Leyse lil insane illa ma sea

İslam’ın içindeki servet düşmanı ve eşitlikçi gelenekleri ayırt ederek Gıfari’nin Muaviye’ye karşı yükselen öfkesini Saray Rejimi’ne karşı yükseltmeyi başaracak bir sosyalist özne olanaklı mı?

“Gece yatağa aç girip de sabah kılıcını kuşanarak isyan etmeyen adamın aklına şaşarım!” (Ebu Zer el Gıfari)

Fon krizi yıllardır özenle işletilen bir lağım sistemini bütün açıklığıyla, en leş kokularıyla ortaya çıkardı. Bütün kurumların bu ve bunun gibi soygunları rahatlıkla organize edebilmek için biçimlendirildiği, içine her türlü kılığa girebilecek tiplerin yerleştirildiği, bunların halktan çalınanları anormal bir pişkinlik ve yüzsüzlükle istiflediği görülebiliyor. İktidar partisi içindeki kliklerin birbirlerinin altını oymak için ortaya saçtıkları veriler Susurluk’tan dahi daha büyük bir ifşaatın sıradanlaşması görüntüsü yaratıyor. Berat, Bilal ve Fidan klikleri eli bir başkasının üzerinde bırakabilmek için deştikçe deşiyorlar.

Bu yaşananların Saray’ın görüş alanının dışında gerçekleşmiş olduğunu düşünmek en büyük safdillik olacaktır. Tam tersine bu ve bunun gibi ponziler dokunulmazlık kazansın diye Saray Rejimi kuruldu. Aslında bundan 11 yıl önce yenilmiş bir iktidar partisi bu talanı sürdürmek adına önce ülkeyi bir kan banyosuna sürükledi sonra da rejim değişikliği ve yargı tahakkümüyle dikensiz bir gül bahçesi yaratmaya soyundu. Gelinen nokta ortada: Bir yıldır açlık sınırının altında çalışan milyonlarca emekçi dünyanın en yüksek 4. gıda enflasyonuyla başa çıkmak zorunda. Merkez Bankası geçtiğimiz hafta 100 puanlık indirimle politika faiz oranını dünyanın en yüksek 2. faizi haline getirdi. 2027 Merkezi Bütçesinde faiz harcamalarının %41 oranında artması öngörülüyor. Kamu personelinin maaşları için ayrılan ödenek ise sadece %28 artıyor. Fonzedelere yapılması beklenen 1 milyonluk ödemeler 250 binde kaldı. Silahlanma sanayi dışında bütün sanayi sektörlerinde çok ciddi bir daralma var. 3 yıldır uygulanan yüksek faiz politikasına rağmen enflasyon %30’lardan aşağı gelmiyor ve şimdi de artan enerji maliyetleriyle birlikte devalüasyon riskinin arttığı konuşuluyor. Merkez Bankası başkanının halkından gizlediği ancak Tayland’da potansiyel yatırımcılarla samimi bir ortamda paylaşılan bilgiler bu konuda risk algısını daha da güçlendirdi.

Tablo buyken fon krizinin özellikle Siyasal İslam’ın tabanının güçlü olduğu bölgelerde bir politik etkisi olacak mı? Bu potansiyelin oldukça güçlü olduğu ancak politik bir aktörün bilinçli müdahaleleri olmaksızın sübut bulamayacağı ve tepkinin şu veya bu biçimde Saray tarafından massedilebileceği güçlü bir olasılık. Saray Rejimi’nin yargı darbeleri eliyle muhalefetini etkisizleştirme yeteneğinin ötesinde kalıcılığını sağlayan en boyut işçi sınıfı içerisindeki güçlü mevzileri. Orta vadeli programın yarattığı yük, şiddetli hayat pahalılığı ve şimdi de Siyasal İslamcı politik kadrolarının gözü dönmüş yolsuzluklarının ortalığa saçılması bu mevzileri şiddetli bir biçimde sarsıyor. Ancak Türkiye’de sınıfsallıkla dinselliğin sıra dışı ilişkisi bu ağların bir biçimiyle Saray Rejimi’nin hegemonyasından kopuşmasını engelliyor. Mekanik Aydınlanmacılığın dünyasında yetişen burjuva sosyalizmi işçi sınıfıyla bu dinsellikle sarmalanmış ağları aşacak bir iletişim kurmakta zorlanıyor.

Egemen sınıfların iktidar tekniklerinin kırılabilmesi birbirinden ayrı kompartımanlara sıkıştırılmış emekçi kesimlerin bu engelleri yıkarak bütünleşebilmesine bağlı. Sırbistan’da Boşnak ve Sırp gençlerin yıktığı duvarlar büyük bir siyasi kırılmaya yol açtı. Michigan seçimlerinde El Fayed, bir Müslüman ABD’li olarak siyonizmin ve finans kapitalin düşmanca saldırıları karşısında barikatları zorluyor. Lula’nın yarattığı büyük işçi sınıfı mobilizasyonu, Amazon ormanlarını kelepir arsaya çevirmeyi planlayan Bolsanaro’nun soluğu Miami’de Sarı Reis’in dizlerinin dibinde almasına yol açtı.

“İslamın büyük prensibi, hepimizin bildiği gibi: “Leyse lil insane illâ mâ seâ” der. (Yani: İnsan için, çalışmaktan, emekten başka her şey yalandır) der. İşte, o büyük hakikat, Aradan binlerce yıl geçtikten sonra bugün, dünyanın en ileri memleketlerinde dahi, tek büyük İÇTİMA-İ HAKİKAT [SOSYAL GERÇEK], insanlığın bulabildiği en büyük hakikat olarak tanınmıştır. Bugün insanlığın yarattığı değer, EMEK üzerine kurulur. Avrupa’nın en büyük iktisat alimleri, İngiltere’nin klasik iktisatçısı denilen Adam Smith’ler, Ricardo’lar, binlerce senelik insan ilminin neticelerini toplarken, o hakikati bulabilmişlerdir. “Leyse lil insane illâ mâ seâ!” hakikatini,””Değer, insanın emeğinden doğar” şeklinde ifade etmişlerdir…”

İslam’ın içindeki servet düşmanı ve eşitlikçi gelenekleri ayırt ederek Gıfari’nin Muaviye’ye karşı yükselen öfkesini Saray Rejimi’ne karşı yükseltmeyi başaracak bir sosyalist özne olanaklı mı? Kıvılcımlı’nın açtığı yoldan yürünürse bugün açısından en stratejik politik etkileri yaratabilecek sınıfsal kırılmayı yaratmak mümkün. Mekanik Aydınlanmacılık tuzağında tepinmeyi ilericilik sayanların, Cumhuriyet’in fener alaylarında gözleri kamaşanların en iyi ihtimalle varacakları nokta Kocasakal tipli korsanlara iktidar alancıkları açabilmek olacak. Oysa sınıfı birleştirecek bir yol açabilenlerin önünde kazanabilecekleri bir dünya var. Sadece ezberlere aykırı düşmeyi göze alacak inançlı ve enerjik bir öncü bu kilidi açabilir.