Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve tarihçilik düşüncesi
Çinli araştırmacı Wang Xiaowen, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın tarihçilik düşüncesini ele aldı. Kıvılcımlı’nın Tarih Tezi’ni, Marksizmin yerelleştirilmesi ve Çin Marksizmiyle kurduğu düşünsel ortaklıklar üzerinden değerlendiren Xiaowen, Çin akademisinde Kıvılcımlı araştırmalarının geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor: “Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi, bu sempozyuma katılarak Ekim ayı gibi benim için özel bir ayda Kıvılcımlı’ya duyduğum saygıyı ifade etmek ve Çin akademik çevrelerinde Kıvılcımlı üzerine araştırmalara ilgi uyandırmak istedim.’’

Ekim ayında Çin Xi’an Yabancı Diller Üniversitesi’nde düzenlenen “Batı Asya Bölgesi Tarih Araştırmaları” sempozyumunun “Marksist Tarihçilik ve Modern Ortadoğu Çalışmaları Disiplininin İnşası” başlıklı oturumuna sunulmuştur.
Türkiye sosyalist hareketinden söz edildiğinde, Hikmet Kıvılcımlı’yı (1902–1971) anmadan geçmek mümkün değildir. Kıvılcımlı, Türkiye sosyalist hareketi tarihinde göz ardı edilemeyecek önemli bir isimdir. Gerek teorik çalışmaları gerekse sosyalist devrim mücadelesindeki pratiği, son derece dikkat çekici ve kendine özgü bir nitelik taşır. Türkiye’nin erken dönem sosyalist hareketine doğrudan katılmakla kalmamış, teorik düşünceleri ve mücadele ruhuyla çağdaş Türkiye soluna da değerli bir düşünsel miras bırakmıştır. Bir bakıma Kıvılcımlı’yı anlamak, Türkiye sosyalist hareketini anlamanın anahtarlarından biridir.
Kıvılcımlı, 1902 yılında henüz Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olan Kosova’nın Priştine kentinde doğdu. Balkan Savaşları’nın patlak vermesinin ardından ailesiyle birlikte Anadolu’ya göç etti ve çocukluğunu Ege kıyısındaki Kuşadası’nda geçirdi. Türk Kurtuluş Savaşı’nın başlamasının ardından yerel Kuva-yı Milliye birliklerine katılarak Yunan kuvvetlerine karşı savaştı. Daha sonra İstanbul’a giderek Vefa Lisesi’nde öğrenim gördü. Liseden mezun olduktan sonra İstanbul Tıp Fakültesi’ne girdi. Hekimlik mesleğinden dolayı daha sonraki yıllarda kendisinden sıklıkla Dr. Hikmet Kıvılcımlı olarak söz edildi. Kıvılcımlı soyadını kendisi seçmişti. Söylendiğine göre, Kıvılcımlı soyadının Iskra gazetesiyle bağlantısı vardı. Çin’de ise Mao Zedung’un ünlü “Tek bir kıvılcım bütün bozkırı ateşe verebilir”(星星之火,可以燎原)sözü, benzer bir anlamı ifade etmektedir. Türkiye Komünist Partisi (TKP), Eylül 1920’de Bakü’de kuruldu. Kıvılcımlı da 1920’lerin başında partiye katıldı ve 1925 yılında Türkiye komünist hareketinin güçlerini yeniden bir araya getirmeyi amaçlayan Akaretler Kongresi’nde TKP Merkez Komitesi üyeliğine seçildi. Sonraki devrimci mücadele yıllarında defalarca tutuklandı ve toplam 22 yılını cezaevlerinde geçirdi. 1954 yılında Vatan Partisi’ni kurarak devrimci düşüncelerini hayata geçirmeye ve Türkiye komünist hareketinin kıvılcımını yaşatmaya çalıştı. 12 Mart 1971 askerî müdahalesinin ardından Türkiye’den ayrılmak zorunda kalan Kıvılcımlı, 11 Ekim 1971’de Belgrad’da hayatını kaybetti.
Kıvılcımlı, yaşamı boyunca Marksist teoriyi yerelleştirmenin ve Türkiye’nin somut koşullarına uyarlamanın etkin bir araştırmacısı ve uygulayıcısı oldu. Teorik katkıları bakımından son derece üretken bir yazardı. Yalnızca Marksizmin klasik eserlerini çevirmekle kalmadı; klasik teoriyi Türkiye’nin tarihsel ve güncel sorunlarını açıklamak ve yeniden değerlendirmek amacıyla kullanmaya da özel önem verdi. Ölümünden kısa süre önce Brejnev’e yazdığı mektupta, kendi yaşamını şu sözlerle özetlemişti:
“Bir Marksist-Leninist militan, Türkiye’de, teorice ve pratikçe tam 50 yıl dövüşüyor. 22 yıllık hapishanelerini, her defasında, Lenin’in dediği gibi: “Alfabe’den başlayıp yüce Cebir’i bitirecek” bir okula çeviriyor. Sabırlıcasına ve sistemlicesine: Marks-Engels-Lenin-Stalin’i, Tarihi, Ekonomi Politiği, Diyalektiği, Tarihcil Maddeciliği klasik olarak etüd ediyor. Ve Lenin’in öğütlediği gibi: Kendi ülkesinin tarihini, ekonomi politikasını ve sınıf ilişkilerini, özge orijinallikleri içinde araştırıyor. Böylece o militan yüzlerce kitap yazıyor. Kendi dilinde, çoğu temelli orijinal olan 40’tan aşırı kitap yayınlıyor’’ (Hikmet Kıvılcımlı, Günlük Anılar, İstanbul: Sosyal İnsan Yayınevi, 2009, ss. 385–386.)
Günümüze kadar Çin akademik çevrelerinde Kıvılcımlı üzerine yapılan araştırmalar son derece sınırlı kalmıştır. Çin’deki üniversitelerin büyük çoğunluğunda Marksizm enstitüleri veya ilgili araştırma birimleri bulunmakta; bazı Marksizm enstitülerinde “yabancı ülkelerdeki Marksist düşünce” gibi araştırma alanlarına da yer verilmektedir. Bununla birlikte, bu alandaki çalışmalar genel olarak Batı Marksizmi düşünürleri ve onların fikirleri üzerinde yoğunlaşmakta, Japonya’daki Marksist düşünceye ilişkin araştırmalar da bu kapsamda ele alınmaktadır. Son yıllarda Çin akademik çevrelerinde Afrika Marksizmi ve Latin Amerika Marksizmi üzerine yapılan çalışmalar giderek artmış olsa da Türkiye ve Arap coğrafyasındaki Marksist düşünce ve sosyalist hareketler hakkında yapılan araştırmalar hâlâ oldukça sınırlıdır. Kıvılcımlı üzerine yapılan çalışmalar açısından bu durum özellikle belirgindir.
Şimdiye kadar erişebildiğim Çince akademik literatürde Kıvılcımlı’ya doğrudan değinen yalnızca üç makale veya kitap bölümü bulunmaktadır. Zhu Chuanzhong’un 1960–1980 Yıllarında Türkiye Sol Hareketinin İncelenmesi (1960-1980年的土耳其左派运动探析) başlıklı makalesi, bu dönemdeki Türkiye sol hareketini ele alırken Kıvılcımlı’yı ve takipçilerini ayrı bir fraksiyon olarak sınıflandırmaktadır. Tarih alanındaki lisansüstü öğrenciler için hazırlanmış Yirminci Yüzyıldan Günümüze Ortadoğu Tarihi (二十世纪以来的中东史) adlı ders kitabında ise ilgili bölümün yazarı, Kıvılcımlı’yı Türkiye’de Marksist tarihçiliğin erken dönem temsilcilerinden biri olarak değerlendirmektedir. Ben de Uluslararası Komünist Hareket Perspektifinden Türkiye Sol Hareketi (1960–1971) (国际共运视野下的土耳其左翼运动(1960—1971)) başlıklı makalemde Kıvılcımlı’nın devrimci düşüncesini ve Tarih Tezi‘ni kısaca tanıttığım müstakil bir bölüme yer verdim; ayrıca kendisini Marksizmin Türkiye’de yerelleştirilmesinin temsilcilerinden biri olarak ele aldım. Söz konusu makale, Pekin Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi tarafından yayımlanan Osmanlı-Türkiye Araştırmaları adlı akademik derlemenin dördüncü cildinde yayımlanmıştır.
Yukarıda belirtilen üç Çince akademik yayının yanı sıra, Kıvılcımlı’dan söz eden iki Çince çeviri eser daha bulunmaktadır. Bunlardan ilki, İngilizce baskısından çevrilen Sina Akşin’in Kısa Türkiye Tarihi adlı eseridir. İkincisi ise Hamit Bozarslan’ın Fransızca yayımlanan Histoire de la Turquie : de l’Empire à nos jours adlı eseridir. Bununla birlikte, çeviri sürecinde ortaya çıkan farklılıklar nedeniyle söz konusu Çince kitap ve çevirilerde Kıvılcımlı’nın adı farklı biçimlerde yazılmıştır. Çince kişi adları genellikle yabancı dillerdeki telaffuzları esas alınarak çevrildiğinden, arama ve kaynak tarama süreçlerinde farklı yazımlardan kaynaklanan güçlükleri azaltmak amacıyla Çinli araştırmacıların bundan böyle “克沃尔哲姆勒” biçimindeki Çince çeviriyi ortak olarak benimsemelerini öneriyorum.
Bu durum, bir bakıma, Çin akademik çevrelerinde Türkçe bilgisinin hâlâ yetersiz olduğunu da göstermektedir. Söz konusu yetersizlik, araştırmacıların Kıvılcımlı’nın özgün metinlerini okuyup yorumlamalarını belirli ölçüde sınırlamaktadır. Bazı Çinli araştırmacılar, Türkiye sol hareketi ve Kıvılcımlı hakkındaki değerlendirmelere dolaylı olarak ulaşabilmek için İngilizce, hatta Fransızca kaynaklara başvurmak zorunda kalmaktadır. Bu araştırma yolu, ilgili sorunların doğru biçimde kavranması ve Çinli araştırmacıların kendi akademik birikimlerinden yararlanarak söz konusu teorilerin özünü daha derinlemesine incelemeleri bakımından bazı sınırlılıklar taşımaktadır. Öte yandan bu durum, Kıvılcımlı’nın eserlerinin yabancı dillere yapılmış çevirilerinin yetersizliğinin, düşüncelerinin hem Çin’de hem de uluslararası akademik çevrelerde yayılmasını ve benimsenmesini gerçekten engellediğini de göstermektedir. Nitekim araştırmacılardan Marx ve Engels’in eserlerini bile doğrudan Almanca aslından okumalarını beklemek kolay değildir; Kıvılcımlı’nın eserlerini Türkçe aslından okumalarını beklemek ise daha da güçtür. Yapay zekânın hızla geliştiği günümüzde, yapay zekâ destekli çeviri teknolojilerindeki ilerlemeler de yabancı dildeki metinlerin dolaşıma girmesi ve okunması için yeni olanaklar sunmaktadır. Bununla birlikte, Kıvılcımlı’nın eserlerinin nitelikli ve güvenilir çevirilerine duyulan ihtiyaç devam etmektedir. Kıvılcımlı’nın düşüncelerini anlamak, açıkça yalnızca dil meselesinden ibaret değildir. Araştırmacıların onun yaşam öyküsünü ve düşünce sistemini bütünlüklü biçimde kavramalarının yanı sıra Türkiye tarihini ve siyasetini, özellikle de Türkiye sol hareketine ilişkin meseleleri derinlemesine bilmeleri gerekir. Çinli araştırmacılar açısından Kıvılcımlı’yı incelemek, onlarca özgün eserden oluşan geniş bir metin külliyatıyla karşı karşıya gelmenin ötesinde, bu metinlerin ardında yatan karmaşık tarihsel koşulları ve düşünsel bağlantıları anlamayı da gerektirmektedir. Bu nedenle araştırmacıların titiz bir akademik yaklaşım benimsemeleri, uzun süreli birikim ve kesintisiz araştırma yoluyla Kıvılcımlı’nın düşüncesine ilişkin kavrayışlarını sürekli derinleştirmeleri gerekmektedir.
Kıvılcımlı’nın tarih teorisi, Türkiye akademik çevrelerinde genellikle Tarih Tezi olarak adlandırılmaktadır. Bu adlandırma, onun kendi araştırma sistemini tanımlamak için kullandığı ifadeden kaynaklanmaktadır. Kıvılcımlı, 1926 yılından itibaren sürdürdüğü Eski Çağ tarihi araştırmalarından söz ederken, bu çalışmalara 1940 yılında Tarih Tezi adını verdiğini belirtmiştir. Söz konusu “tez” hakkında ise şunları yazmıştır:
“O tez açısından gerek Türkiye gerekse İslam Tarihleri çok ilginç teorik ve pratik açıklamalara kavuştu. Bu açıklamaların yazılı biçimlerine: ‘İslam Tarihinin Maddesi’ ve ‘Osmanlı Tarihinin Maddesi’ adlarını vermiştik” (Hikmet Kıvılcımlı, Tarih Yazıları, İstanbul: Sosyal İnsan Yayınevi, 2011, s. 12).
Kıvılcımlı’nın aktardıklarına göre, İslam Tarihinin Maddesi adlı eserin ilk cildi daha sonra cezaevi görevlileri tarafından alınmış ve nihayetinde kaybolmuştur. Bildiğimiz kadarıyla Osmanlı Tarihinin Maddesi, Kıvılcımlı’nın ölümünden sonra, 1970’lerden itibaren yayımlanmaya başlamıştır.
Kıvılcımlı, 1965 yılında başlıca eserleri arasında sayılabilecek Tarih Devrim Sosyalizm‘i yayımlamıştır. Gerek metnin yapısı gerekse ele aldığı meseleler bakımından Osmanlı Tarihinin Maddesi, Tarih Devrim Sosyalizm‘de ortaya konulan tarih anlayışının Osmanlı tarihi üzerindeki bir vaka incelemesi olarak değerlendirilebilir. Kıvılcımlı 1953 yılında Fetih ve Medeniyet: Bir Tarih Tezinin Işığı Altında: İstanbul’un Fethi başlıklı makalesini yayımlamış, 1965 yılında ise Tarih Devrim Sosyalizm Işığında İlkel Sosyalizmden Kapitalizme İlk Geçiş: İngiltere başlıklı eserini kaleme almıştır. Ölümünden sonra, 2000 yılında, Tarih Devrim Sosyalizm Işığında İlkel Sosyalizmden Kapitalizme Son Geçiş: Japonya adlı eser, daha sonraki araştırmacılar tarafından derlenerek yayımlanmıştır. Bu eserler, Kıvılcımlı’nın tarih anlayışının sırasıyla İstanbul’un fethi, İngiltere tarihi ve Japonya tarihi gibi üç farklı örneğe nasıl uygulandığını göstermektedir.
Dikkat çekici bir diğer nokta, bu eserlerin alt başlıklarında belirli değişikliklerin bulunmasıdır. İlk dönem metinlerinde Tarih Tezinin Işığı Altında ifadesi kullanılırken, sonraki eserlerde Tarih Devrim Sosyalizm Işığında ifadesi öne çıkmaktadır. Bu değişiklik, Kıvılcımlı’nın tarih anlayışını ve temel teorisini yalnızca Tarih Tezi kavramıyla ifade etmenin, düşüncesinin bütün kapsamını ortaya koymak için yeterli olup olmadığı sorusunu gündeme getirmektedir.
Türkiye akademik çevrelerinde bu adlandırmanın belirgin bir tartışmaya yol açmadığı görülmektedir. Bunun bir nedeni, adlandırmanın Kıvılcımlı’nın kendi ifadelerini izlemesi; diğer bir nedeni ise Türkiye’deki akademik ve dilsel bağlamda kavramın anlamının anlaşılabilir olmasıdır. Ancak kavram Çinceye aktarıldığında, öncelikle terimin çevrilmesi ve farklı bir kültürel bağlamda nasıl karşılanacağı sorunlarıyla karşılaşılmaktadır. Türkçedeki “tez” sözcüğü, Çinceye “konu”, “sav” veya “iddia” gibi anlamlarla aktarılabileceği gibi, belirli bağlamlarda “tez metni” ya da “kuramsal taslak” anlamlarında da kullanılabilir. Bununla birlikte hangi karşılık tercih edilirse edilsin, bu ifadelerin Kıvılcımlı’nın söz konusu teorik sisteminin kendine özgü niteliğini bütünüyle yansıtmakta yetersiz kalabileceği ve bu sistemi ayırt edici özellikleri yeterince belirgin olmayan, daha genel bir araştırma alanı gibi gösterebileceği düşünülmektedir.
Buna karşılık Tarih Devrim Sosyalizm ifadesi çok daha zengin bir anlam içeriğine sahiptir. Bu adlandırma, Kıvılcımlı’nın söz konusu teorisinin özünde sosyalist bir düşünce sistemi olduğunu ve “tarih”in teorik boyutuyla “devrim”in pratik boyutunu bir araya getirmeye çalıştığını göstermektedir. Bunun yanı sıra, bu teorinin temel kavramlarından biri Tarihsel Devrim‘dir. Kıvılcımlı, Tarihsel Devrim‘i esas olarak kapitalizm öncesi döneme ait bir devrim biçimi olarak tanımlama eğilimindeyken, kapitalist toplumla birlikte ortaya çıkan devrim biçimini Sosyal Devrim olarak adlandırmaktadır. Ancak farklı metinlerinde dile getirdiği görüşler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sosyal devrimin de tarihsel devrim modelinin modern toplumdaki özel bir görünümü olarak anlaşılması mümkün görünmektedir. Kıvılcımlı, ilgili araştırmalarını 1940 yılında Tarih Tezi olarak adlandırdığını bizzat belirtmiş olsa da 1940’lar ve 1950’lerle 1960’larda Türkiye’deki siyasal ortamın sosyalizme karşı gösterdiği hoşgörü düzeylerinin aynı olmadığı dikkate alınmalıdır. Bu açıdan, 1965 yılında yayımladığı eserin başlığında “tarih”, “devrim” ve “sosyalizm” kavramlarını yan yana getirmesi, araştırmalarında ve teorisinde yalnızca genel anlamda tarih araştırmasına değil, daha belirgin bir devrimci ve sosyalist içeriğe de vurgu yapmak istediğini düşündürmektedir. Uluslararası Komünist Hareket Perspektifinden Türkiye Sol Hareketi (1960–1971) başlıklı Çince makalemde Kıvılcımlı’nın temel teorik düşüncesini 历史革命社会主义 (tarihsel devrimci sosyalizm) olarak kavramsallaştırmam, yukarıdaki değerlendirmelere ve Çince ifadenin dilsel olanaklarıyla mantıksal tutarlılığına ilişkin düşüncelerime dayanmaktadır. Çince bağlamında, Kıvılcımlı’nın araştırma çerçevesini历史论, yani历史论纲 olarak adlandırmak dilsel açıdan kabul edilebilir. Ancak bütün bir düşünce sistemini tek bir kavramla ifade etmek gerektiğinde, 历史革命社会主义 (tarihsel devrimci sosyalizm) nitelemesinin daha uygun olduğu kanaatindeyim.
Kıvılcımlı’nın çalışma ve yazı alanları son derece geniştir. Özellikle Türkiye’de olmak üzere, yurt dışındaki akademik çevrelerde onun üzerine yapılan araştırmalar da çok çeşitli yaklaşımlar içermektedir. Siyaset bilimi, tarih ve sosyolojiden çeviri, edebiyat ve dilbilime kadar pek çok alanda Kıvılcımlı üzerine çalışmalara rastlanmaktadır. Bu yazıda ise tarihçilik perspektifinden hareketle, Kıvılcımlı’nın tarihçilik düşüncesine ilişkin bazı değerlendirmelerimi kısaca ele almak istiyorum.
Birincisi, Kıvılcımlı’nın tarihçilik düşüncesinin temel özelliği, insan toplumlarının gelişimini tarihsel materyalizm aracılığıyla yeniden anlamaya çalışmasıdır. Ona göre tarih araştırmaları, hanedan değişikliklerinin, savaşların ve siyasi şahsiyetlerin faaliyetlerinin incelenmesiyle sınırlı kalmamalı; toplumsal ekonomik temeli ve üretim ilişkilerini de ele almalıdır. Tarih, birbirinden kopuk olayların basit bir sıralaması değil, toplumsal yapıların sürekli geliştiği ve dönüştüğü bir süreçtir. Toplumsal biçimlerin devamlılığı ve dönüşümü, kendi içlerindeki sosyoekonomik ilişkilerden ve bu ilişkiler temelinde farklı toplumsal tabakalar arasında ortaya çıkan çelişkilerden ve mücadelelerden kaynaklanır. Dikkat edilmesi gereken nokta, Kıvılcımlı’nın teorik temelinin yalnızca Marx ve Engels’in materyalist tarih anlayışına bağlılık üzerine kurulmamış olmasıdır. Kendisi, İbn Haldun gibi düşünürlerin çözümlemelerinden de yararlanmış ve bu çözümlemelerden esinlenmiştir. Bu yönüyle Kıvılcımlı’nın düşünsel yaklaşımı, Çin Komünist Partisi’nin son yıllarda vurguladığı “Marksizmin temel ilkelerini Çin’in seçkin geleneksel kültürüyle birleştirme” düşüncesiyle, sorunlara yaklaşımı bakımından belirli bir ortaklık taşımaktadır. Kıvılcımlı, Türkiye’nin somut koşullarını, tarihini ve belirli tarihsel örneklerini incelemeye önem vermekle kalmamış, aynı zamanda kendi ulusal ve kültürel geleneğinden düşünsel kaynaklar devşirmeye de çalışmıştır. Bu yaklaşım, Marksist teorinin yerelleştirilmesine yönelik arayışını ortaya koymaktadır.
İkincisi, tarihsel devrim teorisi, Kıvılcımlı’nın tarihçilik düşüncesinin en özgün yönünü oluşturmaktadır. Kıvılcımlı, Tarih Devrim Sosyalizm adlı eserinde bu teoriyi sistematik biçimde açıklamış ve “barbarlık” ile “medeniyet” arasındaki diyalektik ilişkiyi incelemiştir. Kıvılcımlı’nın kullandığı “barbarlık” kavramı aşağılayıcı bir anlam taşımaz; esas olarak henüz gelişmiş bir devlet ve medeniyet düzeni oluşturmamış toplulukları ifade eder. Kıvılcımlı’ya göre medeniyetin gelişmesi, tarihin zorunlu olarak doğrusal bir ilerleme çizgisi izleyeceği anlamına gelmez. Medeniyet geliştikçe toplumda katılaşmış iktidar yapıları ve baskıcı toplumsal tabakalaşma ilişkileri ortaya çıkabilir; bu süreçte toplumun başlangıçtaki dinamizmi giderek zayıflayabilir. Medeniyetin sınırlarında yaşayan ve sözde barbar olarak nitelendirilen topluluklar ise bazı ilkel sosyalist özelliklerini korudukları için, belirli tarihsel koşullar altında eski toplumsal yapıları köklü biçimde dönüştüren bir güce dönüşebilirler. Kıvılcımlı, barbar toplulukların gerilemekte olan medeniyet düzenine müdahalesi sonucunda gerçekleşen bu toplumsal yeniden yapılanmayı “tarihsel devrim” olarak kavramsallaştırır. Tarihsel devrimler esas olarak kapitalizm öncesi toplumlarda meydana gelir. Bu devrimlerin sonuçları ise barbar toplulukların örgütlenme ve gelişmişlik düzeylerine göre farklılık gösterir. Tarihsel devrim, yeni ve özgün bir medeniyetin kurulmasıyla sonuçlanabileceği gibi eski bir medeniyetin yeniden canlanması biçiminde de ortaya çıkabilir. Tarihsel devrimden farklı olarak modern toplumun devrimi, Kıvılcımlı’nın ifadesiyle “sosyal devrim”, mevcut medeniyetin dışından gelen barbar toplulukların müdahalesi ve yerleşik medeniyet düzenini altüst etmesi yoluyla gerçekleşmez. Aksine, esas olarak mevcut medeniyetin kendi içindeki sınıf mücadelesi biçiminde ortaya çıkar. Tarihsel devrim, bir medeniyetin başka bir medeniyeti altüst etmesi biçiminde görülebilirken, sosyal devrim bir sınıfın başka bir sınıfı devirmesiyle belirginleşir. Bununla birlikte, tarihsel devrim ile sosyal devrim arasında aşılamaz bir sınır bulunduğu söylenemez. İki devrim biçimi arasında diyalektik bir birlik vardır. Kapitalist toplum çağında meydana gelen büyük toplumsal dönüşümler, üretici güçlerin gelişmesinden ve üretim ilişkilerinin buna bağlı olarak değişmesinden kaynaklanır. Dolayısıyla ister tarihsel devrim ister sosyal devrim söz konusu olsun, toplumsal dönüşümün temel dinamikleri üretici güçlerin gelişimi ve üretim ilişkilerindeki değişimle yakından bağlantılıdır. Kıvılcımlı, üretici güçleri teknik, coğrafi, tarihsel ve insan olmak üzere dört kategoriye ayırır. Kapitalizm öncesi dönemde gerçekleşen devrimlerde bu dört üretici güç görece uyumlu bir biçimde etkili olurken modern toplumda teknik üretici güç, toplumsal dönüşümü yönlendiren baskın unsur olarak giderek öne çıkar. Bunun yanı sıra Kıvılcımlı’nın modern toplumda proletaryanın özelliklerine ilişkin açıklamalarından hareketle, onun modern proletaryaya ilişkin değerlendirmeleriyle kapitalizm öncesi dönemdeki barbar topluluklara ilişkin çözümlemeleri arasında da bir bağlantı kurulabilir. Kıvılcımlı’nın teorik çerçevesinde her iki toplumsal özne de (ilkel) sosyalist üretim ilişkilerinin meydana getirdiği insanî özellikleri ve kollektif eylem kapasitesini yansıtır; bu nedenle mevcut toplumsal düzeni sarsma potansiyeli taşır.
Üçüncüsü, Kıvılcımlı’nın teorik arayışı, nihayetinde Türkiye’nin kendine özgü tarihsel gelişim yolunu açıklamaya ve devrimci mücadelenin nasıl bir yol izlemesi gerektiği üzerine düşünmeye yöneliktir. Bu yön, Türkiye solunda Osmanlı toplumunun niteliği üzerine yürütülen tartışmalarla yakından ilişkilidir. Özellikle 1960’larda Türkiye sosyalist hareketi içerisinde Osmanlı toplumunun hangi toplumsal yapıya sahip olduğu konusunda önemli tartışmalar yaşanmıştır. Bu tartışmaların yalnızca tarih araştırmalarına özgü akademik tartışmalar olarak değerlendirilmemesi gerekir. Sosyalistler açısından Osmanlı toplumundaki toprak mülkiyeti ilişkilerinin, devlet iktidarının ve sınıf yapısının nasıl açıklanacağı, temelde Türkiye kapitalizminin gelişimini nasıl kavrayacaklarıyla ve sosyalist devrimin koşullarını ve toplumsal temelini nasıl tanımlayacaklarıyla bağlantılıdır. Kıvılcımlı’nın bu konudaki yaklaşımının ayırt edici özelliği, Osmanlı tarihinin gelişim aşamaları ve niteliği üzerine yürütülen tartışmaları kendi “tarihsel devrimci sosyalizm” teorik çerçevesi içerisinde bütünleştirmeye çalışmasıdır. İnsan toplumlarının gelişiminde evrensel yasaların varlığını kabul etmekle birlikte Osmanlı toplumunun özgünlüğünü ve tarihsel sürekliliğini de incelemeye önem vermiştir. Burada ortaya çıkan yaklaşım, Kıvılcımlı’nın Marksist teoriyi yerelleştirme çabasını yansıtmaktadır. Başka bir ifadeyle Kıvılcımlı, mevcut teorilerde doğrudan uygulanabilecek hazır bir cevap aramakla yetinmemiş; Türkiye tarihinden hareketle somut sorunlar ortaya koymaya ve tarihsel materyalizmden yararlanarak tarihsel malzemeleri yeniden yorumlamak suretiyle kendi teorik değerlendirmelerini geliştirmeye çalışmıştır. Ona göre çağdaş Türkiye’yi gerçekten anlamak, öncelikle Türkiye tarihini somut biçimde incelemeye dönmeyi gerektirir. Tarihe ilişkin kavrayış ise nihayetinde mevcut toplumu anlamanın ve toplumsal dönüşümün yollarını düşünmenin önünü açmalıdır.
Kıvılcımlı’nın tarihçilik düşüncesi, sorunlara yaklaşımı bakımından Çin Komünist Partisi’nin savunduğu “İkili Bütünleşme” (两个结合) ilkesiyle, yani Marksizmin temel ilkelerini Çin’in somut gerçekliğiyle ve kendi ulusunun seçkin geleneksel kültürüyle birleştirme yaklaşımıyla belirli bir ortaklık taşımaktadır. Aynı zamanda Kıvılcımlı’nın düşüncesi, belirgin bir pratik yönelime de sahiptir. Onun “tarihsel devrimci sosyalizm” düşüncesi, özünde sosyalist mücadele pratiğine hizmet etmiş ve bu mücadeleye yön vermiştir. Çin tarihçilik çevreleri açısından Kıvılcımlı’nın tarihçilik düşüncesini incelemenin önemi, yalnızca Türkiye’den bir Marksist düşünürün teorik görüşlerini tanımakla sınırlı değildir. Bu araştırma, aynı zamanda evrensel bir soruyu yeniden düşünme fırsatı sunmaktadır: Marksist tarih teorisi, farklı ülkelerin tarih araştırmalarında nasıl somut biçimde uygulanabilir, sınanabilir ve geliştirilebilir?