İsviçre’de ev işçilerini kayıt dışı çalıştırma ve göçmen kadın emeğinin sömürüsü
Bir evde ev işçisi çalıştırmak ve bunu yasal zemine oturtmak, İsviçre’de yalnızca 10 dakikalık bir form doldurma işleminden ibarettir. Buna rağmen binlerce göçmen kadın, her hafta hiçbir iş güvencesi, sigortası ve bordrosu olmadan yabancı evlerin kapısını çalmaktadır.

Avrupa’nın merkezinde, refahın ve “gelişmişliğin” sembolü olarak pazarlanan İsviçre’de ev hizmetleri sektörü, kâğıt üzerinde son derece pratik ve modern bir işleyişe sahip görünse de arka planında göçmen kadınların sırtına yıkılan derin bir toplumsal ve sınıfsal adaletsizliği barındırmaktadır. Ülkede yaklaşık 500 bin haneyi doğrudan ilgilendiren ev temizliği ve bakım hizmetleri, son yıllarda yasal önlemlerin sıkılaştırılmasına rağmen yapısal bir kayıt dışılık ve sömürü girdabından kurtulamamıştır. İsviçre Devlet Ekonomik İşler Sekreteryası (SECO) verileri, bu alanda çalışan emekçilerin çok büyük bir kısmının hiçbir resmi kayda girmeden, kelimenin tam anlamıyla “görünmez” olarak ve güvencesizce çalıştırıldığını ortaya koymaktadır.
Bir evde ev işçisi çalıştırmak ve bunu yasal zemine oturtmak, İsviçre’de yalnızca 10 dakikalık bir form doldurma işleminden ibarettir. Buna rağmen binlerce göçmen kadın, her hafta hiçbir iş güvencesi, sigortası ve bordrosu olmadan yabancı evlerin kapısını çalmaktadır. Buradaki temel sorun, bürokratik işlemlerin zorluğu veya formların uzunluğu değildir; asıl sorun, göçmen kadının emeğinin piyasa tarafından sistematik olarak ucuzlatılması ve egemen göç politikalarıyla çalışma hakkından mahrum bırakılan bu işçilerin çaresizlik üzerinden bu ucuzluğa, kölelik koşullarına mahkûm edilmesidir.
Kolaylaştırılmış bürokrasiye rağmen kaçılan sorumluluk
İsviçre Konfederasyonu, ev içi emeğin kayıt altına alınması amacıyla 2008 yılından bu yana “Sadeleştirilmiş Hesaplama Usulü” adı verilen bir sistemi yürürlükte tutmaktadır. Kayıt dışı çalışmayla mücadelenin en önemli halkası olan bu sisteme göre; bir işçinin yıllık ücreti kişi başına 22.680 frangı, hanenin toplam harcaması ise 60.480 frangı aşmıyorsa, tüm yasal yükümlülükler tek bir bildirimle çözülebilmektedir.
Bu tek form sayesinde; Yaşlılık ve Geride Kalanlar Sigortası (AHV), malullük ve kazanç kaybı sigortaları, işsizlik ödeneği ve aile yardımları, kaynakta kesilen stopaj vergisi, zorunlu kaza sigortası, aynı kanal üzerinden sisteme işlenir. Üstelik yetişkin işçiler için herhangi bir alt kazanç sınırı bulunmamaktadır; kazanılan ilk franktan itibaren bildirim yapılması yasal bir zorunluluktur.
Ancak bu çarpıcı kolaylığa rağmen, burjuva hanelerin büyük kısmı bu sorumluluktan kaçmaktadır. Yapılan medya araştırmalarında ve saha çalışmalarında, temizlik işi arayan bir kadına geri dönüş yapan hanelerin tamamının sigortasız ve güvencesiz çalıştırmaya dünden razı olduğu görülmüştür. Ev sahipleri açıkça, “daire temiz olduğu sürece, işçinin sigortalı olup olmamasının umrunda olmadığını” söylemektedir. İsviçre’nin en büyük işçi sendikalarından biri olan Unia Sendikası temsilcilerinin de vurguladığı gibi, 10 dakikalık bu işlemi yapmamanın tek amacı, sosyal sigorta primlerinden kabaca % 15 tasarruf etme arzusudur.
% 15’in eşitsiz terazisi: Bir tarafın tasarrufu, diğerinin çalınan geleceği
Bu % 15’lik yasal prim oranı ve mevcut piyasa koşulları, masanın iki tarafı için asla aynı anlama gelmemektedir. İşveren konumundaki ayrıcalıklı haneler ve işletmeler için bu oranlar, ay sonunda bütçede fark edilmeyen, feda edilebilir küçük birer kârlılık kalemidir. Üstelik piyasada sömürünün tonu kantonlara ve sektörlere göre daha da koyulaşmaktadır: İsviçre’de ev hizmetlerinde resmi saatlik asgari ücret 30 franktır. Ancak göçmen kadınların statüsüzlüğünü fırsat bilen sömürü çarkı bu sınırı tamamen çiğnemektedir. Ev temizlik işlerinde kayıt dışı (kaçak) çalıştırılan bir kadının saatlik ücreti piyasada ortalama 20 franga düşürülmektedir. Bazı taşeron firmalar bu bedeli 18 franga kadar indirirken, denetimlerin uzağındaki restoranlarda kaçak çalıştırılan temizlik işçileri doğrudan 18 franklık bir kölelik ücretine mahkûm edilmektedir.
Bu durum, patronların ve hanelerin sadece yasal sigorta primlerini değil, işçinin saatlik emeğinden de doğrudan 10 ila 12 frangı gasp etmektedir. Haftalık temizlikler üzerinden hesaplandığında, yasal standartların çok altındaki bu ücretler sayesinde mülk sahipleri yılda binlerce franglık haksız bir “tasarruf” elde eder. Oysa o evleri ve restoranları temizleyen göçmen kadın için bu görünmeyen makas; eksik bir sigorta yılı, kimyasallara maruz kalmaktan ya da ağır iş yükünden ötürü meslek hastalığına yakalandığında kimsenin üstlenmediği bir tedavi faturası ve 65 yaşına gelip emeklilik hesabı açıldığında elinde kalan koca bir hiçliktir.
İsviçre sosyal güvenlik sisteminin temel direği olan Yaşlılık ve Geride Kalanlar Sigortası (AHV), çalışılan her yılı gelecekteki emekli aylığına dönüştürür. Sisteme yazılmayan her yıl, kadının yaşlılıkta yoksulluğa ve devletin yetersiz “tamamlayıcı yardımlarına” mahkûm olması demektir. Ev sahiplerinin ve restoran patronlarının ceplerinde tuttukları o küçük primler ile kıstıkları saat ücretleri aslında yok olmaz; fatura kadının yaşlılığına, bedenine, sağlığına ve nihayetinde ortak toplumsal kasaya devredilir. Yani zenginlik hanede ve işletmede kalırken, sömürünün maliyeti kadının geleceğinden çalınır.
Denetimsizlik ve istatistiklerin gösterdiği gerçeklik
Resmi veriler ve sektörel raporlar, bu görünmeyen sömürünün boyutlarını sayısal olarak da kanıtlamaktadır:
Gerileyen Kayıtlar ve Denetimler: Devlet Ekonomik İşler Sekreteryası (SECO) raporlarına göre, 2021 yılında sadeleştirilmiş usulü kullanan işveren sayısı 100 bin civarındayken, 2025 yılına gelindiğinde bu sayı 66 bine gerilemiştir. Dört yılda üçte birlik bir düşüş söz konusudur. Benzer şekilde, özel hanelere yönelik devlet denetimleri de 2021’de 700 civarındayken, 2025’te 239’a kadar düşürülmüştür. Bu durum, bir hanenin devlet tarafından denetlenme ihtimalini yıllık yüzde 0,048 gibi absürt ve imkânsız bir seviyeye indirmektedir. Sermaye ve mülkiyet, hanelerin kapalı kapıları ardında denetimden muaf tutulmaktadır.
Kayıt Dışılığın Devasa Boyutu: Sektörel analiz platformu Clino’nun verilerine göre, özel hanelerde kayıt dışı çalışan insan sayısı 75 bin civarındadır ve bu durum her yıl 55 ila 83 milyon frang arasında ödenmeyen prim kaybına (yani işçiden çalınan hakka) yol açmaktadır. Sektördeki işçilerin yüzde 97’si kadın, yüzde 74’ü ise İsviçre vatandaşı olmayan göçmenlerdir. Kayıt dışılık oranları resmi raporlarda en az %43, sendikal tahminlerde ise %80’e kadar çıkmaktadır.
Farklı Coğrafyalar, Aynı Mutfaklar: “Kâğıtsızlar” ve İnsan Ticareti
Ev içi emek sömürüsü tek bir coğrafyayla sınırlı değildir. Cenevre’de geçmişte uygulanan ve düzensiz göçmenleri kayıt altına almayı amaçlayan Papyrus Operasyonu (Opération Papyrus), yaklaşık 3 bin kişiyi yasallaştırmıştır. Federal Sosyal Güvenlik Dergisi incelemelerine göre, bu programdan yararlananların ezici çoğunluğu, 10 yıldan uzun süredir kentte yaşayan, geçerli oturma izni bulunmayan ve ev işlerinde çalışan Latin Amerika ile Güneydoğu Asya kökenli kadınlardı.
Günümüzde de Zürih ve Bern gibi büyük kentlerde aynı sömürü çarkı dönmeye devam etmektedir. Ülkeye turist vizesiyle giren, yasal kalış süresini aşan ve hayatta kalabilmek için evden eve temizliğe giden Brezilyalı, Bolivyalı, Ekvadorlu, Perulu ve Honduraslı kadınların sayısı azımsanmayacak boyuttadır. İsviçre genelinde “Sans-Papiers” (Kâğıtsızlar / Resmi kimlik belgesi olmayanlar) olarak adlandırılan ve hiçbir yasal güvencesi bulunmayan yaklaşık 150 bin düzensiz göçmenin yaşadığı tahmin edilmektedir ve bu nüfusun gövdesini kadınlar oluşturmaktadır.
Sömürü yalnızca kıta dışından gelenlerle de sınırlı değildir; Balkan ülkelerinden gelen kadınlar da aynı mutfaklarda, çok daha ağır ve ırkçı koşullarda çalıştırılmaktadır. Nitekim kanton mahkemelerine yansıyan davalarda, lüks turizm bölgesi Gstaad Da onlarca kadının haftanın 7 günü, günde 16 saate varan sürelerle ev işlerine koşulduğu belgelenmiş ve bu vakalar yasal kayıtlara “insan ticareti ve nitelikli sömürü” suçlamasıyla geçmiştir.
Avrupa Birliği üyesi olan ve serbest dolaşım hakkı bulunan Polonyalı kadınlar bile bu sektörün kuralsızlığından kaçamamaktadır. Çünkü merdiven altı piyasada işverenin aradığı şey pasaport veya yasal hak değil; hakkını arayamayacak, ses çıkaramayacak bordrosuz emektir. Yasal hakkı olan da, olmayan da kapıda aynı teklifle karşılaşır: “Nakit zarfla ödeme yapsak olur mu?”
Hukukun Ürettiği Bir Statü Olarak “Kayıt Dışılık” ve Çözüm Arayışı
Üçüncü ülke (Avrupa Birliği dışı) vatandaşlarının İsviçre’de ev temizliği gibi sektörlerde yasal yollardan iş bulması; katı kotalar, yerli işçi önceliği ve yüksek nitelik şartları nedeniyle fiilen imkânsızdır. Devletin uyguladığı katı iltica prosedürleri de bu kapıyı açmaya yetmemektedir:
N İzinli (Sığınmacı) Statüsü: Federal sığınmacı merkezlerindeyken çalışma hakkı tamamen yasaktır. Başvurudan sonraki ilk 3 ay genel çalışma yasağı uygulanır. İlk derece kararı olumsuz ise bu yasak 6 aya uzar. Süre dolsa bile bürokratik engeller aşılmaz durumdadır; işverenin kantona başvurması, yerli önceliğini kanıtlaması ve sektör standartlarında ücret vermesi gerekir.
F İzinli (Geçici Kabul Edilenler) Statüsü: Sığınma talebi reddedilen ancak güvenlik gerekçesiyle sınır dışı edilemeyen bu kişiler, ancak 2019’dan beri basit bir bildirimle çalışabilmektedir.
Acil Yardıma Bırakılanlar: Sığınma talebi tamamen reddedilen ve kantonlar tarafından sadece asgari insani yardımla (gıda ve barınma) hayatta kalmaya zorlanan kişilerin çalışma hakkı tamamen ellerinden alınır.
Devlet Göç Sekreterliği (SEM) ve kanton göç dairelerinin mevzuatlarında açıkça belirtilen bu katı kurallar, insanları derin bir çaresizliğe itmektedir. Sığınma prosedürü uzadıkça; kira, gıda ve geride bırakılan ailelerin geçim yükü büyümekte, yasal kanallar kapalı olduğu için hayatta kalmanın tek yolu kayıt dışı piyasaya adım atmak olmaktadır. Dolayısıyla buradaki “kayıt dışılık/kaçaklık”, bireysel bir hukuksuzluk değil; bizzat mevcut göç yasalarının ve kapitalist devlet mekanizmasının ürettiği politik bir statüdür.
Sınırları Aşan Sınıf Dayanışması İhtiyacı
Mevcut düzen kendiliğinden düzelmeyecektir. Sermayenin, ırkçılığın ve patriyarkanın kesişim noktasında duran ev içi emek sömürüsü, işverenlerin insafına veya 10 dakikalık formların kolaylığına bırakılamaz. 10 dakikalık form, yalnızca yasal çalışma hakkı olan ayrıcalıklı azınlık için bir kapıdır; sistem, çalışma hakkı olmayanları o kapının arkasındaki mutfaklara hapsetmektedir. Biri % 15 tasarruf ederken, öteki ekmeğini hiçbir bordroda görünmeyen bir ömürden, kendi geleceğini eriterek çıkarmaktadır.
Göçmen kadın emeğinin bu yapısal sömürüsüne karşı durmak; Türkiye’den İsviçre’ye ev işçilerinin ortak mücadelesini büyütmekle mümkündür. Çözüm yalnızca cezaları artırmak değildir:
Statüsüz ve iltica prosedüründe bekleyen tüm kadınlara acilen yasal çalışma ve güvence yolları açılmalı,
Ev içi alanlar denetim dışı olmaktan çıkarılmalı,
“Nakit zarf” düzeni normalleştirilmemeli ve sendikal örgütlenme hakkı sınır tanımaksızın savunulmalıdır.
Dünyanın neresinde olursa olsun ev işçisi kadınların emeği görünür olana, insanca yaşam hakları teslim edilene kadar bu mücadele edilmelidir.
Ekmek de yaşam da kayıtsızlığın karanlığına teslim edilemeyecek kadar değerlidir.
Kaynaklar
41 Media — İsviçre’de ev temizliğinde kaçak çalışma büyüyor
SECO — Kayıt Dışı Çalışmayla Mücadele Yasası 2025 Uygulama Raporu