15-16 Haziran Eylemlerinden Günümüze (I) – Mehmet Yılmazer

Bir yanda yeni üretim tekniklerine yakın “bilgi işçileri” öte yanda niteliksizleşen geniş bir güvencesizler (prekarya) kitlesi oluştu. Bu parçalanma, örgütlenme ve mücadele biçimlerini de etkiledi. Kapanan dönemin sembol eylemi 15-16 Haziran işçi direnişi olduysa, açılan ancak henüz yeterince şekillenmemiş dönemin sembol eylemi de Gezi direnişi oldu.

Türkiye sınıflar mücadelesi tarihindeki en büyük işçi eylemlerinin üzerinden tam yarım yüzyıl geçti. O günlerde devrimci hareket Türkiye’de devrim sorununu ve stratejisini tartışıyordu. Bugünün devrimcileri belki garip karşılayabilir ancak o yıllarda işçi sınıfının varoluşu ve devrimde “öncü rolü” üzerine çok canlı tartışmalar yaşandı. Elbette bu tartışmalar akademik bir amaçla değil, tam tersine pratik mücadelenin can alıcı sorunu olarak gündemdeydi. Kapitalizmin henüz zayıf olduğu ve nüfusun % 65’inin kırlarda yaşadığı Türkiye’de bu tartışmalar anlamsız değildi.

O nedenle bu strateji tartışmalarında sonuca yaklaşılırken devrimci hareket içinde işçi sınıfına veya “kentlere” dayanan bir strateji azınlıkta kalmış; arada farklılıklar olsa da devrimin kırlardan başlayacağını öngören stratejiler ağırlık kazanmıştı. 15-16 Haziran işçi eylemleri bu tartışmaların ortasına yıldırım gibi düşmüş; hem siyasal öngörüler hem de pratik gidiş üzerinde önemli izler bırakmıştır. 12 Mart 1971 askeri darbesi sonrası bu tartışmalar sona ermese de sınıfın varlığı bir tartışma konusu olmaktan büyük ölçüde çıkmıştır.

Tarihin bir paradoksu 1980’li yıllarda gerçekleşmiştir. Sınıfın varlığı ve rolü üzerine tartışmalar özellikle 80’lerde işçi sınıfı lehine geri çekilirken bu kez işçi sınıfının konumu ve ağırlığı 1990’ların başlarında pratik olarak büyük bir değişime uğramaya başlamıştır. İnformatik çağa ve finansallaşamaya doğru kapitalizmin yaşadığı yapısal değişimin yarattığı köklü değişimler bir yandan, 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılışı ile ortaya çıkan ideolojik ve pratik çöküşün etkileri diğer yandan sınıflar mücadelesi üzerinde radikal etkiler yaratmıştır. Türkiye’de devrimciler işçi sınıfına yönelirken sınıf nesnel olarak önemli bir değişim yaşıyordu ve mücadele sahnesinde yavaş yavaş görünmez hale geliyordu.

Aslında bu büyük değişim tüm dünyada yaşanmaktaydı. Sınıflar mücadelesinin 19. ve 20. yüzyıldaki özellikleri, örgütlenme ve mücadele biçimleri büyük bir değişime uğruyor; bir tarihsel dönem kapanıyordu. İşçi sınıfının alışıldık eylemleri gittikçe mücadele sahnesinden geri çekiliyordu. Sembolik olması açısından Thatcher dönemi İngilteresindeki 1984’de başlayan bir yıla yakın süren 120 bin işçinin katıldığı ünlü madenci grevleri kapanan bir dönemin son parlak eylemleriydi. Türkiye’de Özal yıllarında 1991’de Zonguldak-Mengen arasındaki ünlü madenci yürüyüşü de bizde önceki dönemin kapanışının son parlak eylemi olmuştu. Bu eylemleri tetikleyen, neoliberalizmin özelleştirmeleri olmuştu. Bilindiği gibi dünya bir 30 yıl bu yönde yürüdü.

Neoliberalizmle özelleştirmeler yaygınlaştıkça bir işte çalışıyor olmak oldukça imtiyazlı bir konum ifade eder hale geldi. Artan işsizlik okyanusunda işçi sınıfı eylemleri gittikçe zayıfladı. 2000’li yılların başlarında Latin Amerika’da barriolardan ve “işsiz işçilerden” bir ayaklanma dalgası kabardı. Arjantin’de güçlü ve mücadeleci “işsiz işçiler” sendikaları ortaya çıktı. 2000 yılındaki ayaklanmada başkente giden ana yolları kapatarak kenti nefessiz bırakacak büyük bir eylem yaptılar. Türkiye’de en ünlü “işsiz işçiler” direnişi 2009’da Ankara’da TEKEL işçilerinin eylemidir. Sonrasında eylemler zayıfladı.

Mücadele tarihine bakıldığında 19. yüzyılın ortasından alırsak 150 yılı aşkın bir süre işçi sınıfı büyük mücadelelerle, gelgitli de olsa, genel olarak mevzii kazanmıştır; 1980’lerle birlikte eğri aşağıya dönmeye başlamıştır. Zaman zaman büyük eylemler yaşansa da, H. Geiselberger’in dediği gibi “büyük gerileme” yaşanmıştır.

Kapitalizm bir yandan neoliberal soygunu yükseltirken aynı zamanda yeni gelişen tekniklerle üretim yapısında önemli değişimler yarattı. Bir anlamda büyük fabrikalara yoğunlaşmış “fabrika kapitalizmi” döneminden “bilgi-hizmet” kapitalizmi yıllarına geçildi. Böylece işçi sınıfının konumlanmasında büyük bir değişim yaşandı. Adeta büyük yığınaklarla düzenli ordular gibi konumlanan işçi sınıfı yeni üretim teknikleriyle parçalandı, sanki küçük gerilla birliklerine dönüştü.

Öte yandan kendi iç yapısında da parçalanmalar yaşandı. Bir yanda yeni üretim tekniklerine yakın “bilgi işçileri” öte yanda niteliksizleşen geniş bir güvencesizler (prekarya) kitlesi oluştu. Bu parçalanma, örgütlenme ve mücadele biçimlerini de etkiledi. Kapanan dönemin sembol eylemi 15-16 Haziran işçi direnişi olduysa, açılan ancak henüz yeterince şekillenmemiş dönemin sembol eylemi de Gezi direnişi oldu.

Sancılı ve belirsizliklerle yüklü bir mücadele dönemi içinden geçiliyor. Bu dönemin irdelenmesini haftaya bırakalım.