Paris olayları
Olaylar ilk bakışta akla 1968’li yılları getiriyor. Ancak biraz derinden bakınca benzer yanlar çok azdır. 68 kuşağı, dönemine büyük güç verirken aynı zamanda gelecekle ilgili büyük umutlara sahipti. Dünyanın üçte birinde sosyalist iktidarlar vardı. Latin Amerika ve Afrika’da, hemen dünyanın her bölgesinde anti-emperyalist ve sosyalist mücadeleler yaşanıyordu. Bugünün dünyasında gençler çürüyen düzenlere karşı büyük bir öfkeyle sokaklara taşarken öfkelerini büyütecek ve sürekli kılacak bir gelecek ufkuna ne yazık ki sahip değildir.

17 Eylül’de Paris çevresinde bir lisede başlayan eylemler, Macron iktidarının aşağılayan ve zor kullanan tavrı nedeniyle yıldırım hızıyla 400 liseye sıçradı. O günden beri sadece liselerde kalmadı, kentte ve kırda çalışan kesimleri kapsayarak genişledi. Liselilerin talepleri çok anlaşılır ve haklıydı. Okul binalarının çok kötü olduğu, öğretmenlerin eksik olduğu, üniversitelere giriş koşullarının algoritmalara teslim edilerek neredeyse imkânsızlaştırıldığı liseliler tarafından dile getirildi.
Eylemler bir ay devam ettikten sonra 17 Ekim’de sendikaların da katılımıyla “hayat pahalılığına karşı” eylemlere dönüştü. Sendikalar birliği 5 Kasım’da genel grev çağrısı yaparak direnişi bir basamak daha yükseltti. Macron iktidarı başlarda ciddiye almadığı eylemlere karşı en son, sokağa çıkma yasağı ile cevap verdi.
Eylemler neredeyse tüm Avrupa’ya yayıldı. Fransa’dan önce İspanya’da çok geniş konut sıkıntısıyla ilgili büyük gösteriler yapılmıştı. İtalya, Belçika, Hollanda, Portekiz’e kadar eylemler yayıldı. Yakın zamanda durulacağa benzemiyor. Gösteriler sırasında büyük mağazaların yağmalanması, öfkenin ne ölçüde yüksek olduğunu gösteriyor.
Avrupa’da ne oluyor? Bir lisede başlayan eylemler tüm Avrupa’ya yayılmaya eğilimli. Üstelik Fransa ile başlamadı, yaşam koşullarındaki kötüleşme ve dayanılmaz hâle gelen konut sorunu İspanya’dan kıvılcımı aldı, genişleyerek devam ediyor.
Olayların en derininde Avrupa’da refah devletleri döneminin kapanması duruyor. Bir dönemin kapandığı Yunanistan’da 2019’da Syriza iktidarının yenilgisiyle ortaya çıkmış, İspanya ve Portekiz’deki büyük halk gösterileri ile dönem değişiminin çok sancılı yaşanacağının işaretleri ortaya çıkmıştı. 21. yüzyılın ilk 20 yılı yaşandığında, Avrupa İkinci Dünya Savaşı sonrası şekillenen, refah devletleri yıllarını kapatıyor; neoliberalizmin derinleşen kriziyle gittikçe uçurumun kenarına yaklaşıyordu.
Refah devletleri döneminin kapanışında Sovyetlerin yıkılışının özel bir yeri vardır. Bu günlerden itibaren Körfez’in ve Doğu Avrupa’nın paylaşımında ABD ile AB sürekli karşı karşıya gelmiştir. Merkel iktidarı günlerinde Almanya’nın Rusya ile yoğunlaşan ilişkileri ABD ve Avrupa arasında tırmanan bir gerilim yaratmıştır. Sonunda ABD, Biden günlerinde Ukrayna savaşını patlatarak Atlantik’in iki yakasını birbirinden uzaklaştıran tarihi adımı atmıştır.
Ardından gelen Ukrayna-Rusya savaşı İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da kurulan hassas ilişkileri havaya uçurmuştur. Büyük bir heves ve hırsla Rusya’yı “stratejik bir yenilgiye uğratma” amacıyla savaşa katılan Avrupa, kendi sonunu hızla yaklaştıran bir noktaya gitmektedir.
Avrupa’nın yangın yerine dönmesinin nedeni, ABD kışkırtmasıyla patlayan, bugünlerde yeni yıkımları getirecek Ukrayna savaşıdır. Çılgınlar gibi savaşa hazırlanan Avrupa, ekonomisini ve sosyal yapısını topyekün bir yıkıma doğru itmektedir. Avrupa dolaylı olarak Rusya ile savaşırken, aynı zamanda ABD ile önemli bir kopmanın içine sürüklenmektedir. Savaşı Rusya’nın Avrupa bankalarındaki paralarına el koyarak sürdürmeye çalışırken, öte yandan Amerika’dan çok pahalı enerji temen eder hale gelmiştir.
Avrupa egemenleri için savaş kendilerini yaşatmak için gerekliyken; toplumsal olarak ve özellikle genç kuşaklar için katlanılamaz bir saçmalığa dönüşmektedir.
Olaylar ilk bakışta akla 1968’li yılları getiriyor. Ancak biraz derinden bakınca benzer yanlar çok azdır. 68 gençliği, döneminde dünyadaki devrimci gidişin hem etkisinde hareket etmiş hem de kendi gücüyle o günlerdeki devrimci fırtınaya güç katmıştır. 68 kuşağı, dönemine büyük güç verirken aynı zamanda gelecekle ilgili büyük umutlara sahipti. Dünyanın üçte birinde sosyalist iktidarlar vardı. Latin Amerika ve Afrika’da, hemen dünyanın her bölgesinde anti-emperyalist ve sosyalist mücadeleler yaşanıyordu.
Bugünün dünyasında gençler çürüyen düzenlere karşı büyük bir öfkeyle sokaklara taşarken öfkelerini büyütecek ve sürekli kılacak bir gelecek ufkuna ne yazık ki sahip değildir.
2010 sonunda patlayan Arap isyanları, İspanya’da “gerçek demokrasi şimdi” parolasıyla yükselen “Öfkeliler” hareketi; Latin Amerika’da 21. yüzyılın başından itibaren kendini duyuran 21. yüzyıl sosyalizmi hareketi, yüzyılın ilk çeyreği tamamlandığında geri çekildiler. İçinde bulunduğumuz yıllar aynı zamanda bu hareketlerin hesaplaşma ve muhasebe yılları olmaktadır. Ayrıca bu ders çıkartmalar yaşanırken dünyada bu geri çekilme ve yenilgilerin çatlaklarından yeni faşizm yükselişe geçmiştir.
Avrupa’yı saran hareketler, tüm dünyaki devrimci mücadele için son 25 yılın yaşananlarından güçlü dersler çıkarmak için büyük bir fırsat yaratıyor. Her eylem, her örgütlenme son yıllarda tıkanan düşünce ve pratik ilişkilerine yeni bir canlılık verebilir. Rüzgâr yeniden güç kazanmaya başlıyor.