ABD-Çin zirvesi: Tukidides Tuzağına doğru mu?
Zirvenin gerçekte hangi sonuçları yarattığı çok yakında ABD’nin Irak’a ve Latin Amerika’ya tavrından belli olacaktır. Pekin bu zirveden “Çin-ABD stratejik istikrar ilişkisi” beklediğini öne çıkartarak zirvenin güç tablosunu nasıl okuduğunu açıklamıştır. Bu zirve ile Çin, artık ABD’ni dünya egemeni değil, Çin’le eşit ilişkiler kurmak zorunda olan bir güç olarak gördüğünü yumuşak bir dille ilan etmiştir.

ABD-Çin zirvesi tamamlandı. Zirvedeki görüntüler, özellikle Trump’ın Çin’e yaptığı övgüler görüşmelerin olumlu yorumlanmasına neden oldu. Trump’ın iktidara geldiğinden beri yaptıkları hatırlanırsa ABD-Çin zirvesinin olumlu yorumlanması çok doğaldır. Ancak bu görünüş aynı zamanda bir gerçekliği de ortaya koymuş oluyor. Trump bu zirveye eli zayıf olarak gitti; buna rağmen görüşmelerden dünyaya derin bir nefes aldıracak sonuç çıkmadığını söylemek mümkündür. Bu önemli adım Çin ve ABD arasındaki ilişkinin durumuyla ilgili belli bir işaret verse de yakın gelecek için belirgin bir tablonun çizilemediğini gösteriyor.
Çin uluslararası yayını Globel Times “yapıcı bir Çin-ABD stratejik istikrar ilişkisi”nden söz ediyor. Bu çok genel kavramın içine hemen her şey girse de somut olarak tarafların elinde zirveden ne kaldığına bakılınca göz dolduran bir sonuç görünmüyor. Zirvenin Çin açısından en önemli gündemi Tayvan konusunda Xi Jinping’in yaptığı uyarıdır. “Bu konu yönetilemezse savaşa kadar gidebilir” uyarısını yapan Xi Jinping tam istediği cevabı alamasa da yine de ABD’den “9 bin km uzakta savaşmanın amansızlığını” açıklamasıyla Trump, Xi Jinping’i cevapsız bırakmamıştır. Çin, Japonya’nın yeni silahlanma iştahı konusunda da bir uyarı yapmıştır.
İran konusunda somut bir gelişme dünya basınına yansımadı; Çin, İran’ın nükleer silah edinmeyeceğinin teminatını üstlense de bu durum Trump’ı zirve sırasında arkasına sakladığı yıkıcılığından vazgeçirir mi yakında göreceğiz.
Çin, petrol rezervlerini kullanmaya devam ederek fiyat krizini yumuşatmaya çalışıyor; aynı zamanda ABD’den gümrük savaşları sırasında almayı kestiği tarım ürünlerini yeniden almaya başlayabileceğinin işaretini verdi. Boeing uçaklarının alımı borsada belirgin bir kıpırdanma yaratmadığına göre 200 Boeing siparişi, elinde para tutanları tatmin etmiş görünmüyor.
Zirvenin gerçekte hangi sonuçları yarattığı çok yakında ABD’nin Irak’a ve Latin Amerika’ya tavrından belli olacaktır.
Pekin bu zirveden “Çin-ABD stratejik istikrar ilişkisi” beklediğini öne çıkartarak zirvenin güç tablosunu nasıl okuduğunu açıklamıştır. Bu zirve ile Çin, artık ABD’ni dünya egemeni değil, Çin’le eşit ilişkiler kurmak zorunda olan bir güç olarak gördüğünü yumuşak bir dille ilan etmiştir. Bunu “Tukidides tuzağına düşmekten kaçınmalıyız” uyarısıyla yapmıştır.
Sparta ve yükselen Atina arasında 30 yılı bulan Peloponez Savaşları sonunda bir galibin olmadığı gibi Yunan antik kent sistemi dağılmıştır. Tukidides tuzağı ardından İskender’in kentleri silikleştiren imparatorluğu gelmiştir. Güçlerin birbiriyle rekabeti ve savaşları o noktaya kadar gidebilir ki sonunda ortada galip kalmayabilir.
Aslında oldukça farklı yollardan yürünerek yaşansa da sosyalizm yıkıldıktan sonra Körfez Savaşıyla başlayan süreçte “süper güç” Amerika’nın, dünya egemenliği hırsı onu 20 yıl içinde kurtulamadığı bir bataklığa sokmuştur. Körfez Savaşları, AB ve Japonya’yı besleyecek enerji musluklarının ele geçirilmesi için yapılmıştı; ancak süper gücün karşısına başka güçler —Rusya ve Çin— çıktı.
Trump Amerikası kendi mevzi kaybettikçe sadece Çin’i değil neredeyse tüm dünyayı aşağıya çekme çılgınlığını denemeye hâlâ niyetli görünüyor.
Zirvenin somut konularda bir sonuç üretmediği görülüyor; stratejik olarak iki konunun belirsizlik bulutları arasından daha öne çıktığı söylenebilir. Çin’in ABD’nin dünyayı tek başına yönetme hırsına açıkça karşı çıkarak artık dünyanın tek kutuplu olmadığını, çok kutuplu bir dünyanın şekillenmekte olduğunu, dünyanın yeni yapısının bu yoldan yürünerek ortaya çıkacağını vurgulaması önemlidir. Zirvedeki diğer önemli konu, Pekin’in “Çin-ABD stratejik istikrar ilişkisi” kavramını öne çıkartarak artık ABD ile kendi arasındaki ilişkinin eşit güçler arasında bir ilişki olarak yürümesi gerektiğini dile getirmesidir.
Trump ile ABD’nin yeni moda eşkiyalık düzeni kurma pervasızlığının önü somut olarak İran savaşı ile kesilmişken bu engelin arkasında Çin ve Rusya’nın olduğunu artık tüm dünya görmüştür. Bu tablo adım adım şekillenecek olan yeni dünya güçler dengesinin çıkış noktası olacak; güçler bu tabloya göre saf tutmaya başlayacaktır.