Topyekûn saldırı altında Rojava: Kürt halkının varlık-yokluk mücadelesi

Kürt halkının kazanımları, Türkiye’nin iç politikasında da demokratik bir ilerlemenin anahtarıyken Rojava’daki topyekûn saldırılar bu fırsatı sabote etmekte; barış sürecini temelden baltalamaktadır.

Suriye’de 2011’den bu yana süren savaş ve kriz artık bir iç çatışmanın ötesine geçmiş; bölgesel güçlerin çıkar hesapları doğrultusunda halkların geleceğini ipotek altına alan yıkıcı bir sürece dönüşmüştür. Milyonlarca insan yerinden edilmiş, kentler harabeye çevrilmiş, toplumsal doku derin yaralar almıştır. Bu ağır bedelin en büyük kısmını ise tarih boyunca inkâr edilen ve statüsüz bırakılmak istenen Kürt halkı ödemektedir. Rojava’da inşa edilen demokratik, eşitlikçi ve çoğulcu model, Kürt halkının en önemli tarihsel kazanımlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Ancak bugün bu kazanımlar, başta Türkiye’nin organize ettiği ve desteklediği yoğun saldırılarla karşı karşıyadır.

Suriye krizinin yeni boyutu ve Kürt halkının kazanımları

Suriye’deki kriz, 2011 Arap Baharı’yla başlayan halk taleplerinin dış müdahalelerle manipüle edilmesiyle derinleşmiştir. Bu süreçte Kürt halkı, kendi iradesiyle Rojava’da özerk bir yönetim kurmuş; kadınların öncülüğünde eşitlikçi komünler, farklı etnik ve dini grupların ortak yönetimi, ekolojik yaklaşımlar ve doğrudan demokrasi ilkeleriyle yeni bir toplum modeli oluşturmuştur. Bu model, IŞİD gibi terör örgütlerine karşı verilen mücadelede de kanıtlanmış; Kürt halkı, bölge halklarının ortak güvenliği için büyük fedakarlıklar yapmıştır.

Kürt halkının bu kazanımları yalnızca bir yerel başarı değil; Ortadoğu’da halkların birlikte yaşama iradesinin somut bir ifadesi de olabilir. Ancak bu ilerici adım, bazı bölgesel güçler için kabul edilemez bir tehdit olarak görülmüştür. Bugün Rojava ve Suriye’nin kuzeydoğusunda yaşanan saldırılar, Kürt halkının tarihsel haklarını ve kazanımlarını tasfiye etmeyi amaçlayan topyekûn bir operasyondur.

Topyekûn tasfiye operasyonu: Türkiye’nin Rojava’ya yönelik kirli planı

Halep’ten Rakka’ya, Deyrizor kırsallarına uzanan cephelerde yoğunlaşan saldırılar, planlı bir provokasyon zincirinin parçasıdır. HTŞ öncülüğünde ve Türkiye destekli çete yapıları eliyle yürütülen bu operasyonlar, sivilleri hedef almakta, hastaneleri bombalamakta, tarım arazilerini tahrip etmekte ve Kürt halkını savaşa çekmeye çalışmaktadır. SDG’nin diyalog ve anlaşma zemininde adım attığı her noktada provokasyonlar artmakta; Kürt mahalleleri ve yerleşimleri sistematik olarak vurulmaktadır.

Bu saldırılar, bir güvenlik meselesi olmaktan çok ötede; Kürt halkının kazanımlarını yok etmeye yönelik topyekûn bir saldırıdır. Başta Türkiye olmak üzere bazı aktörler, HTŞ ve benzeri grupları doğrudan veya dolaylı olarak destekleyerek bu süreci yönetmekte; Kürt halkının statüsüz bırakılması, kazanımlarının gasp edilmesi hedeflenmektedir. Uluslararası kamuoyunun sessizliği ise bu kirli plana fiili onay niteliği taşımaktadır. Paris merkezli temaslardan açığa çıkan bilgiler, bu ittifakın boyutlarını gözler önüne sermektedir.

Tüm halkları hedef alan tehlike

Bu saldırılar yalnızca Kürtleri değil; Alevi, Süryani, Arap, Dürzi, Türkmen gibi diğer halkları da vurmaktadır. Suriye’nin çok kültürlü yapısı bilinçli olarak parçalanmakta; bölge halklarının ortak geleceği tehdit altına alınmaktadır. Kürt halkı bugün açık bir varlık-yokluk mücadelesi vermektedir. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin seferberlik çağrısı, bu bağlamda halkların ortak direnişini örgütleme davetidir.

Kürt halkı, tarih boyunca direniş geleneğiyle ayakta kalmış; Kobane ruhuyla büyük zaferler kazanmıştır. Bugün de bu ruh, birlik ve dayanışmayla yeniden canlanmalıdır.

İçeride barış, dışarıda katliam: Türkiye’nin Kürt politikası

Türkiye, kendi sınırları içindeki Kürtlerle barış görüşmeleri yürütürken Rojava’ya yönelik saldırı ve katliamları sürdürmesi asla kabul edilemez bir çelişkidir. Bu durum, Türkiye’nin “barış ve çözüm” söylemlerinin tamamen yalan ve bir oyalama taktiği olduğunu gözler önüne sermektedir. Kürt halkının kazanımları, Türkiye’nin iç politikasında da demokratik bir ilerlemenin anahtarıyken Rojava’daki topyekûn saldırılar bu fırsatı sabote etmekte; barış sürecini temelden baltalamaktadır. Türkiye’nin organize ettiği bu operasyonlar yalnızca Kürt halkını değil, kendi toplumundaki barış umutlarını da yok etmekte; ikiyüzlü bir politika izlendiğini kanıtlamaktadır.

Rojava modelinin gelecekteki etkisi: Bölgesel istikrara katkı

Rojava modeli, Kürt halkının kazanımlarının ötesinde, Ortadoğu’da istikrarlı bir geleceğin temel taşlarından biridir. Kadınların eşit katılımı, etnik çeşitliliğin korunması ve ekolojik adalet gibi ilkeler, bölgenin kronik sorunlarına somut çözümler sunmaktadır. Ancak Türkiye’nin öncülüğündeki topyekûn saldırılar, bu modeli yok ederek mezhep çatışmalarını ve istikrarsızlığı derinleştirmektedir. Kürt halkının direnişi, bu saldırılara karşı yalnızca savunma değil; yeni bir bölgesel düzenin inşası için bir mücadele olarak görülmelidir.

 Kürt halkının mücadele geleneği

Kürt halkı yüzyıllardır inkâr, sürgün ve katliamlara karşı direniş göstermiş; Rojava’daki kazanımlar da bu geleneğin bir devamıdır. Kobane’den Afrin’e uzanan mücadeleler, Kürt halkının iradesini kırmaya yönelik girişimlere karşı zaferler kazanmıştır. Bugün yaşanan topyekûn saldırı, Türkiye’nin desteğiyle yürütülse de Kürt halkının tarihsel direnci bu planları boşa çıkaracaktır. Bu mücadele, yalnızca hayatta kalma değil; eşitlik ve özgürlük ideallerini yayma mücadelesidir.

Suriye halklarının geleceği, ABD emperyalizmi ve bölge güçlerinin kuklası HTŞ çeteciliğine terk edilmeyecektir. Aleviler, Dürziler, Hristiyanlar, muhalif Sünniler ve Kürt halkı SDG’nin öncülüğünde halkların ve kadınların eşit, adil ve özgür birliğine dayanan demokratik bir Suriye mücadelesini zafere kadar sürdüreceklerdir.