Kapitalizmin Altın Vuruşu – Hasan Sami

Yeni durumu kavrayan ve geleceğe yön verecek müdahaleyi yapabilen sınıf kendi değerlerini hayata geçirecektir.

21. yüzyıla damga vuran olay (şimdilik) COVİD-19’un bütün dünyada yarattığı “büyük alt-üst oluş” olacak gibi görünüyor.

Bunu iki boyutta ele almak gerekiyor.

  1. En dolaysız haliyle biyolojik bir virüs salgını olduğu boyutu.
  2. Tarihin çarkını döndüren toplumsal ekonomik sistemlerin çatışmasının bugün gelmiş olduğu düzey boyutu.

Biyolojik boyutu; doğada hastalık kaynağı olabilecek sayısız mikroskobik canlıdan biri olan COVİD19 diğer emsallerinden çok farklı; öncelikle mutasyonel bir virüs olarak bilinçli ve programlı çalışıyor. Aynı zamanda seçici, ilk bakışta her önüne çıkanı aynı haşmetle vuruyor gibi gözükse de sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel alt tabakaları daha çok etkilediği su götürmez bir gerçek. İnsandan insana çok hızlı geçebilen ve çoğalma imkanı bulduğu andan itibaren insan vücudunda farklı dokularda önlenmesi zor yıkımlara yol açabiliyor. Damlacık yoluyla bulaştığından kalabalık ortamlar ve hijyen yönünden zayıf ortamlar bulaşma için en elverişli ortamı oluşturuyor. Hapşırma, öksürme veya enfekte vücut materyali bulaşmış (daha çok boğaz salgıları) eşyalarından kolaylıkla geçebiliyor. Bir önemli ayrıntı da virüse maruz kalma süresi ve virüs miktarı. Salgının ilk tanımlandığı günden bu yana yapılan tıbbi müdahaleler kesin tedavi protokolüne geçmiş değil. Bu konuda tüm dünyada tam anlamıyla bir kaos var. Ülkeden ülkeye değişen tedavi algoritmaları karanlığa sıkılan kurşunun hedefini tutturmasını beklemekten öteye geçmiyor. Bütün enfeksiyon salgınlarında geçerli olan spotlarla bu boyutu geçelim. Hastalarla yakın temas olmamasına dikkat edilecek, hijyen koşullarına her zamankinden daha çok önem verilecek, sosyal mesafe kuralına uyulacak, vücudun biyolojik-bedensel kuralına ve ruhsal sağlığını koruyacak beslenme, spor ve motivasyon üst düzeyde tutulacak. Gideni anlayıp, gelmekte olan görmek için sürecin ince ayrıntısına kadar okunması gerekir.

Toplumsal ekonomik boyuttan bakacak olursak; “Bütün hastalıklar toplumsal yaşamın aksayan yönlerinin bir yansımasıdır” önermesi hiç bu kadar çıplak ve hiç bu kadar yakıcı olmamıştır. Keza kapitalist sistemin özünde barındırdığı çelişkiler bizzat kendi sonunu hazırlıyordu. Belki de tarihte sahne almaya başladığı andan itibaren bu kaçınılmaz sona itiraz ediyordu. Bugün gelinen noktada tarih vurdu damgasını alınlarına/ dökülen diş/ çürüyen et misali/ yıkılıp gidecekler…den yana korkuları tavan yapmış durumda. Kapitalist işleyişin bütün atardamarları işlevini yapamaz hale gelmiştir. Her yönden ve her yandan yaşadığı bu damar tıkanıklığı ona nefes aldırmıyor artık. Bitmek tükenmek bilmeyen kâr hırsıyla toplumlara sürekli yoksulluk, sefalet, açlık üreten kapitalistler için artık hava döndü. Bütün canlılara ve doğaya uyguladıkları yağma ve talan ve baskı politikaları artık kendilerini güvencede hissettirecek kadar güçlü değil. Küresel ölçekte burjuvazinin makyajlarla, yalanlarla, sahtekârlıklarla ördüğü düzenleri artık kendi sınıfsal güvencesini dahi yitirmiştir. Dünyanın en büyük sermayedarları arasındaki para, ticaret, borsa, gümrük ve pazar savaşları küresel ölçekte sistemin çöküşünü hızlandırmıştır. Aynı şekilde son on yıllarda dünyanın dört bir yanında yükselen anti-kapitalist mücadelelerin ortaklaşması ve hedefe odaklanması kapitalistleri bir yol ayrımına getirmiştir.

Şimdiye kadar işçilere, ezilenlere, köylülere, gençliğe, aydınlara, sanatçılara, paryalara vs. reva gördükleri geleceksizlik bu kez kendilerine yönelmiş ve var olma, hayatta kalma korkusunu onların yüreklerine taşımıştır. Bundan kurtulmaları kolay olmayacaktır.

Şimdilerde daha önce de ürettikleri sayısız krizde çok daha etkili ve çok daha geniş alana yayılacak bir krize ihtiyaç vardı. Ancak sosyal psikolojik anlamda ve sınıfsal düzlemde politik yapısal değişiklikleri topluma alışılagelen uygulamalarla kabul ettirmeleri söz konusu olmayacaktır. İrili ufaklı sayısız kriz söylemleri ile sömürmede sınır tanımadıkları toplumda hayal kırıklığı yaşayan, bayrak devralma isteğiyle yanıp tutuşan kendi bileşenleri olsun ve her geçen gün çığ gibi büyüyen muhalefet dinamikleri olsun bu kez çok ciddiydi.

COVİD-19 ancak böyle bir zamanda gelmeliydi, öyle de oldu. Kapitalizm on yıllardır o veya bu şekilde bir alt yapı oluşturdu. Gerek bilim kurgu filmleri, gerek burjuva teorisyenleri, gerekse de ‘bilimsel’ konferanslar söylemleriyle servis edilip bilinçaltında yer ettirildi. Buna rağmen çok daha büyük kumar oynaması gerekiyordu. Ve bu kumarda rakibin kazanma ihtimali bile olmamalıydı. Her şeyin ama her şeyin iyi hesaplanması ve planlanması gerekiyordu. Gereği yapıldı. Salgının başlangıç şekli ile başlangıç yeri bile buna hizmet edecek şekilde vizyona girdi. Bütün toplumları olaylara tepki gösterme, yorum yapma, talepte bulunma ortamından, gücünden ve tabi ki ruh halinden uzak tutmak çok önemliydi. Bunu yaparken de dünyadaki halklara şirin görünmek için ben güçlüyüm ve çözüm sadece bendedir algısını yüklemekten geri kalmamalıydı. O yüzden sistem teorisyenleri ve sözüm ona bilim kurullarının siparişle aldığı kararları aynı anda her yerde agresif bir şekilde dillendiriyorlar. Geri kalmamalıydı. Bu sömürü çarkının, yağmanın, talanın, yalanın-dolanın, çürümenin, kokuşmanın, baskının, kutuplaştırıcı politikaların altında kendi imzasının olduğunu gizlemeye çalışıyor. Bu kokuşmuş, eşitsiz, tekelci düzenini hiç yokmuş gibi yapıp her türlü iletişim ağından aynı anda hep bir ağızdan kendi vatandaşlarına sahip çıkacakları taahhadünde bulunuyorlar. Tabi ki başlarına saksı düşmedi. Tabi ki imana-aşka gelmedi sistemin sözcüleri. Sadece buna inanmak isteyen yığınların bu söyleme ve öte yandan yarına giden yolda kapitalistlerin bu yığınlara ihtiyacı var, hepsi bu!

Algı mühendisleri iş başında. Burada dikkat edilmesi gereken hususlar var. Bu salgın küresel ölçekte birçok taşın yerinden oynamasına yol açacak. 21. yüzyıl kapitalizminin kendine yük gördüğü, gelişimini yavaşlattığını düşündüğü unsurları ve alanları tasfiye ediyor. Hizmet sektörü, sağlık, eğitim, küçük ölçekli işletmeler, kamu sektörü ve küçük burjuva unsurlarını sistem dışına atma planını devreye sokuyor. Bilinen bedeniyle kapitalizm evet belki ölüyor ama aynı ruhla, daha sert, iştahlı ve yeni yüzle sahaya inmenin hazırlığıdır izlediğimiz. Kurgu şöyledir; sistemin ayak bağı olan bütün unsurlardan arınmış bir gelecek. Otomasyonun, robotik işleyişin dijital teknoloji ile yöneltildiği, itirazın olmadığı örgütsel-sendikal-sınıfsal mücadelenin olmadığı, daha düşük maliyetli, dolayısıyla kârı yüksek bir alana sıçramak. Marks’ın kendi mezar kazıcıları metaforu bağlamında kapitalizm kendi öz evlatlarını da gömüyor. Tarihsel tezleri çöktüğünden yığınsal katliamlarla (bugün için pandemi) beraber kendi uzuvlarından vazgeçmeyi göze alıyor. Bu büyük bir risk olmakla beraber, kapitalizmin kendini dönüştürme kabiliyeti ve argümanları yüksek olduğundan yapılmalıdır.

Buradan hareketle bu salgının da yarattığı ve yaratacağı öngörülen yıkımların bedeli daha önce yaşanan benzer krizlerde olduğu gibi geniş halk yığınlarına ödetilmek isteniyor. Bunu gören yerden kapitalizmin bu yüzünün ve yaşanan “kaos” halinin en kısa zamanda antikapitalist perspektifle analizinin yapılması ve sosyal medya da dahil bütün kitle iletişim alanlarında teşhir edilmesi acil bir sorumluluktur. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak söylemini unutmadan safları ve sorumlulukları ortaya koymak en önemli görevdir. Bugün gelinen eşik bu haliyle kapitalistlere olduğu kadar dünyanın bütün mücadele dinamiklerine sıçrama yapma imkanı sunuyor. Yeni durumu kavrayan ve geleceğe yön verecek müdahaleyi yapabilen sınıf kendi değerlerini hayata geçirecektir. Keza küresel ölçekte yaşanan toplumsal, ekonomik, ekolojik, dönüşümde ezilenlerin, sömürü çarkında (artık!) olgunlaşan işçi sınıfının tavrı süreci belirleyecektir. Geniş halk yığınlarının bedel ödeme noktasında birlikteliğini ve dayanışma ruhunu organik bir zeminde örgütleyip görünür kılmak önümüzde duran en önemli bir görevdir. Aynı şekilde Kübalı doktorların enternasyonalist ruhla ortaya koyduğu “devrimci eylemle” Marksist iradeyi çok net bir şekilde işlemek dünya solunun sorumluluğudur.

Authorrr