Aleviler, Kılıçdaroğlu ve sürüklenme

Kılıçdaroğlu’nun Saray’a can suyu olmasında bile Aleviler onun taraftarlığına itilirken ya da KK üzerinden doğrudan hedef alınırken bu mesele birkaç sosyal medya tepkisiyle toparlanamaz.

Saray’ın mutlak butlanla CHP’ye atadığı Kılıçdaroğlu’nun Alevi kökenli olması, Alevileri yeni bir tartışmanın odağına çekti. Aleviler siyasetin neresinde durmalı?

Rakamlar net olmasa bile ülkenin üçte (ya da dörtte) birinin Alevi olduğunu varsayarsak siyasi gelişmelerin de odağına girmesi kaçınılmaz. Son cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adayları belli olmadan (2022 ortaları) Kılıçdaroğlu’nun ismi geçtiğinde Ahmet Şık tarafından, Alevi birinin aday olması durumunda ülkedeki baskın çoğunluğun hassasiyet duvarlarına çarpacağı iddia ediliyor ve aynı zamanda Alevilere de durmaları gereken bir sınır çiziliyordu. Şık, Alevilere set çekerken tarihsel birikimi yeniden tesis etmenin de aktörü oluyordu.

Kılıçdaroğlu’nun bugünkü durumuna bakarak “Ama Şık da haklıymış” demek gerçeklikten uzak. Kaldı ki Alevilere yaklaşım, kişilerden tamamen bağımsız; cumhuriyetin ikinci yüzyılında da o kodların canlılığını koruduğunun göstergesi.

CHP’nin 38. kurultayında, tartışmaların dozajı yükselirken normalde Aleviliğine dair en ufak bir emare görmediğimiz Kılıçdaroğlu’nun arkasına Alevileri kümelendirmek için yoğun bir kampanya yürütüldü. Oysa zamanında meclis temsiliyetinde kontenjan talep eden Alevi örgütlerine “Kimliğinizi dışarıda bırakın da gelin” diyen de Kılıçdaroğlu’ydu.

24 yıllık AKP iktidarı, uzun süredir geniş halk kitlelerinin gönlünde yer eden hikâyesi tükenirken devlet gücüne dayalı, yargı ve zor gücünü gündelikleştiren bir politikaya sıkı sıkıya sarılıyor. Muhalefetin ilk olarak 2019 seçimlerinde dolaylı ya da doğrudan yan yana gelişi, ülkedeki siyasi iklimi değiştirerek muhalefet lehine ivme kazanan güçlü bir potansiyel yarattı. Her ne kadar 2023 cumhurbaşkanlığı ve genel seçimleri kaybedilmiş olsa da 2024 yerel seçimlerinde büyük bir başarı sağlanarak AKP ikinci parti konumuna düşmüş oldu. Erdoğan’a ait “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder” sözünün kapsamına birden fazla büyükşehir daha eklenerek iktidara sarsıcı bir yenilgi yaşatıldı.

Erdoğan’la cisimleşen Saray açısından iktidarın; ne halk kitlelerinin inisiyatifine ne de sandığa bırakılamayacak kadar tehlikede olduğu dönemin kapıları döndürülemez biçimde açılmıştı. Bolca kürsülerde bağırsa bile sınırlarını Erdoğan’ın belirlediği bir muhalefet ilelebet devam edebilirdi. CHP’deki değişim, DEM’le kurulan kent uzlaşısı iktidar olmanın da sinyallerini göstermeye başlamıştı.

Saray’ın iktidarı korumak için kaçınılmaz politikası, 19 Mart darbesi ile başlayarak yıkıcı saldırıların da startını vermiş oldu.

Buradan sonra yaşanan politik gelişmeleri tekrar etmeyeceğim; zira Türkiye tarihinde olmadığı kadar halk gündelik yaşamda siyaset konuşuyor, tartışıyor.

Fakat bizim tartışmamız gereken, Alevilere de sinyaller veren bazı okumalar yapmak zorunda oluşumuzdur.

İlki, Kılıçdaroğlu’nun durduğu pozisyon üzerinden Alevilerin farklı içerikte de olsa tartışma konusu yapılması; diğeri de demokratik Alevi kurumlarının doğru tutum almasına rağmen yazılı açıklama seviyesinde kalmış olmasıdır.

Örgütlü güce dönüşme potansiyeli taşıyan Alevi örgütleri, kimi siyasi olayları ve tarihsel kırılma anlarını açıklama yaparak, izleyerek geçiştiremez. Bugün CHP’ye yapılan darbe gerçekleşmeden önce dayanışma ziyaretlerinden Silivri’deki kimi yargılamalara katılmaya, muhalefete yönelik saldırılara karşı sürekli ve bütünlüklü sözünü kurmaya kadar aktif rol almalıydı. Bugün mutlak butlan darbesinde de ne sokakta ne de güçlü bir söz hegemonyası kurulabiliyor. Meseleyi CHP’ye sahip çıkmaya indirgemeden, Alevilerin dağınıklığını önleyecek, referans alabilecekleri bir odak yaratmak için dahi kendini sokağa atmalıdır. Demokrasi güçlerinin olabildiğince ülkenin dört bir yanında sokağa çıkmasında katalizör görevini de üstlenebileceği tarihî fırsat gözümüzün önünden akıp gidiyor.

”Alevi kurumlarına fırsatçılık mı öneriyorsun?” diyebilirsiniz. Evet, Alevilerin siyasi, politik ve örgütlü bir güç olarak fırsatçılık yapmasını öneriyorum. Bu, bütün demokrasi güçlerinin bir araya gelerek saldırıları püskürteceği ve Saray’ın oyunlarını bozacağı bir zemin yaratma fırsatçılığıdır. Kafa karışıklığı yaşamayan, birbirine kenetlenmiş bir halk muhalefeti bu baskıları ancak sokakta göğüsleyebilir.

Alevi kurumları, bürokratik düzlemden çıkıp hareket olmak için bu fırsatı değerlendirmelidir. Ülkede böylesi büyük siyasi olaylar yaşanırken taşları yerinden oynatabilecek bir şeye girişemiyor olması akıl alır gibi değil.

Kürsülerin büyülü alkışlarının sınırları, ömrü vardır.

Kılıçdaroğlu’nun Saray’a can suyu olmasında bile Aleviler onun taraftarlığına itilirken ya da KK üzerinden doğrudan hedef alınırken bu mesele birkaç sosyal medya tepkisiyle toparlanamaz.

Aleviler hâlâ kolaylıkla hedef alınabiliyorsa, halka karşı işlenen büyük kötülüklere taraftarlığa itiliyorsa ve Alevi örgütlerinin uykusu kaçmıyorsa bir temsiliyetten de bahsedemeyiz.

Alevileri cemevlerine sıkıştıran, kültürel ve inançsal sınırlar içinde tutmaya çalışan, herkesin bir yere çekiştirdiği hâlden çıkarmadığımız sürece ne eşit yurttaşlık ne de demokrasi ve özgürlük mücadelesinin öncüsü olabiliriz.