Tımarhaneden notlar
Saray iktidarının çözülmesinin sadece bu ittifakla gerçekleşemeyeceği, politikleşmiş bir sınıf hareketini örgütlemeye soyunan sosyalistlerin hamlesinin anti faşist mücadele açısından ne kadar kritik sonuçlar yaratmaya gebe olduğunu asla unutmamalıyız.

Çerçeve yasa oylaması sürecinde yaşanan tartışmalar toplumsal muhalefetin, Saray’ın iktidarını korumasını kolaylaştıran zaaflarını bir kez daha bütün açıklığıyla ortaya koydu. Saray’ın süreci yürütürken ulaşmak istediği gerçek amacın ne olduğu herkes tarafından dillendirilse de yürütülen tartışmaların içeriği bu amaçlara ulaşmasını kolaylaştıracak yolları da bütün açıklığıyla sergiledi.
Yasanın Meclis’ten 467 oyla geçmesi Saray’ın hegemonyasından ziyade toplumun barış arzusunun bir ifadesi olarak ele alınmayı hak ediyor. İYİP ve YP dışında kitlesel olarak hayır oyu verilmemiş olması barışa ve silahların susmasına bir şans vermeyi çok geniş kesimlerin kabullendiğini gösteriyor. Muazzam milliyetçi hamaset, geniş bir karşılık bulmadı. Kürt halkının onurlu barış mücadelesinin kazandığı bir mevzi olarak not edilmeyi hakediyor.
YP’nin kararı bir zayıflık belirtisi olarak mı okunmalı? Genel Merkezin verdiği desteğin aslında demokrasi güçlerinin birliğini koruma noktasında bir hassasiyetten kaynaklandığını görmek mümkün. Özel-İmamoğlu ekibi olası bir iktidar yürüyüşünün Kürtlerin desteği kazanılmadan mümkün olamayacağını bir politik ezber haline getirdi ki bu oldukça önemli bir kazanım ve barış konusundaki gelişmelerin rahat bir nefes almasını mümkün kılıyor. Ancak partinin kurulan muazzam pres karşısında ikili bir tutuma zorlanmasını da doğal karşılamak mümkün. Bunun üzerinden YP’yi bir zafiyet içinde göstererek Kürtleri demokrasi ittifakından kopartmaya çalışan söylemler oldukça acımasız ve aslında Saray karşısında kendi müzakere alanını da sınırlamak gibi bir etkiye sahip. Demirtaş üzerinden komisyon aşamasında yaşanan gereksiz ve tatsız tartışma da her iki taraftan uzaklaşma ve kopuşma destekçilerinin elini güçlendirerek Saray’ın taktik müdahale alanının genişletti. Maalesef DEM içinde demokrasi güçleriyle yabancılaşmayı hızlandırmaya çalışan, sorunun “çözümü” için iktidarın varlığını güvence olarak gören ve güçlenmekte olan Kürt milliyetçiliğine göz kırpan güçlü bir damar bulunuyor. DEM Parti içindeki hegemonya mücadelesinin bu kesimin etki alanını sınırlamak gibi öncelikli bir hedefi olmalı.
Milliyetçi sağ ve milliyetçi sol her zaman olduğu gibi büyük bir muhalefet yapıyor görüntüsü altında Saray’ın en büyük manivelası olma rolünü etkin bir biçimde sürdürüyorlar. 2023 seçimlerinde Saray’a kazandıran Saraycı muhalefetlerini bir kez daha ortaya koyma eğiliminde olduklarını açıkça ortaya koydular. Tartışılan konu Kürt Sorunu olunca politik okuma yeteneğine güvenebileceğimiz kimi isimler bile abuk subuk ezberlerin içine sıkışabiliyorlar.
Yasanın içeriğini eleştirerek ve Saray’ın niyetlerini deşifre ederek demokrasi güçlerinin birliğini ve Kürt halkının onurlu barış ısrarını sahiplenmek adına yasaya Evet demenin Saray’ın oyun planını bozan en doğru hat olduğu açıkken bunu Saray’ın dalga boyuna geçmek olarak anlatma telaşındaki milliyetçi muhalefetin Devlet Aklı sapağından kritik karar alma anında ne yöne çark edeceklerini şimdiye kadar birçok kere test ettik. Bu noktada TKP ve Sol Parti gibi aktörlerin de milliyetçi ablukaya eklemlenme çabaları sürpriz oluşturmuyor. Sol Parti, “Yanyana” söylemiyle entegre olmayı planladığı YP’nin merkez tutumunun bile gerisinde kalan inadıyla 1970’lerden kalan mirasını har vurup harman savurmaya devam ediyor. Ancak burada Hayri Kozanoğlu’nun dengeli ve demokrasi güçlerinin birliğini önemseyen tutumunu takdirle not edelim. Milliyetçi blok, demokrasi güçlerinin birliğini parçalamanın Saray’ın iktidarının uzatma yolu olduğunu görmeyecek.
Bu yaşanan tartışma hem demokrasi güçlerinin birliğinin kırılgan dengelerini hem de milliyetçi muhalefetin zayıflamış olsa da azımsanmayacak bozucu etkisini göstermesi açısından önemli. Dolayısıyla Saray iktidarının çözülmesinin sadece bu ittifakla gerçekleşemeyeceği, politikleşmiş bir sınıf hareketini örgütlemeye soyunan sosyalistlerin hamlesinin anti faşist mücadele açısından ne kadar kritik sonuçlar yaratmaya gebe olduğunu asla unutmamalıyız. İktidar oyununun son 10 yıldır yaşanan senaryolara benzer biçimde ilerlememesi için politikleşmiş bir sınıf hareketinin inşası ve bunun sınıf siyasetini ulusal ölçekte örgütleyerek anti-faşizme yeni bir kulvar kazandırması sonucu belirleyecek temel halka olarak öne çıkıyor.