Fon krizi ve PSH

Fon dolandırıcılığı iktidar bloğunun arsızlıkta sınır tanımayan soyguncu çehresini bir kez daha açıkça görünür hale getirdi. Fon mağdurlarının önemli bir kısmının da iktidar bloğu destekçisi orta sınıf mensubu kimseler olması gelişmelerin giderek bir politik kriz görünümü kazanmasına yol açabilir.

New York ve Berlin yerel seçimlerinde alınan sonuçlar işçilerin yaşamsal sorunlarını  merkeze alan politik kampanyaların gücü konusunda bir aydınlanma yarattı. Emekçilerin en acil sorunlarını merkeze alan kampanyalar etkili bir liderlik ve geniş bir örgütçü desteğiyle birleşince 21. Yüzyıl faşizminin yükselen ivmesine alternatif bir seçenek yaratmayı başarıyorlar. New York ve Berlin’in  deneyimleri her ne kadar birçok kendine özgülük de barındırsa da aynı formülün başka seçimlerde de etkili olmasının önünde bir engel yok. Kampanyaların çok bütünlüklü bir sosyal proje sunmaktansa belirli bir sorunu merkeze alarak özel olarak onunla ilgili talepleri ön plana çıkarması dikkat çekici. Ancak finans kapitalin çizdiği siyasi ve iktisadi çerçeveyi aşamayan Merkez sağ ve solun çürümesinin doğal bir sonucu olarak erimesi; bu sınırları aşan bir sosyal programın ne kadar sınırlı olursa olsun, topyekün bir dönüşümü önermese de faşizme alternatif olabilecek bir sosyalizmin nüvelerini ortaya koymasını mümkün kılıyor. Geniş kitleleri politize eden ve siyasete çeken bu tür taleplere anlaşılma bir bir biçimde “Sosyal Demokrat” haftası yapıştırarak burun kıvırmak aklı başında bir tutum değil.  Benzer bir gelişmeyi 2027 Fransa seçimlerinde de deneyimlenebiliriz. 2027 seçimlerinde faşist Le Pen’in karşısında Melanchon’un 2. Tura kalması sürpriz bir gelişmeye olmayacak.

Bu gelişmeler, Avrupa’yı adım adım gerçek bir toplumsal dönüşümün merkezi olmaya doğru götürecektir. Giderek hızlanan silahlanma harcamaları ve daha da kısılan sosyal programlar, bu arada yükselen faşist tehlike işçi sınıfının geniş kesimlerinin, gençlerin, kadınların ve göçmenlerin büyük toplumsal koalisyonlar kurmasını tetikleyecek koşulları her geçen gün daha da hızlanarak biriktiriyor.

Bu tür siyasi kampanyalar politikleşmiş sınıfı hareketinin (PSH) oluşumunun temel araçları olarak görülmeli. Sınıf hareketini inşa etmek dendiğinde fabrika ve işyeri bazlı, ekonomik talepleri esas alan örgütlenmeler temel yöntem olarak düşünülüyor. İşçilerin işyeri sorunları temel alınarak örgütlenmesi ve sonrasında da sosyalizme örgütlenmeleri bir tür aşamacılık olarak ele alınıyor. Ancak bu denklem çok uzun bir süredir çalışmıyor. Sendikal çalışma esnasında örgütlenen işçileri temel motivasyonları kimi iktisadi kazanımları elde etmek, hatta köle değil işçi olduklarını patrona ve devlete ispatlamak amaçlı yürütülüyor. Bunların parçalı yapılarını aşmak ve sendikalara örgütlenen işçileri aynı sınıfın siyasi örgütlerine kazanmak doğal bir aşamalar diğeri olarak gerçekleşmiyor. Sosyalizmin, reformist olmayan reform talepleri ekseninde de olsa kendisini gündemleştiremediği, belirgin bir politik özne haline getiremediği koşullarda  sendikal faaliyete katılmak bu koşullarda sosyalizmi merkezi bir politik seçenek haline getirecek çığ etkisini yaratmaya yetmeyecektir.

Bu sebeple politikleşmiş bir sınıf hareketi aşağıdan yukarıya değil yukarıdan aşağıya örgütlenmelidir. Yani sınıfın güncel sorun/sorunlarını merkeze alan , reformist olmayan reform taleplerini toplumsal desteği aktive edecek bir biçimde sentezleyerek programlaştıran bir kampanya politikleşmiş bir sınıf hareketini örgütlemenin en etkili araçlarından biri olabilir. Berlin’de barınma sorununun çözümü için gayrimenkul tekellerinin kamulaştırılması talebi tam da böylesi bir reformist olmayan reform talebidir. Zaten Alman müesses nizamının Elif Eralp’i anti-semitist ve mafya destekçisi olarak yansıtma çabası bu talebin ne kadar büyük toz kaldırma kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor. Müesses nizamla işçi sınıf arasındaki kopuşu örgütleyebilecek böylesi talepleri koçbaşı rolü oynayarak güçlü hareketlenme platformları haline getirmek ancak belli bir eşik enerjisinin aşılmasıyla mümkün. Gerekli momentum sağlanamadığında böylesi talepler bile gerekli gerilimi ve etki alanını yaratamamaktadır. Momentumun oluşabilmesi ise bir sadeleşme ve güçlerin konsantrasyonunu gerektirmektedir.

Böylesi bir momentumu yaratmaya yaklaşabilmek için ittifak siyaseti hayati önemdedir. Son derece kritik bir tarihsel evreye girilirken demokrasi mücadelesinin kazanılmasının esas olarak sosyalizmin ve politikleşmiş sınıf hareketinin güçlenmesine bağlı olduğu görülmek durumundadır. İşçi sınıfının siyasal İslamcı hegemonyadan kurtarılması faşizmin yenilmesinin temel koşuludur bunu da ancak sosyalist bir mücadele programı başarabilir. Burada sermeye ve devletle işçi sınıfının ekseninde toparlanan toplumsal kesimleri antagonistik bir konumlanmaya zorlayan reormist olmayan reform taleplerinden oluşan bir şimdiki zaman programını temel araç olarak görmek gerekiyor. Şu ana kadar Türkiye’de demokrasi mücadelesinin gerekli zaferi elde edememesinin en önemli sebebi olarak demokrasi programının yeterince sosyalist olmamasını gösterebiliriz. Faşizmin yükseliş çağında aynı zamanda sosyalist olamayan hiçbir demokrasi mücadelesi başarıya ulaşamaz. Faşizmin ilk yükseliş çağında sosyalistleri merkez siyasete destekçi konumuna getiren konjonktür değişiyor ve eğer faşizm yenilecekse bu ancak sosyalizme olan desteğin yükselmesiyle mümkün olacak. Özellikle Fransa seçimleri bu güncel eğilimi daha da belirgin bir biçime gösterecek. Umarız Türkiye’de de bu yöndeki bilinci geliştirecek bir deneyime imza atabiliriz.

Fon dolandırıcılığı iktidar bloğunun arsızlıkta sınır tanımayan soyguncu çehresini bir kez daha açıkça görünür hale getirdi. Fon mağdurlarının önemli bir kısmının da iktidar bloğu destekçisi orta sınıf mensubu kimseler olması gelişmelerin giderek bir politik kriz görünümü kazanmasına yol açabilir. Böylesi bir dönemde yılbaşına kadar yürütülecek asgari ücret, pahalılık, işsizlik ve emeklilerin yaşam koşullarına odaklanan ve dikkat çekici bir toplumsal gerilim üreten bir ortak politik kampanyanın politikleşmiş sınıf hareketi inşası açısından öncü bir rol oynayabilmesi güçlü bir seçenektir. Güçlerini birleştirebilen bir sosyalist hareket bu inşasının kurucu öznesi haline gelebilir. Yeter ki geçmişin yüklerinden, ezberlerinden kurtularak bugünün şifrelerini çözecek mahareti gösterebilelim.