Günlerin bugün getirdiği

Genelde oluşan bu denklemin en son kertede Kürtlere kaybettirdiği üzerine değerlendirmeler yapılıyor ancak oluşan politik krizlerin sadece Kürtleri etkilemediği ve her yenilginin sadece yeni bir başlangıç anlamına geldiği hatırlanırsa Kürtlerin statüsüzlüğü üzerine kurulu bölge statüsü istikrarsızlık üretmeye devam ediyor.

ABD’nin bu düzeyde saldırganlaşmasının sadece Trump’ın çılgınlığıyla açıklanamayacak bir konjonktüre işaret ettiği ortada. İktisadi alanda ortaya çıkan hegemonya kaybını, askerî gücünün rekabet edilmesi güç kapasitesiyle duraklatmaya ve tersine döndürmeye çalışan bir emperyalist güç, kendi kurduğu bir dünya düzeninin kendi aleyhine dönmesiyle revizyonist bir pozisyon alan, yaralı bir yabani hayvan gibi tehlikeli bir devlet ABD. Katliamcı ikiyüzlülüğünün bu düzeyde aracısız görünür hâle gelmesinin orta vadede çok fazla faydasını görebileceğiz.

Bütün yıkıcılığıyla ortalığı aleve vermesinin yoğun basıncı örneğin Davos gibi bir mekânda çok yoğun hissedildi. Kanada Başbakanı Carney’nin Davos’ta yaptığı konuşmada eski bir Merkez Bankası (İngiltere) Başkanı olarak küresel sistemin çökmesinden, kopmasından bahsetmesi ve bir tür Bağlantısızlar Hareketi önermesi Trump’ı sakinleştirme siyasetinin sonuç vermediği bir noktada her gücün kendi kapasitesi oranında dikenlerini çıkarmaya başladığı bir momente ulaştığımızı gösteriyor. ABD’nin kendi içinde de çok yoğun politik gerilimlere gebe olduğunu görmemek çok zor. Minneapolis’te yaşananlar Trump siyasetine ve faşist ICE çetelerinin kıyıcılığına karşı mayalanan isyanın ilk büyük dalgası. 2026 Kasım’daki ara seçimlere kadar ABD’de işlerin böylesi bir ivmeyle hızlanması, sokakta şiddetin yoğunlaşması sürpriz olmayacaktır. Kapitalizmin yarattığı kriz konjonktürü 21. yüzyılın ikinci çeyreğinde merkez ülkeleri devrimci kabarışların merkezi haline getirecek gibi görünüyor. Emperyalist zincirin iri ve merkezî halkalarında bu düzeyde tansiyon yükselmesi Çin’in ve diğer yükselmekte olan güçlerin varlığının yarattığı bir sonuç. Trump faşizmine yönelik yükselen tepkilerin benzeri dalgalarının Avrupa’da da köklü bir hesaplaşmayı doğurması tesadüf olmayacaktır. Önemli olan faşizme karşı yükselen dalganın, aynı zamanda işçi sınıfının genel güvence talebini kucaklayarak salt siyasi demokrasiyi sahiplenen bir noktaya sıkışmaması.

İran’da da Venezuela’da olduğu gibi sistem içinde rejimin sürekliliği karşılığında iş birliği yapmayı kabullenecek bir kadro oluşturulabilecek mi? ABD donanmasının bölgeye yığınak görüntüsü vermesi böylesi arayışların hızlandığı anlamına geliyor. Cihatçıların cezaevlerinden çıkan IŞİD’çilerin desteğiyle İran’a karşı emperyalizmin kara gücü olup olmamayı tarttıkları bir dönemdeyiz. İsrail’in, Suriye’nin SDG’yi parçalamasına rahatlıkla yol vermiş olması bu ihtimali büyütüyor. Bu iş birliğinin boyutları Lübnan’da Hizbullah’a karşı yapılacak öncül müdahalede prova edilecek. İran’a yönelik askerî ve kara gücü de içeren bir müdahale gerçek anlamda bir Yugoslavyalaşma riski doğuracaktır. Rusya’nın Ukrayna’da çakılıp kalması bölgede en önemli müttefiklerini varoluşsal bir krizle karşı karşıya bıraktı.

Suriye’de yaşanan hızlı gelişmeler ne kadar büyük bir kırılganlık içerisinde yaşadığımızı hatırlattı. SDG’nin elindeki önemli kozları statüsünü mutlak biçimde güvence altına alacağı bir anlaşmaya ulaşamadan kaybetmiş olması sadece Kürtler açısından değil tüm bölge halkları açısından yıkıcı sonuçlar üretmeye gebe. Türkiye’de farklı politik akımlardan çok fazla sayıda kişi Kürtlerin kayıplarından zafer ya da ihanet hikâyeleri üretmeye fazlasıyla teşne. Ancak Kürtlerin içine itildiği statüsüzlük hâli bölge halklarının da istikrar içinde yaşamasını zorlaştırıyor. Kürtlerin iç içe yaşadığı toplumlarca sürekli bir tehdit olarak algılanması ve kendi kaderini tayin etme ve yerel demokrasi gibi en doğal ulusal haklarını kullanmaktan mahrum kalmaları ister istemez bölge dışından emperyalist güçlerin hamle avantajı kazanabileceği koşulları üretiyor. Genelde oluşan bu denklemin en son kertede Kürtlere kaybettirdiği üzerine değerlendirmeler yapılıyor ancak oluşan politik krizlerin sadece Kürtleri etkilemediği ve her yenilginin sadece yeni bir başlangıç anlamına geldiği hatırlanırsa Kürtlerin statüsüzlüğü üzerine kurulu bölge statüsü istikrarsızlık üretmeye devam ediyor.

Gelinen bu noktada eldeki güç dengesinin gerçeklerine uygun bir anlaşmanın zeminini zorlamak ve Kürt halkının temel yaşamsal haklarını öncelikle güvence altına almak, katliam tehditleri karşısında bir halklar barikatı oluşturmak öncelikli görev olarak değerlendirilmeli. Sırtında yumurta küfesi olmayan tribün amigolarının tezahüratlarına kulakları tıkayarak barış talebini ısrarla savunmak ve demokrasi güçlerinin birlikteliğini de güncellenen koşullarda çok daha ciddiyetle büyütecek adımları tasarlamak mümkün ve gerekli.

Barzani’nin bu süreçte kokusu sonradan çıkacak uğursuz bir rol oynuyor olması kuvvetle muhtemel. SDG’nin gerçek güçler dengesini zorlayan taleplere itilmesi ve sonrasında çatlamak durumunda kalmasında Türkiye’nin ve İsrail’in hamlelerinin neresinde durduğunu yakın bir gelecekte çok daha iyi anlayabileceğiz. Ancak Suriye’ye de Kürtlerin tek alternatifi olma perspektifiyle yaklaşıyor olma ihtimali yabana atılmamalı değerlendirmelerde.

OVP çok geniş kesimler açısından bir yıkım projesi olmaya devam ediyor. 16 milyon emeklinin 5 milyonu 20 bin lirayla her an açlık ve ölümle sınanacak bir hâle itilmiş durumda. Emekliliğin metalaşması için yeni projelerin ortaya konduğu şu günlerde emekli maaşlarının bütçeden pay ayrılarak en az asgari ücret seviyesine çıkarılmasını talep etmek son derece önemli. Ocak ayı enflasyonunun %4’ün üzerinde çıkması güçlü olasılık; böylece emekçilere yılbaşında yapılan zamların önemli bir kısmı sıfırlanacak. Bu koşullar sosyalistlerin sınıf içerisinde kaybettikleri mevzilerini kazanmaları için çok önemli bir olanak yaratıyor. Ancak sosyalistlerin güçlerindeki genel gerileme olağanüstü gelişmelerin ardısıra dizildiği konjonktürün yarattığı zihinsel dağınıklıkla da birleşince saman alevi benzeri çıkışlar, yol alınmasını ve derinleşmeyi mümkün kılmıyor. Yaşanan her yeni gelişme konsantrasyonunu daha da dağıtıyor. Her konuya açıklama yetiştirme, her konuda eylem birlikleri oluşturma girişimleri temel bir yönsüzlük duygusu içinde ilerlemeye yol açıyor. Oysa sosyalistlerin sınıf hareketinin ve geniş yoksullar ordusunun beklentilerini düzenle gerçek bir karşıtlık içinde politikleştirme görevi var. Sadece bu yoldan ısrarla yürünürse büyünecek; ancak telaş içerisinde her gündeme yetişmeye çalışırken taş üstüne taş koymak zorlaşıyor.

Böylesi alt üst oluş dönemlerinde berrak bir zihin ve net hedefler yoksa ayakta kalmak mümkün değil.