız’ın “İşverenin prestiji var da sendikanın hiç mi yok?” çıkışı, o dönemin ruhunu özetleyen bir tokattı. Kirlenmiş sendikacıyı sıkıştırdılar.
Dursun Usta ve Mustafa Yaldız bedel ödeyip kapı önüne konulsa da başlattıkları dalga durdurulamadı. İyi hazırlanan fabrika içi örgütlenme sayesinde, başlanan girişim başarıya ulaştırdı. “Güçlerimizi bir yere yığalım” parolası sonuç verdi. Temsilcilerin yüzde 85’i kazanıldı. Baş Temsilci olarak Ruşen Budak, sendikanın başkanı da Ahmet Göral seçildi. DİSK’e bağlı Bakırköy Tekstil Sendikası kazanılarak işçiler lehine direnişçi bir zemin yaratılmış oldu.

Dr. Hikmet Kıvılcımlı
Dursun Usta ve yoldaşları için örgütlenme ve vardiya çıkışları sonrası kahvehane sohbetleri, gece yarısına kadar süren bir yaşam biçimiydi. Bu buluşmalar sadece imza toplamak değil, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın Vatan Partisi ve PİM çizgisinde şekillenen siyasi bilincin de yayıldığı yerlerdi. Sinoplu tekstil işçisi, burada tanıştığı PİM’cilerin dürüstlüğünden etkilenmişti. Ona göre siyaset, unvandan çok insana güvenmekti. Gece yarısı kurulan bu yoldaşlık, fabrika kapılarındaki direnişin büyütülmesine kadar uzandı.
Schweppes
Dursun Usta, Akın Tekstil’den atıldıktan sonra mücadelesini bırakmamıştır. Şoförlüğü olduğu için yine Zeytinburnu’ndaki Schweppes (Şiveps) fabrikasına şoför olarak girmiş ve orada da arkadaşlarıyla beraber aktif bir sendikal mücadele yürütmüştür.
Duvara Karşı
Tahminen 1978 yılında 300 çalışanlı Mısırlı Tekstil boyahanesinde DİSK üzerinden büyüyen mücadele, onun komşusu olan Yıldız Tekstil fabrikası işçilerinde de bir sempatiye dönüştü. Bu akışı gören işveren, iki fabrikanın iletişimini kesmek için araya büyük bir duvar ördü. Sendika Başkanı Ahmet Göral ve Dursun Usta’nın da içinde bulunduğu bir işçi grubu bu duvarı demir çubuklarla saat 7 gibi darmadağın ettiler. İşçi sınıfının birliğini engelleyen bir duvarı ortadan kaldırdılar.

Kenan Budak
Zeytinburnu’nun yiğit işçi önderi Kenan Budak ile Dursun Usta’nın yoldaşlıkları bakiydi. Siyasi durumlar onların bu bağını koparamadı. Dursun Usta’nın işsizlik günlerinde Kenan ona iş bulmak için koşturdu. Dar gününde bir çanta dolusu kıyafetle kapısını çaldı. Dursun Usta da inandığı bu can dostunu asla yalnız bırakmadı. Evini, imkânlarını açtı. Yoldaşları ayrılığa düştüğünde, bu Dursun Usta için fark yaratmadı. Bir yoldaşını diğerinden ayırmadı. 12 Eylül Darbesi bile bu tutumunu değiştirmeyi başaramadı.
Kudretli insanlara has olan özelliktir, hep yoldaşlarının yanında olursun, ayrım yapmazsın. Mücadelenin çıkarlarını esas alırsın. Dursun Usta bu çizgide kaldı hep.
Ahmet Göral’ın gözünden dursun usta: “Dursun Usta, Zeytinburnu’nun yoksul sokaklarından süzülüp gelen, sağlam, kararlı “gözü kara” bir halk adamıydı. En büyük gücü, teorik kitaplardan ziyade insanlarla kurduğu o derin güven duygusuydu. Mücadelesi içinde hiçbir şahsi hesap kitap yapmayan, çıkara tenezzül etmeyen biridir. İri yarı ve kalıplı değildi ama sağlam, dirayetli ve dayanıklı bir fiziki yapısı vardı. Sinoplu bir işçi olarak gurbette büyürken yoksulluğu onuruyla kuşanmış, darda kalan her yoldaşa imkânlarını açmıştı. Siyasi farklılıkların en sert yaşandığı dönemlerde bile yoldaşlığı her şeyin üstünde tutan, vefayı bir yaşam biçimi hâline getiren insanlardandı. Onun gidişiyle bizlerin en dirençli bir parçası daha eksildi. Arkasında gösterişli nutuklar değil, dürüstlüğü ve sarsılmaz bir sadakati bizlere bıraktı.”

Miras
Dursun Usta’nın şahsında, tüm isimsizlere selam olsun. Onlar alkış için değil, ekmek ve onur için dik durdular. Bir nefer gider ancak bıraktığı anılar ve sadakat, sınıfın belleğinde yaşar. Bu kavga, ismini tabelalara yazdırmayan ama sokağın hafızasına kazıyanlarla yükselecektir. Devrimci vasfıyla, o isimsiz kahramanları saygıyla uğurluyoruz.