“Belirsizlik çağı”
Bilgi ve veri günümüz yaşamında her olaya o kadar çok sayıda giriyor ki hiçbir olay belirsizlik yolundan geçmeden bir durağa varamıyor. Bu aynı zamanda keyfilik ve çürümeler eşliğinde yaşanıyor. 2000-2024 arasında en zengin %1, servetini 1.3 milyon dolar arttırırken en yoksul %50 ise sadece 585 dolar arttırmıştır. “Belirsizlik çağı”nın temelinde yatan ilk önemli gerçeklik dünya yoksulları ile zirvedeki zenginler arasındaki uçurumun gittikçe derinleşmesidir.

“Yeni Dünya Düzeni” kavramı 1990’larda duvar yıkıldıktan sonra ortaya çıktı ve baba Bush’un son iktidar yıllarında yoğun tartışma konusu oldu. ABD “süper güç” olmuştu, dünyaya nasıl şekil vereceği onun tercihlerine kalıyordu.
Bugünlerde, “yeni dünya düzeni”nin sona erişinden sonra bir kez daha “dünya düzeni” tartışmaları yapılıyor. 2008 büyük krizi neoliberalizmin ve küreselleşmenin sonunun geldiğinin işaret fişeği olmuştu. Siyasette ise bu işareti Trump ilk başkan seçilişinde vermişti. Ancak 2010 sonrası yıllar ne güç dengeleri bakımından ne de krizde olan kapitalizmin nasıl yeni bir sermaye birikim tarzı yaratacağı açısından yeni bir yola girememişti. Üstelik bu belirsizlik yıllar geçtikçe derinleşti. Bu gerçeklikten hareketle günümüz için “kriz çağı”, “karanlık çağ”, “belirsizlik çağı” ya da “tekno feodalizm”, “yeni feodalizm” gibi isimlendirmeler yapılıyor.
Bunlara Nobel ödülüyle bir yenisi eklendi. Bu yılın iktisat ödülünü kazanan Robert E. Hall ve Michael Woodford “belirsizlik üzerine” kurdukları yeni bir iktisat yaklaşımı ile Nobel’i aldılar. Newton fiziğinden kuantum fiziğine geçilince onun ünlü belirsizlik kuramı hayatımızın neredeyse her alanına her geçen gün daha fazla giriyor.
Yeni Nobel ödülüne göre “Harcamalar kesin olmayan ve olamayacak olan beklentilere göre yapılıyor, arz ve talep bu belirsizliğin içinden ön görülmeye çalışılıyor.” Ödüllendirilen tez budur. Belirsizliğin iktisat kuramlarına kadar girmesi rastlantı olmasa gerek. Bilgi ve veri günümüz yaşamında her olaya o kadar çok sayıda giriyor ki hiçbir olay belirsizlik yolundan geçmeden bir durağa varamıyor.
Siyasal ve ekonomik belirsizlikler 21. yüzyılın ikinci on yılından sonra neredeyse kalıcılaştı. Temelde böyle bir gerçeklik varolduğu için eskinin daha “belirli” günleri içinden çıkan ve kurulan hemen bütün sosyal ve ekonomik yapılar bozuluyor, dağılıyor. Bu aynı zamanda keyfilik ve çürümeler eşliğinde yaşanıyor. Bu gidiş aslında 1990’ların ortalarından itibaren yoğunlaşan finansallaşmayla belirginleşti. Sermaye, üretim temelinden koparak spekülasyona kaydıkça kapitalist sistemin hemen bütün yapıları bozulmaya başladı.
Bu bozulmanın en basit açıklaması servet artışları üzerinden çok açık görülebilir. 2000-2024 arasında en zengin %1, servetini 1.3 milyon dolar arttırırken en yoksul %50 ise sadece 585 dolar arttırmıştır. Neoliberalizm ve küreselleşmenin 21. yüzyılda insanlık için yarattığı mucize bu ölçüde çarpıcıdır. Uçurumun dibi ile zirvesi arasında 2 milyon kattan fazla uzaklık vardır. “Belirsizlik çağı”nın temelinde yatan ilk önemli gerçeklik dünya yoksulları ile zirvedeki zenginler arasındaki uçurumun gittikçe derinleşmesidir. Uçurumdaki bu büyüme, etrafa yaydığı çok yüksek gerilim, her şeyi sarsıyor.
Ancak günümüz dünyasında “belirsizlik çağı”nın temellerinde çok yeni bir gerçeklik daha yatmaktadır; bu artık insanlığın büyük bölümüne ulaşmakta olan yapay zekâdır. Sorun yapay zekânın teknik yeteneklerinde değildir. Dünyada sayısı 8-10’u geçmeyen dev firmaların insanlığın bugüne kadar yarattığı tüm bilgiye sahip olmalarıdır. 10 bin yıllık bir derinliğe sahip insanlığın bilgi birikimi artık kutsal özel mülkiyetin birkaç tekelinin eli altındadır. Elde edilmesi, yeni bilgilerin üretilmesi büyük enerji ve su harcamasını gerektiriyor. Sadece bu değil, böylesine büyük bir güce sahip olan bu elitler gün geçtikçe kendisine tanrısal güçler yakıştırmaya başlıyor.
Servet uçurumunun derinleşmesinin yanında, devasa bilgi ve tekniğe sahip kutsal mülk sahipleri ellerindeki muazzam gücün etkisiyle “özgürlük ve demokrasi”nin birbiriyle uyumlu olmadığı düşüncesi üzerinden dünyayı yeniden şekillendirmeye niyetlendiklerinde “belirsizlik çağı”nın ateşini körüklüyorlar.
Bir yanda insanlığın içinde derinleşen uçurum, öte yanda elindeki bilgi gücüyle tanrısal bir güce sahip olduğunu sanarak davranan elitler, insanlık tarihi için çok kısa bir süre olan son 20-30 yılda belirsizliği büyüten birikimler yaratıyor.
Çok büyük para spekülasyonlarıyla elde edilen servetler, emeği, “alın terini”, öte yandan birkaç tekelin elindeki bilgi gücü, insanın varoluşunun en temel özelliği olan yaratıcı düşünceyi anlamsızlaştırıyor. Buradan yorgunluk, umutsuzluk, gelecek yoksunluğu, belirsizlik çıkageliyor.
Avrupanın sokaklarındaki insanlar, çok basit talepleriyle belirsizliği kovalarken, aynı zamanda emeğin ve düşüncenin gücünü geri almaya çalışıyorlar. “Belirsizlik çağı” bu çok sancılı süreçten çıkışın yığınağını yapıyor.