Aleviliğin sözlü kültürünün medyadaki ideolojik tahribatı: Yeraltı dizisi
Gamze Yentür ve Sezgin Kartal yazdı:
Binlerce yıllık ağır acıların söze döküldüğü Alevi deyişleri, bugün mafya ve şiddet anlatılarında dekor hâline getiriliyor.

Kapitalizmde diziler, programlar sanatsal bir üretimden daha ziyade piyasaya üretilen birer metadır. Bunun yanında egemen sınıfın ideolojisini de yeniden üreten alanlardır. Diziler, egemen sınıfın kendi değer yargılarını kitlelere rıza yoluyla benimsettiği araçlardan biridir. Egemen sınıf, yönetici maddi gücü oluşturan sınıf olarak, aynı zamanda onun yönetici manevi ve fikir gücünü de oluşturur ve düşünce üretiminin araçlarını denetler.
Lümpen proletarya güzellemesi yapılan şiddet içerikli diziler
Türkiye’de 2013’ten bugüne kadar yayınlanan 718 dizinin sadece 2 tanesi ‘komedi’ teması içeriyor. En çok izlenen dizilerin ise %65’i şiddet temalı. RTÜK kamuoyu araştırmalarında en popüler dizilerin her bir bölümünde en az bir şiddet davranışının olduğu yer alıyor. Dizilerde güzellemesi yapılan kabadayı, mafya figürleri kurtarıcı rolünde lanse edilerek sisteme alternatif gibi sunuluyorlar. Tam tersi yerden statükoyu koruyan, kaba kuvveti kutsayan bu figürler aynı zamanda çatışmayı bireysel veya feodal nedenler üzerinden kuruyor. İntikam, çekişme gibi sunulan bu çatışmalarda devlete ve sınıfsal sömürüye dokunulmuyor. Toplumsal olarak biriken öfke ekran yoluyla dizilerin karakterleri aracılığıyla sahte bir sağılmaya dönüştürülüyor.
Kültürümüz ticari mal, hikâyemiz dekor değildir
Türkiye’de şu an “cehennem retoriğinin” tam ortasındayız. Çok fazla mafyalaşma, kartelleşme şeklinde ciddi bir dönüşüm söz konusu. Mafya ağalarının akil insan olarak kabul edildiği, kurtarıcı olarak görüldüğü bir toplumsal düzen elbette TV’lerde de kendine yer buldu. Ülkenin ucuz iş gücü cenneti hâline getirilmesiyle beraber kolay yoldan para kazanmak isteyen gençler sistem tarafından bu karanlığa sürükleniyor.
90’ların sonu ile başlayan mafya ve sözde derin devlet içerikli diziler son on yıldır TV kanallarında yoğun şekilde gösteriliyor. Çukur, Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz, Hudutsuz Sevda, Sıfır Bir Adana gibi onlarca mafya ve çete dizisi çekildi. Bunlardan en sonuncusu ise Yeraltı isimli Now TV’de geçen hafta yayınlanmaya başlayan dizi. Dizinin başrol oyuncusunun adı Haydar Ali. “İntikam” üzerinden şekillenen dizide Haydar Ali, derin devletin yönlendirmesiyle mafyanın içerisine kısa süreliğine giriyor. Senaryonun kendi içinde kurgusunda mantık dışı birçok öge mevcut ancak biz bunlara yazı bağlamında değinmeyeceğiz. Dizi senaryolarının entelektüel bir birikim ve ince bir senaryo işçiliği ile yazılmadığını bir kez daha kanıtlar nitelikte. Bu dizilerde bizler için en acı taraflardan biri de Anadolu’nun felsefi ve edebi damarı olan Alevi deyişlerinin, bu karanlık ilişkilere “fon müziği” yapılmasıdır.
Binlerce yıllık ağır acıların, yaratılan değerlerin söze dökülmesi
Alevi deyişlerinin her biri, merkezine insanı ve insan olmayı alan; sisteme başkaldıran mazlumun hikâyesini anlatan; kişisel çıkardan öte toplumsal çıkarı öne çıkaran binlerce yıllık birikimin, söz ve müzik aracılığıyla aktarımıdır.
“Helal kazanmak, doğaya ve canlıya zarar vermemek, haksızlıktan korkmak, iyilik yolunda direnmek, bencillikten ve kinden uzak olmak, tüm insanları bir görmek” gibi dört kapı kırk makama ulaşmak için zorlu nice yol katetmeyi göze alanların ürettiği bir kültürün; patır patır insanın öldürüldüğü, kaçakçılığın, kadınlara şiddetin bininin bin para olduğu bir dizide adıyla müstesna olmayan bir karakterle özdeşleştirilmesi kabul edilemez.
Dizide “Haydar Haydar” deyişi, Haydar Ali karakteriyle özdeşleştiriliyor. Bu nefesin ardında on iki yaşında evinden kaçıp Hacı Bektaş Veli dergâhına intisap eden, mürşidi tarafından “Sıdkî” ismiyle onurlandırılan Aşık Pervani’nin emeği vardır. Sıdkî Baba, “On dört yıl dolandım pervanelikte / Sıdkî ismin buldum divanelikte” derken dinleyeni eğlendirmek için bu satırları yazmamış; bilhassa Yol’a olan sadakatini dile dökmüştür.
Beş kelimelik anayasa: “Eline, beline, diline sahip ol”
Aleviliğin temel düsturu olan bu tek cümle, korku kültürü üzerine inşa edilen cennet-cehennem anlatılarının aksine, kolektif yaşamın ve bireysel ahlâkın anayasasıdır. Pir Sultan’dan, Kul Himmet’e, Sıdkî Baba’dan, Şah Hatayi’ye kadar Alevilerin yarattığı bu miras; toplumu çürütmek için kullanılan birer malzeme yapılamaz. Bu nefeslerin sadece estetiğine, ritmine sığınarak onları özünden koparmak yaratılan bu kültüre ve verilen mücadeleye haksızlıktır.
Zülfikar sembolünün mafya ve çeteler eliyle bir şiddet aracına dönüştürülmesi ve ‘yeni nesil çete’ olarak tanımlanan, çoğunluğu Alevi-Kürt gençlerinden oluşan bu yapılara katılımın artması endişe vericidir. Yeraltı ve benzeri diziler, parlatılan çete liderleri, Alevi değerlerinin sınırsızca kullanılması Alevi gençlerini de bu bataklığın içine yönlendiriyor.
Alevi toplumsal değerlerinin bu denli hoyratça istismar edildiği bir iklimde; güçlü bir örgütlenme yapısına sahip olan Alevi dernek ve kurumlarına, gençleri bu suç sarmalından korumak adına büyük bir sorumluluk düşmektedir. Özünden koparılan gençlik ve araçsallaştırılan değerlerin seyircisine dönüşmeden, özü yeniden inşa edecek politikalar üretmek zorundayız.