Savaş nereye gidiyor?

ABD, İran gibi büyük bir engelin üzerinden geçerek haydutluğunu dünyaya yaymak ve Çin’in yolunu kesmek için bir Armageddon savaşına girdi. İsa, Trump’a ne ölçüde yardımcı olur bilemeyiz; ancak bataklık 2000’li yılların başındakinden çok daha derindir.

En çok sorulan soru, ancak henüz bir cevabı yok! Bugüne bakılırsa savaşın bir basamak tırmandığı söylenebilir. ABD-İsrail savaş makinesi İran altyapısını vurmaya başladı. Tahran’daki petrol depoları vuruldu ve Tahran’a gökten zehir yağmaya başladı. Bundan önce İran’ın körfezdeki su arıtma tesisleri vurulmuştu. İran karşılık olarak Bahreyn’deki benzer tesisleri vurdu.

İran Hürmüz’ü kapattığını duyurdu; aynı zamanda Körfez’deki ABD üslerini sürekli hedef alarak savaş alanını genişletiyor. Savaşın uzaması hangi sonuçları doğurabilir? Bu konu yakın dönem stratejisi hâline gelmiş durumda. Buna bağlı olarak petrol fiyatları hızla yükseldi, Hürmüz’den geçiş yapılamadığı için fiyatların daha da yükselmesi kaçınılmaz görünüyor.

Tarafların silah stokları en çok tartışılan konu; ABD üçüncü savaş gemisini Doğu Akdeniz’e getirdi. İsrail’in koruması güçlendiriliyor, fakat Körfez ülkelerinin durumu çok tartışmalı durumda. Trump, ABD silah üreticilerini çağırıp daha hızlı üretim için talimat verdi. Bu yetmedi, ordu içinde üst düzey komutanlarca savaşın kutsal kitaptaki yeri anlatıldı. Armageddon, yani kıyamet savaşının başladığı bildirildi. Ordu içinden bu kutsal savaşa tepkiler de yükseldi. Bir subay “Kimse  İsrail için savaşmak istemiyor” diye itiraz edince kolu kırılıp salondan çıkarıldı. Bir yanda Epstein dosyaları rezilliği, öte yanda kutsal savaş; ABD tam bir çılgınlık içinde yola devam ediyor.

Kurmayların savaş için söylediği bir söz vardır: “Strateji yokluğu teknik üstünlük ile kapatılamaz.” Trump yönetimi tam da bu konumdadır. Devasa bir savaş makinesi bölgeyi yakmaya başladı, ancak hâlâ ellerinde bir strateji yoktur.

Trump sık sık söylem değiştirse de son söylenen “İran tam teslim oluncaya kadar” savaşın devam edeceği yönündedir. Böyle bir hedefin ABD’nin gücünü aşacağı açıktır. Ancak bu yolda bir gidişin bölgeyi yeniden 2000’li yılların başındaki gibi cehenneme çevireceği çok açıktır. Trump’ın bölge için strateji yokluğunun arkasında duran bir jeopolitik gerçeklik vardır; o da Çin’le tırmanan gerilimdir. ABD yeni rakibini geriletmek için kuşatmasını arttırıyor. Ancak 2000’li yılların başında Bush yönetimi aynı şeyi kendisine Avrupa’dan bir rakibin yükselişini engellemek niyetiyle Afganistan ve Irak işgaliyle dünya petrol vanalarını eline alarak yapmak istemişti. Bu büyük maceradan sonra karşısında beklemediği iki büyük rakip buldu: Çin ve Rusya!

Şimdi benzer bir kuşatmaya Venezuela ve İran’dan başlayarak Çin’in enerji yolunu tıkamak istiyor. Bunun ne kadar mümkün olduğunu sormanın bir anlamı yoktur. ABD için devasa silah gücüyle rakiplerini şimdiden kuşatmaktan başka bir yol görünmüyor. 2000’lerin başındaki stratejik hamlenin sonucu tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştı. Irak parçalandı, Libya ve Suriye tam teslim oldu. Bir de Ukrayna savaşı ile Rusya ve Avrupa’nın yakınlaşması engellendikten sonra ABD, gücün Doğu’ya kaymasını engellemek için nihayet Çin’in kuşatılması adımına yüklenebilirdi.

Bunun hiç kolay olmadığı, son 20 yılda yaşananlardan anlaşılmaktadır. ABD bir türlü Pasifik bölgesine odaklanamadı. Bush yönetimi Ortadoğu bataklığından geçerek Pasifik’e güç yığmayı denedi ancak yıllardır bataklıkta debeleniyor. Şimdi İran gibi büyük bir engelin üzerinden geçerek haydutluğunu dünyaya yaymak ve Çin’in yolunu kesmek için bir Armageddon (kıyamet savaşı) savaşına girdi. İsa, Trump’a ne ölçüde yardımcı olur bilemeyiz; ancak bataklık 2000’li yılların başındakinden çok daha derindir. ABD tıpkı ilk körfez meydan okumasında olduğu gibi olası rakiplerini engellemek için yola çıktığında daha büyük rakiplerle burun buruna gelmişti. Şimdi ABD, o günleri aratacak ölçüde daha derin bir bataklığın içine çekiliyor. Beyaz Saray’da Evanjelist papazların Trump’ı savaş için kutsamasının bir yararı olacak mı, göreceğiz.