Latin Amerika’nın günahları
Latin Amerika ülkeleri kendilerine tanrıdan yakın bu haydutun huyunu iyi bilirler. Irak’ı hâlâ yönetemeyen, Afganistan’ı terk etmek zorunda kalan ABD, her gösterişli operasyon sonrası o ülkelerin kendi ayaklarına kapanacağını mı bekliyor?

Maduro ve eşinin kaçırılmasıyla ABD çok gösterişli bir zafer kazanmış görünüyor. Bu gösterişli tablonun arka planına bakalım.
“Sovyetler Birliği’nin çöküşü ile birlikte ABD’nin liderlik talebi de çöktü. Bugün, Kızıl Tehdit yok ve yalnızca bozulmuş bir liberal düzenin savunulması var. Bunun için “özgür dünyanın liderliği” ifadesi Amerikalı kulaklara bile boş geliyor.” (Foreign Affairs; Nov/Dec 2025)
Dünya ve özellikle Latin Amerika yeni bir dönemin başında! ABD emperyalizminin ustaca tasarlanmış gerekçe ve göz boyayıcı örtülerle sakladığı soygunlarının artık sonuna gelindi. Uzun geçmiş bir kenara, Saddam’ın kimyasal silahları yalanıyla Ortadoğu’nun yağması bir kaç on yıl sürdü. Ancak bu yağmadan ABD’nin hesabına trilyon dolarlık kayıplar kaldı. Üstelik dünya güç dengeleri ABD aleyhine değişti. Trump’ın gücü bu bozulanları değiştirmeye yetecek mi?
Soğuk Savaş günlerinde Latin Amerika’da ABD’yi öfkelendiren çok olaylar yaşandı. En başta Küba Devrimi (1959)! ABD’nin 80 mil güneyinde gerçekleşmesiyle Washington’u çıldırttı. Sonrasında Latin Amerika’nın büyük bir bölümünde gerilla hareketleri yükseldi. Ayrıca 1970’li yıllarda Şili’de Allende, Halk Cephesi ile seçimleri kazandı. Bu, ABD için katlanılamaz bir gelişmeydi. Ayrıca 1979 yılında Sandinistlerin Nikaragua’daki zaferi bir dönemin son başarısıydı. Bu gelişmelerin bedelini Latin kıtası çok ağır ödedi. Brezilya, Şili, Arjantin askerî darbeleri uzun ve çok kanlı oldu. 80’li ve 90’lı yıllarda Latin Amerika yaralarını onarmakla meşguldü.
ABD emperyalizmi, Sovyetlerin yıkılışıyla moralinin zirvesine çıktı. Kendini “süper güç” ilan etti ve küreselleşme yağması başladı. Bu neoliberal düzene Latin dünyasından ilk tepki 90’lı yılların ortasında Meksika Chipas bölgesinde Zapatistalar’ın silahlı isyanıyla geldi. Çok geçmeden Venezuela’da Bolivar devrimi, Arjantin’de Piketeros isyanı, Bolivya’da MAS liderliğinde yerli hareketi, gaz ve suyun özelleştirilmesine karşı büyük isyanlar ve Morales’in iktidarı alması, Ekvador’da “vatandaş sosyalizmi” hareketinin iktidara gelmesi; Brezilya’da Lula liderliğinde İşçi Partisi’nin iktidarı ve Porto Alegre’de yüzbinlerin katıldığı dünya sosyal forumları, kapitalizmin sosyalizmin yıkılışı üzerine kapıldığı zafer sarhoşluğunu kâbusa dönüştürdü.
Bu büyük dalga hedefine giderken yaptığı hatalar, yerinde saymalar sonucu ve Latin sağının bu ani yakalanmadan uyanışı ile başlattığı saldırı ile 21. yüzyılın ilk çeyreği bitmeden 2019-20’lerde ilk büyük devrimci dalga güç kaybetmeye başladı. Bolivya’da askerî darbe oldu, ancak bir yıl ayakta kalabildi; sonra yine MAS iktidara geldi, fakat zayıflamış ve parçalanmış olarak. Brezilya’da tüm devleti ellerinde tuttukları için egemenler sahte dava dosyalarıyla Lula ve yardımcısı Dilma’yı hapse mahkûm ettiler. Bu sahtekârlık uzun sürmedi; Lula, faşist Bolsanaro sonrası yeniden iktidar oldu.
Sosyalizmin yıkılışı ve küreselleşme ile dünyanın cennet olacağı vaadinde bulunan Latin egemenlerinin dünyadaki büyük finansal kriz ile duvara çarpmaları kitleleri hedefsiz bıraktı. Ne daha sola gidilebiliyor ne de yeni faşizmin adımları istikrarlı olabiliyordu. Latin dünyası uzun faşizm yılları sonrası ayağa kalkıp 21. yüzyıl sosyalizmi yolunda adımlar atarken ilk şaşkınlığından kurtulan Latin egemenlerinin her araçla saldırıya geçmesiyle birlikte 21. yüzyıl sosyalizmi ile faşizmin gelgitlerinin ilginç bir dönemi başladı.
ABD’nin Afganistan’ı koşar adım terk etmek zorunda kalmasıyla “süper güç” iddiası hayal oldu; öte yandan arka bahçesindeki gelişmeler de kâbusunu arttırdı. Elbette en önemlisi çok kutuplu bir dünya ve bu dünyada Çin, Rusya’nın ve Küresel Güney’in güç kazanması dünya güç dengelerinde büyük altüstlüğün habercileri oldular.
Bu değişime ABD tarafından Trump’ın ağızından “önce Amerika” ve “Make Amerika Great Again” stratejisi yükseldi. 2001’de başlayan Ortadoğu macerası ve Biden’in kışkırttığı 2022 Ukrayna savaşı ABD’nin taşıyamayacağı noktalara geldi. Trump “önce Amerika” parolası ile arka bahçesine döndü.
Latin Amerika’nın 90’ların sonrasından itibaren günahları yeniden birikmişti. 21. yüzyılın başında yükselen ilk güçlü sol dalga 2020’lerde güç kaybederken Latin sağı yeniden güçlendi; ancak bu güçlenme sağlam mevziler kazanmasına yol açmadı. Bu dalgalı gidişe Trump yeni stratejisiyle bir son vermek ve yeni bir dönemi başlatmak için Venezuela saldırısıyla Maduro’yu kaçırarak bir şok yarattı. Bu parlak şokun etkisi bir hafta geçmeden zayıflamaya başladı.
Maduro ve Bolivar militanı, avukat eşi Cilia Flores’in kaçırılması emperyalist güç dengelerinde ve ilişkilerin niteliğinde yeni bir dönemin kapısını açtı. Bu kadar açık haydutluk neden?
Enerji ve benzer konulara gelmeden esas temelde yatandan başlayalım. O da Amerikan emperyalizminin büyük güç kaybını onarma çabasıdır. Çok güçlü olduğu için değil, 1990’lar sonrası uğramış olduğu büyük güç kaybı Trump’ı haydutluğa zorlamıştır. ABD ekonomisi artık dünya ekonomisinin yüzde 25’ini meydana getiriyor. Çin büyük bir hızla payını yüzde 20’ye yükseltti. Çin 44 önemli teknolojiden 37’sinde öndedir. ABD’nin 36 trilyon dolar borcu vardır.
Bütün bunların yanında ABD dünyanın en büyük silah gücüne sahiptir. Trump bu gücü kullanma yolunu stratejik olarak seçmiş görünüyor. En son büyük kara savaşı Irak işgali sırasında yaşandı. Yeni savaşlar yüksek teknikli savaş uçakları, SİHA’lar, yüksek isabet gücüne sahip füzelerle yapılıyor. Öte yandan deniz ulaşım yollarında üslenen donanmalar yeni savaş tekniklerine dahildir. Yeni savaş teknik ve yollarıyla ne ölçüde zafer kazanılacağı henüz belli değildir.
Haydutluğun ikinci nedeni, enerji sorununda yatmaktadır. Yapay zekâ üretim ve kullanımı büyük enerji gerektirdiği için fosil yakıtlar hâlâ önemini koruyor. Venezuela zor işlenen bir petrole sahip olmasına rağmen büyük rezervlere sahiptir. Petrole bağlı diğer konu petrolün dolarla işlem görmesinin önemidir. Venezuela, petrolünün yüzde 70’ini Çin’e satıyor ve işlemlerde Çin Yuanı kullanılıyor. Saddam’ın, petrolün dolarla işlem görmesine son vereceğini açıklamasından sonra başına gelenler biliniyor. Bugün uluslararası ticarette dolar kullanımı yüzde 60’lara kadar gerilemiştir. Enerji konusunda rekabetin yanında değerli toprak elementleri de Trump’ın haydutluğu için büyük öneme sahiptir.
Üçüncü neden Çin ve Rusya’ya Latin Amerika’nın kapatılmasıdır. Bu konu hiç kolay olmadığı gibi ABD’nin başına neler açabileceği de büyük bir sorun olarak duruyor. Gösterişli bir haydutluk oldukça kolay bir eylemdir. Ancak mevcut güç durumunda Latin Amerika’yı dünyaya kapatmak hemen hemen imkânsızdır. Ayrıca Trump’ın öve öve bitiremediği Delta Force, hatırlanırsa İran molla devrimi sonrasında ABD konsolosluğunu İranlıların kuşatması üzerine yaptığı operasyonlar sırasında fena hâlde rezil olmuştu. Şimdi Çin ve Rusya Venezuela’yı terk mi edecekler? Hiç öyle görünmüyor. Üstelik Rusya Venezuela’ya S400 savunma sistemini ve Quinzal hipersonik füze sistemi yollamayı hızlandırıyor (Pepe Escobar; Observatorio de la Crisis).
ABD’nin haydutluğu yeni değildir; ayrıca emperyalizmin tarihi böyle haydutluklarla doludur. 1850’lerden 1900’lere kadar gelen emperyalist haydutluklar sonunda dünyayı topyekün bir savaşa götürmüştür. Ancak İkinci Dünya Savaşı sonrası ekonomik ve siyasi olarak kurallı bir dünyaya geçildi. ABD Irak’ın işgali ile yeni haydutluk dönemini açmıştı. Ancak bu kendine büyük bedellere maloldu. Kendini süper güç sandığı yıllarda yaptıklarının sonucu ABD için büyük bir zararla sonuçlandı. Şimdiki haydutluğun daha iyi sonuçlar yaratması hemen hemen imkânsızdır. ABD’nin Ortadoğu’daki savaşları bir bölgesel direnişin çok zayıflatılması gibi sonuç doğursa da, aynı zamanda bölge ve dünya ölçüsünde ABD emperyalizmine karşı bir birikimin yollarını döşüyor. Latin Amerika ülkeleri kendilerine tanrıdan yakın bu haydutun huyunu iyi bilirler. Ayrıca Küresel Güney dünyadaki böyle haydutluklara karşı kaçınılmaz bir şekilde cephe alacaktır.
Önümüzde iki ana sorun duruyor. Trump Venezuela benzeri operasyonlar sonrası o ülkeleri nasıl yönetecektir? Konunun karmaşık yanı budur. Irak’ı hâlâ yönetemeyen, Afganistan’ı terk etmek zorunda kalan ABD, her gösterişli operasyon sonrası o ülkelerin kendi ayaklarına kapanacağını mı bekliyor?
İkinci konu, ABD haydutluğu benzeri başka haydutlukları kışkırtacaktır. Böyle gidişin insanlığı Birinci Dünya Savaşı’na götürdüğü biliniyor. Ancak aynı zamanda bu büyük haydutluk dünya sahnesine bir proletarya devrimi çıkarttı. Sovyetlerin yıkılışından sonra Trump gibiler işçi sınıfının, halkların devrimlerinin tarih olduğunu mu düşünüyorlar?
Şu kadarı kesin, kendileri tarih olacaktır!