Onur Marketler’de sömürü çarkı

Sezgin Kartal

Pandeminin başladığı günden bu yana en yoğun çalışan sektörlerden biri haline gelen marketlerde bütün yük çalışanların üzerinde.

Özen Grup’a ait Onur Marketler zinciri ilk süpermarket formatındaki mağazasını 1996 yılında İstanbul’da açmış ve bugün İstanbul, Trakya ve Marmara’da 148 şubesi bulunuyor. Yılda 70 milyon müşteriye hizmet verdiğini duyuran Onur Marketler’de çalışan işçiler çalışma koşullarından şikâyetçi.

“Türkiye istihdamına toplam 5 bine yakın personeli ile katkıda bulunduğunu” belirten Onur Market, web sayfalarında “Türkiye’nin en başarılı perakende markası olmak için var gücüyle çalışmalarını” sürdüklerini” söylüyor ve “tüm alışverişçilerimize, arkasında durduğumuz için azami ÖZEN gösterdiğimiz ALIŞVERİŞTE ONUR SÖZÜNÜ VERİYORUZ…” diyor.

Türkiye’de pandemi resmi olarak açıklanmadan önce şubat ayının son haftası Onur Market’in Batışehir mağazasında reyon görevlisi olarak işe başlayan Evliya Güdan’la çalışma koşullarını konuştuk.

Karantina süresi boyunca marketin sabah 9’da açılıp akşam 9’da kapatıldığını belirten Güdan, sokağa çıkma yasaklarının olduğu zamanlarda bu saatlerin uzadığını ifade ediyor. Güdan “Sabah 10’da market açılmasına rağmen biz 8’de gidiyor, akşam 11’de zor çıkıyorduk. 40 çalışan olmasına rağmen yoğunluğa yetişemiyorduk. Her çalışanın kendi görevleri var, sadece dört reyoncu bütün marketi döndürmeye çalışıyoruz.” diye kaydediyor.

21 yaşındaki Güdan, marketten önce kamyonet şoförlüğünden tutun mobilya, tekstil ve birçok sektörde çalışmış. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi’nde açıköğretim olarak Adalet Bölümü okuyan Güdan, geleceğinden kaygılı.

Sözü Evliya Güdan’a bırakıyoruz:

Aslında marketin jokeri reyonculardır. Sevkiyat geliyor yükü indirip içeri yerleştiriyoruz. İşim bitmesine rağmen oturmamıza izin vermiyorlar ve reyonları doldurtuyorlar. Reyon işi bitince sipariş varsa dışarı gönderiyorlar. Kesinlikle dinlenme fırsatı vermiyorlar.

Markette bir servis elemanı var, onun da dışarı siparişlerini yetiştirmesi mümkün değil. Sipariş götürmenin kriteri de yok, müşteri ne ürün isterse onu götürüyoruz.

Market içinde maske ve dezenfektan kullanıyorduk. Tabii sürekli ürünlere dokunduğumuz için dezenfektan da sınırlı oluyor.

Şimdiye kadar çalıştığım en kötü işlerden biri market oldu. Sizi insan yerine koymuyorlar. Marketin lokasyonu da önemli. Mesela bizim olduğumuz yerdeki müşteriler normal müşteri değil. Batışehir’de yerli olarak sadece çalışanları görürsünüz. Hepsi yabancı zenginler. Satış fiyatı dört milyonun üzerinde daireler var. Marketteki ürünler diğer semt marketlerine göre daha pahalı. Ben asgari ücret alıyorum ama 100 lirasını bireysel emekliliğe kesiyorlar.

Markette ürün eksik çıktığında onun ücretini de çalışanlardan kesiyorlar. Bu kesintiler de daha çok maaş dışında oluşturulan tip(bahşiş)ten kesiliyor.

Her birimde çalışan bu tipten ayrı ücret alıyor. O ayki ciroya bağlı olarak 100-150 lirası alıyorum. Market müdürü 4 bin lira maaş alıyor, ayrıca 2 bin 300 lira tip alıyor. Ama en çok işi yapan reyoncular.

Haftada bir gün iznimiz var. Çalışma sürelerimiz 15 saate kadar çıkmasına rağmen mesai ücreti almıyoruz. İşe başladığımdan bu yana işyerinde fazla yemek yemedim, çünkü yemekler yenecek gibi değil. Örneğin makarna geliyor, kurumuş. İçtiğimiz su da arıtma. Çalışanlar yemeklerini dışarıdan yiyor ve maaşının önemli bir kısmı yeme-içmeye gidiyor.

Hem müdürler hem de gelen müşterinin davranışları çalışanlara iyi değil. Müşteriler kendilerine hizmet etmek zorunda olduğunuzu düşünüyorlar ve sürekli müdürlere “terbiyesizlik yapıyorlar” diye şikâyet ediyorlar. Çalışırken sadece o günü atlatmayı düşünüyorum.

Yorulduğumuz zaman reyonların en altını düzeltmeye başlıyoruz. Karton getirip dizlerimizi koyup orada yarım saat, bir saat otururuz dinlenmek için.

Düzenli bir işim olacağına inanmıyorum, şimdiye kadar iyi bir işim olmadı. Başka bir iş bulamadığım için markette çalışıyorum.

*Evliya Güdan röportajımızdan kısa bir süre sonra çalışma koşullarının ağırlığından dolayı istifa ettiğini bildirdi.