Krizin düğüm noktası
Erdoğan’ın siyaset üstü bir varlık olarak, demokratik seçimlerle doldurulması gereken bir makamı elinde tutmakta ısrarcı olması krizin odak noktasını, meşru muhalefet hakkının sadece bu herkesin bildiği garipliği kabul edenlere sunulması esas olarak demokratik krizin sinir ucunu oluşturuyor.

Cumhuriyetin en önemli tarihsel kazanımı, iktidarı bir hanedanın temellük ettiği siyasi yapıyı ortadan kaldırmasıdır. “Devlet, işte o benim” diyen 14. Louis’nin hanedanının Fransa’da tarihe karışması, kökenleri Roma’da olan cumhuriyet idealinin modern dünyaya yeniden intikali anlamına gelmişti. Ancak Cumhuriyet bütün toplumsal eşitsizlikleri ortadan kaldırmayı hedefleyen bir siyasi proje değildir. Tarihte de günümüzde de egemen sınıfların çıkarlarının mutlak bir monarkın olası yıkıcı etkilerine karşı korunduğu, iktidarın bu anlamıyla geçicilik kazandığı, görece parçalandığı ve kendi içinde bir denge denetleme mekanizması kuracak şekilde yapılandırıldığı Cumhuriyetler kurulmuştur. Ancak hiçbir Cumhuriyet, diktatörlüğün yani bir tek kişi iktidarının inşasının önünde mutlak biçimde durabilecek kalkanlara da sahip değildir. Hem Kemalizm hem de Erdoğanizm bu tespitin kayda değer tarihsel örnekleridir.
Eski bir Troçkist (“Socialisme ou Barbarie”) olan, sonradansa devrim düşmanı bir liberal haline dönüşen Claude Lefort, modern demokrasinin alameti farikasının iktidarın boş bir yer olarak kalabilmesi olduğunu iddia ediyor. Hiçbir bireyin, partinin veya sınıfın iktidarı kalıcı olarak sahiplenmesinin demokratik olamayacağını vurguluyor ve buradan tabii doğal olarak proletarya diktatörlüğü karşıtlığına sıçrıyor. Kapitalizmde iktisadi sömürüyle siyasi tahakkümün kendisini görece ayrıştırması ve siyasi eşitliği bir tür mutlak eşitlik olarak yansıtmayı başarabilmesi demokrasiyi bu illüzyonun önemli bir aparatı haline getiriyor. Yani finans kapital küçücük bir azınlık olmasına rağmen toplumun ürettiği muazzam zenginliğe büyük oranda el koymayı başarabildiği müddetçe, burjuvazinin en has siyasi partileri (sağlı sollu merkez partileri) finans kapital adına hegemonya inşa etmeyi başarabildiği sürece büyü bozulmuyor. Lefort gibi Marksizm tedrisatından geçmiş bir siyaset bilimci bile demokrasinin boş gösterdiği iktidar koltuğunun aslında sürekli olarak aynı sınıf tarafından temellük edildiğini görünmezleştirebiliyor. Finans kapitalin kendi programına bağlı siyasi temsilcilerinin vardiya usulü iktidar konumunu işgal etmeleri egemen sınıfın mutlak iktidarını gizleyebiliyor. Ancak bu demokrasi de cumhuriyetlerde olduğu gibi özellikle sınıfsal sömürüyle birlikte işlemeyi temel meziyet haline getirdiği için sonsuz bir hegemonya kapasitesine sahip değil. Hegemonya çökünce büyü bozuluyor, devrim tehdidiyle birlikte çeşitli yaratıkların, siyasi eciş bücüşlerin de sahneyi doldurduğu interregnum yani fetret devri zamanın ruhu haline dönüşüyor.
Sosyalizmin demokrasiyle sınavı meselesi önemli. Sınıf iktidarını bir parti iktidarına dejenere etme, proletarya diktatörlüğünün demokratik biçimlerini üretememiş olma kusuru burjuvazi tarafından bol miktarda istismar edildi. Sosyalizmin yaşadığı çöküşte proletarya diktatörlüğünden vazgeçmeden onu demokratikleştirmenin yollarının bulunamamasının çok önemli etkileri olduğunu düşünüyorum. Bu etkiler bugün daha iyi fark ediliyor. Olguyu yabancılaşma üzerinden ele alan bir yazıda “Stalin’in demokratik programını sekteye uğratan bürokrasi” (H.Selim Açan) tespitiyle de Haluk Gerger’in konuyu ele alan kitabında Kemalizm ile komünizmi aynı olgunun farklı tezahürleri olarak gören yaklaşımlarıyla da daha fazla tartışmak isterdim ama ana konudan daha fazla uzaklara gitmemek adına burada duruyorum.
A.Güler’in “Cumhuriyet’in içini boşaltan Cumhuriyet kutlamalarını” ele alan ibretlik yazısını da not etmek de fayda var ama o da asıl konudan uzaklaşma riski taşıyor.
Türkiye’de bugün demokrasinin nefes alamaz hale gelmesi Lefort’un bahsettiği “boş bir yer” olarak iktidarın sadece bir illüzyon eliyle egemen sınıf tarafından doldurulması ötesinde baya kanlı canlı bir kişi tarafından temellük edilmek istenmesinden, “bu can bu bedende oldukça” iktidarın talep edilmesinden, bunun son derece olağan, meşru bir talepmiş gibi ifade edilmesinden, hatta iktidarı değiştirme iradesi ortaya koyanların, bunu anayasal yöntemlerle gerçekleştirmek isteseler de “uluslararası bir konspirasyonun ajanları” olarak vatandaşlık haklarından soyularak dımdızlak bırakılmalarından kaynaklanıyor. Erdoğan’ın siyaset üstü bir varlık olarak, demokrasi gereğince “boş kalması” gereken yani demokratik seçimlerle doldurulması gereken bir makamı elinde tutmakta ısrarcı olması krizin odak noktasını, meşru muhalefet hakkının sadece bu herkesin bildiği garipliği kabul edenlere sunulması esas olarak demokratik krizin sinir ucunu oluşturuyor.
Demokratik Cumhuriyet programının bu demokratik krizin çözümü konusunda çok açık bir tutum sergilemesi gerekiyor. Bu konuyu yeterince ciddi bir biçimde ele almayan bir demokrasi retoriği, hatta kararlı bir tutumu “Erdoğan karşıtlığı takıntısı” olarak formüle eden, iktidar alternatifi olma iddiasındaki odakların başına musallat edilen meseleleri “onların iç sorunu” olarak kavrayan bir yaklaşım Saray’ın projesine karşı konumlanmaya çalışan kesimlerde ister istemez kaygı ve güvensizlik yaratıyor. Bu kaygı ve güvensizliğin sonuçları şimdilik Baro seçimlerinde ortaya çıkan tabloyla kendisini ortaya koyuyor. Ulusalcı taşlamakla üstü örtülemeyecek bir yalın gerçek bu.
Fon krizi iktidarın kendisini en rahat hissettiği bir dönemde altını oyan bir ruh hali yaratırken Demokratik Cumhuriyet programının, kendisine terk edilen şu veya bu ölçekteki bir alanda demokratik ilişkileri inşa etmeyle demokrasi krizinin düğüm noktası konusunda oyunun kurallarını değiştirecek bir netlik ortaya koymak arasında bir bıçak sırtında kendisini ortaya koyması gerekecek. Bunun en olgun, en sağlıklı ve en dönüştürücü bir biçimde gerçekleşmesi için kolektif bir emeğe ihtiyaç var.
Saray’ın iktidar ve müzakere pratikleri düşünüldüğünde oldukça zor ancak bir kere durumun zorluğunda ortaklaşılınca kolektif emekle altından kalkılabilecek bir politik görevden söz ediyoruz.