Yoğun Gündem Neyin İşareti – Mehmet Yılmazer

Önümüzdeki süreç toplumsal yapıyı bir kavşağa taşıyacaktır. Ya Kemalizm’e karşı mevzi kazanan siyasal İslam Kemalizm’in yaptıklarını kendi söylemiyle tekrarlamaya devam edecek, bugüne kadar gelen keyfileşme ve çürüme derinleşecek; ya da gidiş bu kısır çemberden çıkma sancıları içine girecektir.

Son bir kaç haftadır siyaset gündemi çok yoğun. “Çoklu baro” dayatması, kıdem tazminatlarının bir biçimde hazine tarafından yutulması girişimleri, sosyal medyayı tasfiye hazırlıkları en öne çıkanlar oldu. İlginç bir dönemden geçiliyor. Düzenin üstünde durduğu ayaklar çok zorlanıyor, özellikle ekonomi suni teneffüslerle “yüzdürülüyor”; covid-19 ile birlikte ani bir darbe de yiyince sorunlar inanılmaz boyutlara vardı. Bu gerilime ve zaman zaman yaşanan olaylara rağmen sanki bir yöne akış yok, kısır bir döngü içinde bunaltıcı bir tekrar yaşanıyor.

Bir yandan Cumhur İttifakı üzerine kurulmuş başkanlık sisteminin ayaklarının altındaki toprak sürekli erozyona uğruyor. Yeni partiler daha çok görünür hale geldi. Cumhur İttifakı’nın geleceği çok tartışmalı hale geliyor. Bu nedenle seçim ve partiler kanununda değişiklik gündemin arka planında ısıtılıyor. Bunlar yeni sistemin yürümediğinin en iyi kanıtları. İşler sosyal medyanın tasfiyesine kadar geldiğine göre iktidarın o kadar çok gizlemek, üstünü örtmek zorunda olduğu sorun var ki çuval yama tutmadığı için herkesin ağzını kapatmak gibi yollara gidiliyor.

İktidarın ekonomi konusundaki yaratmaya çalıştığı illüzyon gittikçe inanılmaz boyutlara varıyor. Erdoğan’ın son açıklamasına göre ekonomi “sıçrama” yapma işaretleri vermektedir. Evet, kamu bankalarının Saray’ın zoruyla dağıttığı ucuz kredilerle araba ve ev satışlarında bir kıpırdanma yaşanıyor. Ancak ekonominin genel çöküşü ortadayken bu krediler ne ölçüde geriye dönecektir? Her kısmi uygulama batışı yaygınlaştırıp derinleştiriyor. Ancak bu konuda iktidarın açıklamaları Hitler Almanyasının Propaganda Bakanı Goebbels’i geride bırakmak üzeredir.

Saray yarattığı medya ile kendi lehinde sonuçlar elde ettiğini düşünüyor. Bu konuda bütünüyle haksız sayılmaz. Ortada birbirini destekleyerek büyüyen bir tepki henüz yoktur. Tek tip medya yaratmanın yararlarına kesinlikle inanmış olan Saray, sosyal medya sansürüyle suskunluk alanını daha da genişletmek istiyor. Olayların bugüne kadar geldiği gibi devam edeceğine güveniyor olmalıdır.

Ancak gerek kıdem tazminatına işçilerin gösterdiği tepki gerekse baroların yükselttiği direniş bu yolda devam etmenin sınırına gelindiğinin işaretleri olmalıdır. Nasıl ki, özellikle terör ve Suriye savaşı üzerinden yürütülen “devletin bekası” söylemi son seçimlerde artık işlevsiz hale gelmişse, medyayı susturarak öfkeyi bastırıp yok etmenin de sınırlarına gelindiğini baro eylemleri, HDP’nin yürüyüşü ve kıdem tazminatına tepkiler göstermektedir.

Bu noktada iktidar ve muhalefetin tavırlarının “sürdürülebilirliği” kaçınılmaz bir şekilde akıllarda pek çok soru işareti yaratmaktadır. Düzenin iki ayağının yani başkanlık sistemi ve ekonominin, her geçen gün açmaza girmesin sonucu Saray’ın tavrı gerilimi yükseltme yönündedir. İç politikada seçimler öncesi büyük bir arazi temizliğine hazırlanmaktadır. Sürekli bastırdıkça sonuç aldığını düşünen Saray, çeşitli yollardan bu taktik tavrını sürdürecektir. Bu gidişin bazı tıkanma işaretleri ortaya çıksa da Saray’ın yola devam etmekten başka bir yolu yoktur.

Üç milletvekilinin vekilliğinin düşürülmesi üzerine Kılıçdaroğlu “Bizi sokağa çıkartmak istiyorlar.” demişti. Bu anlayışı CHP uzun yıllardır sürdürüyor. Elbette “Adalet Yürüyüşü” bir kerelik bir istisnaydı. CHP bu tutumunu baroların direnişi sırasındaki ikircikli tavrıyla da devam ettirmiştir. Ancak barolar sokağa çıkmış, günler ve gecelerce büyük bir direniş sergilemişlerdir. Bir bakıma CHP’nin artık üzerine iyice yapışan tutumunun doğru olmadığını kanıtladılar.

Bu neyi göstermektedir? Yıllardır Saray’ın çizdiği taktik alanda kalan CHP böyle giderse önümüzdeki dönemi kaybedecektir. Saray ve Cumhur İttifakı için önümüzdeki süreç yaşamsal bir öneme sahiptir. Saray bunun telaşındadır. Açıkçası elinde onu bugüne kadar getiren taktiklerden daha fazlası yoktur. Hatta özellikle ekonomideki çöküntü nedeniyle elindeki taktik manevra alanı iyice daralmıştır. Bildik saldırılarla muhalefeti kendi içinde uyumsuz ve hareketsiz halde tutabilirse, bu onun için başarı olacaktır. Bugün kamu anketlerinde cumhur ittifakının eridiği ortaya çıkıyor. Bunda bir gariplik yoktur. Esas tuhaf olan muhalefetin ve özellikle CHP’nin büyüyememesidir. Bekir Ağırdır’ın söylediği gibi “AKP’den kopmalar oluyor, ancak bunlar bir tarafa gitmiyor.” Bu gerçeklik büyük öneme sahip yakın geleceğin çözülmesi gereken siyasal denklemidir.

Önümüzdeki süreç toplumsal yapıyı bir kavşağa taşıyacaktır. Ya Kemalizm’e karşı mevzi kazanan siyasal İslam Kemalizm’in yaptıklarını kendi söylemiyle tekrarlamaya devam edecek, bugüne kadar gelen keyfileşme ve çürüme derinleşecek; ya da gidiş bu kısır çemberden çıkma sancıları içine girecektir. “Muhalefet” bu sancıları yönetme yeteneğine yükselmek için bir nitelik değiştirmek zorundadır.  Saray’ın onu sıkıştırdığı kısır çemberi aşmak gibi oldukça zorlu bir işe soyunmak zorundadır.

HDP’yi şeytanlaştırma üzerinden yürütülen taktik, alın yazısına dönüşen bu kısır döngü AKP’den çok Saray’ın işine yaramaktadır. Ancak bu çemberin dışına çıkılabildiği zaman Saray’ın gıdası kesilecektir. Bu başarılamadığı takdirde ülke çürümenin dip noktalarına savrulacaktır. Önümüzdeki iki üç yıl büyük bir dönüşüm sancısıyla yüklüdür.

Authorrr

Yazarın Diğer Yazıları